Batman’da yurtsever demokratik insanların bulunduğu düğün evine saldırıldı. Bir genç öldü, birkaçı da yaralandı. Bu olaydan birkaç hafta önce de benzer bir saldırı Cizre’de yapılmıştı. Bu saldırıların arka arkaya gelmesi tesadüf değildir. Başbakan ile Hüda Par genel başkanının görüşmesi sonrası bu cinayetin gerçekleşmesi tabii ki ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Bu olaydan sonra yine AKP yandaşı basın ve Ergenekoncu-ulusalcı bilinen gazeteler yine PKK-Hizbullah çatışmasından söz etmeye başladılar. Böylece hükümetin ve devletin Kürtlere yönelik pis politikasını gözden kaçırmaya çalışıyorlar.
Bilindiği gibi 1990’lı yıllarda hizbul-kontra denilen gruplar devlet ve JİTEM desteğinde Kürtlere saldırtılmıştı. Devlet bu cinayet şebekelerini kullanarak halkın Özgürlük Mücadelesini bastırmayı hedeflemişti. Bu saldırılar 1992 yılındaki devletin kirli savaşla Kürt Özgürlük Hareketi’ni bastırmasının bir parçası olarak gerçekleşmişti. Kim hizbul-kontranın 1990’lı yıllarda yurtsever Kürtlere yönelik saldırılarının Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik tasfiye konseptinden ayrı gerçekleştiğini söyleyebilir? Devletin hizbul-kontrayı kullandığı gerçeğini taraflı tarafsız herkes bilmektedir. Zaten bu konuda birçok belge ve bilgi ortaya çıkmıştır. Birçok İslami yazar bile böyle değerlendirmiştir.
Kürt Halkının Hizbul-kontra olarak tanımladığı çevreleri 2000’li yıllara kadar PKK’ye karşı kullanan devlet, PKK 1999 yılında gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkarınca devletin bu çevrelere yönelik politikası değişmiştir. Çünkü devlet uluslararası komployla Kürt Halk Önderinin İmralı’ya kapatılmasıyla birlikte PKK’nin yenildiğini ve bir daha ayağa kalkamayacağını düşünmüştür. Bunun üzerine kendine Hizbullah diyen gruba yönelik operasyonlar başlatmıştır. Çoğunluğu mezar evi haline getirilen onlarca ev basılmıştır. İnsanlara ilk önce işkence yapılıyor, daha sonra öldürülenler işkence yapılan evlerin bahçelerine gömülüyormuş. Tüm Türkiye halkı bu mezar evler karşısında şaşkına düşmüştür. Devlet tarafından kullanılan bu grubun binlerce faili meçhul cinayetten de sorumlu olduğunu Kürt halkı da çok iyi biliyor. Bu gerçekler kimse tarafından inkar edilemez.
Yakın zamanda Cizre ve Batman’da gerçekleşen saldırılar da 1990’lı yıllarda olduğu gibi Kürt Özgürlük Hareketi’nin geliştiği Ortadoğu ve Türkiye’de siyaseti belirlediği dönemde gündeme gelmiştir. Rojava’da Kürtler bir ulusal demokratik devrim gerçekleştirince Türk devleti orada hemen İslam maskeli silahlı çeteleri devreye koymuş ve Kürtlere saldırtmıştır. Bu gerçekliği artık tüm dünya biliyor.
Kuzey Kürdistan’da da AKP Hükümeti Özgürlük Hareketi karşısında çok sıkışmıştır. Özellikle Kürt Halk Önderi  demokratik çözüme zorlamak için çatışmasızlık yaratıp silahlı güçleri geri çekince Türk devleti ya Kürt sorununu çözmek ya da bu süreci fırsat bilip Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme seçeneğiyle karşı karşıya kalmıştır. Çözüm politikası ortaya koyamayınca demokrasi güçleri ve Kürt Özgürlük Hareketi tarafından sıkıştırılmaya başlanmıştır. İşte bu cinayetler ve saldırılar da böyle bir ortamda gerçekleşmiştir.   
Anlaşılıyor ki AKP Hükümeti –tabii ki devlet- bu sıkışıklıktan kurtulmak için bu çevreleri kullanma kararı almıştır. 1990’lı yıllardaki savaş yeni koşullarda yeni biçimde devreye sokulmak istenmiştir. Yoksa bu saldırıları başka türlü izah etmek mümkün değildir.
Hüda Par “Bu cinayet ve saldırılar bizimle ilgili değildir” diyor. Bununla ne yapılmak isteniyor net değil. En iyimser deyimle bu olay başka güçler tarafından yapılmıştır diyerek derin devleti işaret ediyor. Çünkü daha önce de birçok cinayet için “Bunlar devlet tarafından bizim adımıza yapılmıştır” biçiminde izahlar getirmişlerdi. İleri sürülen bu gerekçelere kimse inanmamıştı, ancak üstlenmemeleri, yapılan işin kötü olduğunu kabul etmeleri anlamına geliyordu.  Daha önce de kamuoyuna yönelik inkar ediyorlar, ama yayınlarında ve propaganda da ise bu cinayetlere gerekçe buluyorlar ve sahip çıkıyorlardı.
Geçmişte işlenen cinayetlerin tümü de yurtseverlere yönelikti. Bu faili meçhul cinayetler içinde tek bir PKK kadrosu yoktur. Katledilen bazı yasal parti yöneticileri de ne PKK kadrosudur ne de organik ilişkisi olan sempatizanlardır. Bir kısmı başka gelenekten gelip yasal partide çalışan yurtsever demokratlardı. Diğerleri de yurtsever insanlardı. Amaç, tüm faşist zihniyetlerde olduğu gibi kitleyi sindirmekti.
Duyuyoruz ki, Hüda Par hem geçmişteki olaylar hem de son olayla ilgili basını kendine göre bilgilendirip yönlendirmeye çalışıyormuş. Basının önemli bölümü AKP yandaşı olduğundan bunlar üzerinden bir psikolojik savaş yürütüyormuş. Herhalde geçmişteki cinayetleri de, şimdi yaşananları da yanlış bilgilerle iki taraflı bir gerilim ve çatışmanın sonucuymuş gibi gösterip saldırılarını meşrulaştırmak istiyorlar. Nitekim bazı ne olduğu belli olmayan gazeteci kılıklı özel savaş yazarları yalan yanlış rakamlar vererek 1990’lı yıllardaki cinayetleri iki taraflı çatışma varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Güneş balçıkla sıvanmaz. Kürt halkı hafızalarında hala o yılları canlı olarak biliyor. Bu nedenle öyle çarpıtılması mümkün değildir.
Yine Hizbullah-PKK çatışması gibi haberler kesinlikle bir yeşil Ergenekon yönlendirmesidir. Böyle bir çatışma yoktur. Kürtlerin mücadelesi karşısında sıkışan yeşil Ergenekon’un hem Rojava’da hem de Kuzey Kürdistan’da İslam maskeli “karşıt İslam” çevrelerini Kürtlerin üzerine sürmesi vardır.