• Ermeniler, gergin bir seçim kampanyası yaşıyor. Bu seçim, ülkenin kimliğinde sancılı bir yeniden tanımlama ile hâlâ belirsiz fırsatlar ufku arasında sıkışıp kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor.

* LAURENCE BROERS-Çeviri: Yeni Özgür Politika

Ermenistan, 7 Haziran’da, 1991’de bağımsızlığını kazanmasından bu yana en kritik seçimlerinden birine hazırlanıyor.

Ermenistan, 2023’te Dağlık Karabağ topraklarını kesin olarak Azerbaycan’a kaptırdı. Bu bölgenin kontrolü mücadelesi, 1990’lardaki Ermenistan ulusal bağımsızlık hareketinin itici gücüydü ve kaybı, Ermeni milliyetçiliğinin önemli bir temelini ortadan kaldırdı. Karabağ’ın kaybı, aynı zamanda Rusya’nın Ermenistan dış politikası üzerindeki kontrolünü de gevşetti; Moskova’nın Güney Kafkasya’daki gücünün azaldığını ve himaye kapasitesinin sınırlarını gözler önüne serdi.

Görevdeki Başbakan Nikol Paşinyan ve Sivil Sözleşme Partisi, “Büyük Ermenistan” hayali yerine “Gerçek Ermenistan” sloganı altında Azerbaycan’la nihai bir barış anlaşması için kampanya yürütüyor. Taraflar, çatışmayı, toprak taleplerinden kesin vazgeçiş ve Ermenistan’ın bölgesel bağlantı projelerine entegrasyonu ile sona erdirmeyi hedefliyor. Paşinyan, ayrıca Ermenistan’ın dış politikasını geniş tartışmalara yol açan bir “Batı’ya pivot” ile yeniden kalibre etti. Bu hamle, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den “Ukrayna senaryosu” uyarılarına neden oldu.

Paşinyan’a muhalefet eden bloklar arasında Rusya ile ilişkileri yeniden canlandırmak isteyenler ve parlamentoya girme eşiğini aşma şansı düşük küçük partiler yer alıyor. Anketler, Paşinyan’ın partisi Sivil Sözleşme’yi, Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan’ın liderliğindeki “Güçlü Ermenistan” blokunun önünde gösteriyor.

Birçok seçmen hâlâ kararsız, ancak Mayıs ortasında yapılan bir ankette kararsızların yüzde 45’i, Ermenistan’ın doğru yönde ilerlediğine inandığını belirtti. Yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonu endişeleri haklı olsa da Paşinyan’ın ilerleyişinin durması pek olası görünmüyor.

Barışa kamuoyu desteği

Washington’da Ağustos 2025'te düzenlenen zirvede Ermenistan ve Azerbaycan dışişleri bakanları, ABD Başkanı Donald Trump’ın huzurunda bir barış anlaşmasını paraf ettiler, ancak imzalamadılar. Şubat 2024’ten bu yana hiçbir askeri kayıp yaşanmadı ve Azerbaycan ile Türkiye, Ermenistan’a yönelik uzun süredir devam eden abluka ve engelleri kaldırma yönünde adımlar attı. Bu tarihi ilerleme, hâlâ geçici nitelikte. Anlaşmanın imzalanması, Azerbaycan’ın ısrarı üzerine Ermenistan’ın yeni bir anayasa kabul etmesine ve metinden Dağlık Karabağ’a ilişkin tüm referansların çıkarılmasına bağlı. Yeni anayasanın kabulü, seçimden sonra ayrı bir referandum gerektirecek. Bu durum, mevcut seçimi Paşinyan’ın müzakere ettiği şartlar ve Ermenistan için öngördüğü istikamet konusunda fiili bir ön referanduma dönüştürüyor.

Ermeniler, 2020 savaşındaki yenilgi, Eylül 2022'de Azerbaycan’ın Ermenistan topraklarına saldırısı ve Eylül 2023'te Bakü’nün Karabağ’ı askeri yolla ilhak etmesiyle sonuçlanan 10 yıllık kesintisiz cephe şiddeti sonrası güvenlikteki iyileşmeyi hissediyor. Bakü ile kalıcı bir uzlaşma ihtiyacının geniş kabul gördüğü bir gerçek, ancak Karabağ’ın kaybı, Ermenistan’ın siyasi bünyesinde derin yarıklar bıraktı.

Bu yarıklar, seçim kampanyasında üzücü ve endişe verici biçimlerde su yüzüne çıktı. Paşinyan, barış anlatısını sorgulayan vatandaşlarla kampanya sırasında sert tartışmalara girdi. Maskeli kişilerin Paşinyan’a şiddet tehdidinde bulunduğu bir video da sosyal medyada yayıldı. Bu tür tehditler, 1999’daki parlamento baskınında lider kadrosunun suikasta uğradığı bir ülkede ciddiye alınıyor.

Öte yandan sivil toplumun birçok kesimi, hükümetin Dağlık Karabağ’ın kaybı ve nüfusunun toplu göçü konusunda “unutkanlık” dayattığını düşünüyor. Bazılarına göre, hükümet söylemi, eski Karabağ Ermenilerine yönelik nefret söylemine dönüşüyor. Paşinyan ve destekçileri ise bu eleştirileri, Azerbaycan’la barış şartlarına direnişi maskeleyen bir tutum olarak görüyor.

