Seçim öncesinden başlayan sertleşme ve katliam girişimleri, seçimden sonra artarak sürüyor. Seçim öncesinde 28 Şubat-Dolmabahçe deklarasyonuyla başlayan iyimserlik havası AKP şeflerini rahatsız etti. Siyasi çözüm-demokratik çözüm çabalarının gelişmesinden, toplumda bulduğu destekten korkan Erdoğan ve AKP çözüm masasını devirdi. Anketlere göre halklarımızın yüzde yetmişi çözüm sürecini destekliyordu. MHP tabanının bile yarıya yakını siyasi çözümden yanaydı. Demokratik-siyasi çözümden yana olan halk kitlelerinin eğilimi HDP’den yana değişmeye başladı. AKP eriyor, HDP büyüyordu. AKP Eşbaşkanı gibi seçim meydanlarına inen Erdoğan paniğe kapıldı. Kamuoyunun yakinen bildiği bütün gelişmeleri inkar etti.
Çözüm süreci için çıkarılan yasayı, kamuoyuna açıklanan 10 maddelik Dolmabahçe mutabakatını, Öcalan ile üç yıldır sürdürülen ve hepsi de kayıt altında olan görüşmeleri bir kenara attı. Bir anlamda demokratik-siyasi çözümden yana olan bütün halk güçlerine ve bütün çevrelere rest çekti. Her türlü provokasyon, tehdit, şantaj ve halka yönelik katliamlar gündeme getirildi. Demirtaş’a yönelik suikast girişimleri, HDP binalarına ve mitinglerine yönelik katliamlar, saldırılar arttı.
Erdoğan, açık açık “Ya biz tek adam-tek parti iktidarı olarak kalırız ya da kaos olur” dedi. Bu amaçla Öcalan’ı yasadışı olarak tecride aldılar ve sesini kestiler. Öcalan ile ne ailesi ne de avukatları görüşebiliyor. HDP’yi her yolla barajın altında bırakarak saf dışı etmeyi ve HDP oylarını gasp ederek 400 milletvekilini kapmayı planladılar. Ancak halklarımız Erdoğan’ın şantajlarına, tehditlerine, katliamlarına boyun eğmedi. Her türlü provokasyonu boşa çıkardı. Seçimlerde AKP diktasına son verdi. AKP şefleri bu iradeye saygı duymak yerine, bu iradeyi geçersiz kılmaya kalkıştılar. AKP medyası “Halk kaos dedi” manşetleri attı. Halk iradesine karşı bu kadar saygısız olanlardan her türlü ihanet ve alçaklık beklenir. Seçimden sonra da izledikleri siyaset bu gerçeği gösteriyor.
Aradan bunca zaman geçti ama yeni hükümet kurulamadığı için seçim kaybetmiş düşük hükümet hala işbaşında. Bülent Arınç gibi şu anda hiçbir vasfı olmayan birisi hükümet adına asıp kesiyor. AKP hükümetini hiç takmayan Erdoğan, fiilen bir başkanlık sistemi kurmuş bulunuyor. Türkiye’yi idare etmesi gereken TBMM ise devre dışı kalmış durumda. Tam da bu dönemde, devlet adına en önemli kararlar alınıyor. Türkiye hızla “Yurtta savaş, dünyada savaş“ çizgisine götürülüyor. Bunu kimler, kimlerin adına yapıyor, o bile belli değil. Çünkü bu konuda karar verenlerin kaç gün daha hükümette kalabileceklerini kimse bilemez. Böyle oldu bittilerle ülkeyi savaş şartlarına sürüklemek ve istediklerini yapmak istiyorlar. İstedikleri, halkın her türlü direnişini ezmek ve tasfiye etmektir. Buna paralel olarak da Rojava’yı işgal ederek, Rojava Devrimi’ni de ezmek istiyorlar. IŞİD-DAİŞ eliyle yapamadıklarını, kendileri yapacaklarını sanıyorlar. Bu amaçla her yolu deniyorlar.
Şimdi, bir de yeni seçim oyunu çıkardılar. Yeni seçim neyi değiştirecek? Anketlere göre yapılacak bir yeni seçimde oy oranlarında köklü bir değişiklik beklenmiyor. Diyelim ki, AKP ve Erdoğan her türlü oyun-hileyle yeniden çoğunluk elde etti ve hükümet kurdu. Mesele bu mu? Önemli olan hükümetin ve devletin politikasıdır. Hangi hükümet kurulursa kurulsun, hatta isterlerse yeni bir askeri darbe yapsınlar: Yeni hükümet, Kürtlere karşı DAİŞ vb. ile Sünni İslam’a dayalı bir cephe halinde savaşa devam mı edecek, yoksa Kürtlerle ve tüm ezilenlerle eşitlik-özgürlük temelinde bir çözüm mü arayacak?
Bugüne kadarki politika Kürtlere, Alevilere ve sola karşı, Sünni İslam’a, Türk-İslam sentezine dayalı bir gerici savaş cephesi tercih edilmiştir. Ayrıca bu sadece AKP ve Erdoğan’ın tercihi değil, devletin egemen politikası olmuştur. Ne var ki bu politika, bunca kan dökülmesine rağmen iflas etmiştir. Bu politikanın sürdürülmesi ve başarı kazanması olanaksızdır. Bu politikada inat edildikçe Türkiye daha çok kaybedecek ve o zaman paramparça olacaktır. Türkiye’de yaşayan herkes bunun zararını çekecektir. Bu gidişata dur demek ve her türlü ırkçı-ayrımcı-faşist saldırılara karşı Kürtlerin, Alevilerin ve tüm ezilenlerin özgürlüğüne-eşitliğine dayalı bir çözüm bulmak mümkündür, hatta kaçınılmazdır.
Suruç’taki menfur katliam ile bir imha savaşı isteyenler kendilerini dayatıyor. Bir yandan katliamlar, bir yandan da askeri-polisiye operasyonlarla saldırıyorlar. DAİŞ’e operasyon yalanı tam bir kamuflajdır, aldatmacadır. Gerçek hedef HDP, Rojava Devrimi, tüm ezilenler ve onların örgütleridir.
Demokratik-siyasi çözüm isteyen, barış isteyen halkların tüm güçleri birleşmek ve bu hayasız, azgın katiller çetesini durdurmak zorundadır. Yoksa bu halk düşmanları kendiliğinden durmayacaktır.