Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Direktörü Rami Abdurrahman, Suriye’deki mevcut tabloyu ve geleceğini Yeni Özgür Politika için yazdı.

  • Suriye’de kriz artık yalnızca güvenlik sorunundan ibaret değil. Ekonomik çöküş ve toplumsal sorunların yanı sıra bölgesel ve uluslararası güçlerin rekabeti, milyonlarca Suriyelinin geleceğini tehdit ediyor.

RAMİ ABDURRAHMAN

İsrail’in Suriye topraklarına yönelik son saldırıları, Suriye’de yaşanan gelişmeler açısından münferit ya da istisnai bir olay değildi. Saldırılar, Suriye’nin hala bölgenin en karmaşık ve dış güçlerin rekabetine en fazla maruz kalan sahalarından biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu. On beş yılı aşkın süren çatışmaların ardından ülke, art arda gelen krizler döngüsünden çıkmaya çalışırken, topraklarında çoğu zaman Suriyelilerin kendi çıkarlarını aşan bölgesel ve uluslararası hesaplaşmalar yaşanıyor.

Ülkenin çeşitli illerinde yaşanan askeri, güvenlik, siyasi ve insani gelişmeleri günlük olarak takip etmemiz, Suriye’nin bugün son yılların en tehlikeli dönemlerinden birini yaşadığını ortaya koyuyor. İsrail’in tekrarlanan gerilim yaratma girişimleri, kuzeyde devam eden Türk etkisi, İran’ın rolü ile Rusya ve ABD’nin varlığına ülkedeki sosyal ve ekonomik krizler de eşlik ediyor. Tüm bu gelişmeler, Suriye’yi son derece kırılgan bir durumda bırakırken, yeni gerilim ve istikrarsızlık riskini artırıyor.

Dahası, bölgesel ve askeri çatışmaların gölgesinde milyonlarca Suriyeli yoksulluk, işsizlik, hizmetlerin çöküşü ve siyasi geleceğe ilişkin belirsizlik gibi sorunlarla mücadele ediyor. Ancak bu sorunlar, çoğu zaman askeri gelişmeler kadar gündeme gelmiyor.

 Birleşik bir devlet yok

Günümüzde Suriye’den geleneksel anlamıyla “birleşik bir devlet” olarak söz etmek giderek zorlaşıyor. Ülke, her birinin kendine özgü siyasi, güvenlik ve ekonomik koşullara sahip olduğu çok sayıda etki alanına fiilen bölünmüş durumda.

Suriye hükümeti ülkenin büyük bölümünde otoritesini sürdürürken, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, kuzeydoğudaki geniş alanları idare ediyor. Türkiye ve desteklediği Suriyeli gruplar ise kuzeydeki bazı bölgelerin kontrolünü elinde tutmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra, çeşitli yerel ve bölgesel güçlerin etkisinin hissedildiği başka bölgeler de bulunuyor. Bu bölünme yalnızca coğrafi sınırlarla sınırlı kalmadı; ekonomiden yönetime, kamu hizmetlerinden halkın günlük yaşamına kadar hayatın birçok alanına yayıldı.

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’de insani ihtiyaçların hala geniş çapta devam ettiğine dikkat çekiyor. 2026 yılı boyunca ülkede 15,6 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyacağı, ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının ise yaklaşık 5,5 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Suriye dışında yaşayan mültecilerin sayısı yaklaşık 4 milyon olarak ifade edilirken, Dünya Bankası tahminlerine göre halkın yaklaşık yüzde 67’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Özerk Yönetim bölgeleri daha güvenli

Bölgeler ve aidiyetler farklı olsa da Suriyelilerin ortak sorunlarının başında geleceğe ilişkin kaygılar geliyor. Suriye’nin kuzey ve doğusunda Kürtler, Araplar, Süryaniler, Asuriler ve diğer topluluklar, son yıllarda ülkenin diğer bölgelerine kıyasla belirli ölçüde güvenlik ve istikrar sağlamayı başaran özyönetim deneyimi kapsamında yaşamlarını sürdürüyor.

Ancak bölge hala önemli zorluklarla karşı karşıya. Bunların başında Türkiye’den kaynaklanan sürekli tehditler, DAİŞ’in yeniden faaliyete geçme riski ve Suriye’de nihai siyasi çözümün nasıl şekilleneceğine ilişkin belirsizlik geliyor.

Süveyda ve Alevi bölgeleri

Süveyda vilayetinde halk protestoları, ekonomik kötüleşme ve siyasi çözüm eksikliğinden kaynaklanan gerilimin boyutunu yansıtan sürekli bir olguya dönüştü. Dürzi mezhebine mensup pek çok kişi, mevcut koşulların kendileri açısından güvenlik, istikrar ve vilayetin geleceğine ilişkin giderek daha ciddi sorunlar yarattığını düşünüyor.