Bu gergin atmosfer, Ermenistan’ın demokratik rotasına ilişkin biriken endişeleri artırıyor. Kutuplaşma, siyasi sadakatte “ya hep ya hiç” tutumunu besliyor. Başbakan ile muhalefet, Ermeni Apostol Kilisesi ve Karabağ Ermenileri gibi kesimler arasındaki sert üslup, ülkenin siyasi kültürünün yönü konusunda kaygı yaratıyor. Örneğin kampanya sırasında Paşinyan, bir Karabağ Ermenisi mülteciye “Hâlâ neden yaşıyorsun?” diye sormuş, Karabağ’da kalıp ölmesi gerektiğini ima etmişti. Adam daha sonra holiganlık suçlamasıyla gözaltına alındı. Bu tür çıkışlar, olası bir gelecek anlaşmanın istikrarı açısından iyi sinyaller vermiyor.

“Gerçek Ermenistan” jeopolitik bir gerçeklik olarak kabul edilse bile yerinden edilmiş Ermeniler ve Karabağ mirasıyla nasıl başa çıkılacağı hâlâ açık bir soru. Bu sorunun nihai cevabı da Ermenilerin kendisine ait olmalı.

Batı’ya mı, dünyaya mı pivot?

Ermenistan’ın jeopolitiği, demokrasisinin ölçülü bir şekilde tartışılmasını ne yazık ki zorlaştırıyor. Paşinyan'ı 2018 “Kadife Devrimi” ile iktidara taşıyan hareket, kendini bilinçli olarak yalnızca iç mesele olarak tanımlamış ve Rusya ile ittifaka dokunmamıştı. 2023’teki kesin Karabağ kaybı, Paşinyan’ı bu ittifaka bağlı kalmak zorunluluğundan kurtardı. Aynı zamanda muhalefetin, Moskova ile yakınlaşmanın tek kurtuluş yolu olduğu inancını güçlendirdi.

Ermenistan’ın “Batı’ya pivot”u çok konuşuldu. Gerçekten de birkaç yıl önce Rusya’nın uysal bir müttefiki olarak görülen ülkede bugün yaşanan birçok gelişme o dönemde hayal bile edilemezdi. Özellikle ABD, Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası (TRIPP) adlı planla önemli bir barış arabulucusu haline geldi. Bu, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında güney Ermenistan üzerinden geçmesi planlanan ticaret, iletişim ve enerji koridoru projesi. Seçim kampanyasından kısa süre önce Erivan, Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesine ve ilk AB-Ermenistan zirvesine ev sahipliği yaptı. “Ermenistan’ın Avrupa tercihi” söylemi medyada geniş yer buldu. Elbette “Batı’ya pivot”, Ermenistan demokrasisi için riskler de taşıyor. Rusya, Ermenistan’ı AB ile rekabette bir kayıp olarak gördükçe bu oyunun kurallarına daha sıkı sarılacak. Ermenistan’ın enerji, gıda ve Rusya’daki göçmen işçilerin hâlâ önemli düzeydeki döviz transferlerine bağımlılığı düşünüldüğünde bu durum riskli.

Öte yandan Avrupa da Ermenistan’ı Rusya baskısına karşı kırılgan gördükçe, Paşinyan’ın demokratik siciliyle ilgili eksiklikleri göz ardı etmeyi kolay bulabilir. Rusya ile Batı arasında bir seçim, Ermenistan’ın dış politika seçeneklerini aşırı basitleştiren bir yaklaşımdır. Güney Kafkasya, çok kutupluluğa doğuştan yatkındır ve bu, bölge ülkelerinin dış politikalarında giderek daha belirgin hale geliyor. Üç Güney Kafkasya ülkesi de "her yöne uyum" stratejisine yöneliyor; kendilerini Avrasya bağlantı akımlarında birer düğüm haline getirmeye çalışıyor.

Ermenistan da Körfez ülkeleri, Güney Asya ve Çin’le ilişkilerini geliştiriyor. Rusya ile önemli bağlar hâlâ sürüyor: Rusya öncülüğündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) üyeliği fiilen sona ermiş durumda, ancak Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliği somut faydalar sağlıyor ve Rusya, Ermenistan’ın en büyük ihracat pazarı olmaya devam ediyor.

Anketler, AB üyeliğini destekleyen çoğunluk gösterse de bu hedef hâlâ uzak. AEB üyeliği, Gürcistan’ın tıkanan AB adaylığı ve AB’nin Ukrayna-Moldova odaklanması, “Batı’ya pivot” tartışılırken akılda tutulması gereken yapısal sınırlamalardır. Genişleme gündemde olmadığına göre Avrupa, Ermenistan’a sessiz, istikrarlı ve kurumsal destek vererek, ikili tercihlerin Erivan’ın manevra alanını daralttığını hatırlatarak yardımcı olabilir.

Paşinyan’ın “Gerçek Ermenistan” kampanyası, ülkenin jeopolitiği ve kapasitesiyle kaçınılmaz bir hesaplaşmayı ima ediyor. Antagonistik bir siyasi kültür ve dış politika seçeneklerini basite indirgeyen bir yaklaşım, bu sancılı ama gerekli gündemi hâlâ baltalayabilir.

* Chatham House Rusya ve Avrasya Programı yardımcı araştırmacılarından Laurence Broers'ın makalesi çevrilerek düzenlendi.