Alevi topluluğunun büyük bölümünün yoğunlaştığı Suriye’nin kıyı kesiminde ise ekonomik kriz, siyasi ayrılıkların ötesine geçerek öncelikli bir sorun haline geldi. Özellikle yıllar süren savaşın ve yıpratıcı sürecin ardından artan fiyatlar, düşen satın alma gücü ve işsizlik, halkın temel endişeleri arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra, Alevilere yönelik baskılar, kısıtlamalar ve takibin yarattığı endişe ortamı, halkın kaygılarını da artırıyor.

Öte yandan Şam, Halep, Humus, Hama, Dera, Dêrazor, Reqa ve diğer illerde yaşayan Arap nüfusun çoğunluğu da benzer sorunlarla karşı karşıya. Yaşam maliyetlerindeki artış, hizmetlerdeki gerileme, iş imkânlarının azalması ve özellikle gençler arasındaki göç eğilimi, halkın yaşadığı başlıca sorunlar arasında yer alıyor. 

Kurbanlar ve ihlaller

Yıllar süren çatışmanın geride bıraktığı ağır insani bedel göz ardı edilerek Suriye’deki mevcut durumu anlamak mümkün değil. Verilerimize göre, 2011 yılından bu yana belgelenen toplam ölü sayısı 689 bin 906’ya ulaştı. Bu kayıpların 204 bin 514’ünü siviller oluştururken, hayatını kaybedenler arasında 26 bin 987 çocuk ve 16 bin 839 kadın bulunuyor. Belgelenen kayıplar arasında 2 bin 444 Alevi ve 2 bin 24 Dürzi de yer alıyor. Kayıp olarak kayıtlara geçen kişilerin sayısı ise 92 bin.

Son olaylar nedeniyle yerinden edilenlerin sayısı ise henüz belgelenemiyor. Bu rakamlar, Suriye’nin yaşadığı trajedinin boyutunu ortaya koyarken, adaletin sağlanması, kayıpların akıbetinin aydınlatılması ve cezasızlığın sona erdirilmesi yönündeki acil ihtiyaca da işaret ediyor.

Bölgesel çatışmaların sahnesi

Suriye krizinde yaşanan en tehlikeli dönüşümlerden biri, ülkenin birbiriyle rekabet eden bölgesel ve uluslararası güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir alan haline gelmesi oldu. İsrail, Suriye topraklarına güvenlik perspektifinden yaklaşırken, “ulusal güvenliğine tehdit” olarak değerlendirdiği unsurları hedef almaya devam ediyor. Türkiye ise Suriye meselesini sınır güvenliği, Kürt sorunu ve son yıllarda oluşturduğu etki alanları çerçevesinde ele alıyor. İran bölgedeki nüfuzunu korumaya, Rusya ise askeri müdahalesinin ardından elde ettiği stratejik kazanımları sürdürmeye çalışıyor. ABD de Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerinde, özellikle terörle mücadele ve DAİŞ’le ilgili konularda etkin varlığını sürdürüyor.

Bu farklı çıkarların Suriye’de kesişmesi, ülkeyi bölgesel ve uluslararası gelişmelerden en fazla etkilenen ülkelerden biri haline getirirken, ulusal kurumların ülke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etmesini de zorlaştırıyor.

 Sakinleşme mi, tırmanma mı? 

Son İsrail saldırıları, tüm bölgenin siyasi ve güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde gerçekleşti. Ancak Suriyeliler açısından asıl endişe kaynağı, yalnızca askeri çatışmaların genişlemesi değil, krize kalıcı bir çözüm bulunmasını engelleyen siyasi çıkmazın devam etmesi.

Suriye’nin bugün karşı karşıya olduğu zorluklar yalnızca güvenlikle sınırlı değil. Neredeyse çökmüş bir ekonomi, savaşın yıprattığı bir toplum, ülke içinde ve dışında yerinden edilmiş milyonlarca insanın yanı sıra toplumun farklı kesimleri ile devlet arasında derin bir güven krizi bulunuyor.

Son gelişmeler, Suriye’nin hala gerçek istikrardan uzak olduğunu ve çatışmanın artık yalnızca iç dinamiklerle sınırlı kalmayarak geniş bir bölgesel ve uluslararası rekabet ağının parçası haline geldiğini ortaya koyuyor. Çeşitli güçler kendi çıkarlarını gözetmeyi sürdürürken, Kürtler, Araplar, Dürziler, Aleviler, Süryaniler, Asuriler ve diğer tüm topluluklar dahil olmak üzere Suriyeliler, bu durumun devamından en fazla zarar gören taraf olmaya devam ediyor.

Suriye, savaş yılları boyunca çok ağır bedeller ödedi ve ülke yeni bir şiddet ve bölünme döngüsünü kaldıramaz. Suriyelilerin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla çatışma alanı değil; tüm vatandaşların haklarını, özgürlüklerini, adaleti ve eşitliği güvence altına alan, ülkenin birliğini ve tarihsel çeşitliliğini koruyan kapsayıcı bir ulusal projedir.