AKP Hükümeti’nin özellikle 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler ve işkencelerle gündeme gelen özel harekat polislerini yeniden aktif göreve çekme projesi birçok çevre tarafından „Çiller dönemine dönülüyor, Hükümet barış istemiyor“ eleştirisini almıştı. Yine Kürtlerin Demokratik Özerklik ilanına bizzat Başbakan Erdoğan’ın „Bedelini öderler“ tehdini savurması, Silvan sonrası Kürtlere yönelik ırkçı saldırıların artması, İmralı’da yapılan görüşmelerin somut adımlara dönüşmemesi üzerine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın „çekiliyorum“ demesi sürecin geldiği noktayı özetliyor. Bu süreçleri yakından takip eden Roni Margulies, Hükümetin teslim olmuş görüntüsü vermemek için askeri yöntemleri elinin altında tutmaya devam ettiğini söyledi. Margulies, devletin hiçbir zaman „şiddet ve askeri kullanmaktan vazgeçiyorum, barışçıl yöntemlerle masada çözeceğiz“ demediğini söyledi. İrlanda ile Güney Afrika’da da barışa en yakın süreçlerde dahi silahların devrede olduğunu, çok kanlı dönemlerin yaşandığını hatırlatan Margulies’in yorumu şöyle: „Bizim ülkemizde de aynı şey yaşanıyor. Barış süreçleri düz bir çizgide ilerlemiyor, hep bir iniş-çıkış oluyor. Çünkü sadece devlet değil, Kürt tarafı da masaya oturmadan önce güçlü bir konuma gelmek istiyor. Devletin barıştan vazgeçtiğini düşünmüyorum. Barıştan vazgeçmek gerçekçi bir seçenek değil. Niye değil? Çünkü yenildiler bu açık. Kürt hareketi, uzun bir mücadele sonucunda Türkiye devletini dizleri üzerine çökertti. Ama hiçbir devlet, ‘yenildim, dolayısıyla askeri yöntemleri bırakıyorum, barış konuşacağız’ diyemez, en zor dönemde dani ‘kazanıyorum’ diyecektir. Onun için barış imzalandığı gün bile bu devlet yine büyük konuşacak, yine kendisi kazanmış gibi konuşacak. Ama artık Türkiye devleti bu meseleyi şiddet, asker kullanarak, savaş yöntemleriyle kazanamayacağını biliyor. Hükümet, önümüzdeki 4 yıl içinde bu sorunu çözmek zorunda.“

Kürtler mücadeleyi yüksek tutmalı
Kürtlerin „devlet bizi oyalanıyor“ diye düşünmesinde haklı olduklarını belirten Roni Margulies, „Bence devlet ne yapacağına karar veremedi. Muhakkak ki hala devletin bir kesimi, askeri yöntemler kullanmak istiyor, belki de bu kesim ikna edilemiyor. Ancak devlet cephesinde durum ne olursa olsun, Kürt hareketinin ne yapması gerektiği belli. Kürt tarafı mücadele etmeyi bıraktığı anda hiçbir şey kazanmamış olacak bunu da herkes biliyor. Dolayısıyla mücadeleye yüksek bir düzeyde devam etmesi gerek. Eninde sonunda bu devlet masaya oturacak“ dedi.

Özerklik irade beyanı
Gazeteci Margulies, Demokratik Özerklik ilanı konusunda ise şu görüşlerini dile getirdi: „Özerklik değil, bağımsızlık ilan edilir. Ben bunu irade beyanı olarak görüyorum. İlandan ziyade bir talep. Sizin talepleriniz varsa onları getirin onları da konuşalım demek aynı zamanda. Bir de şu yanı var; özerklik ilanındaki taleplerin önemli bir kısmı zaten hayata geçirilmiş. Kürt illerinde belediyeler büyük ölçüde Kürtçe kullanıyor, anadilde eğitime doğru adımlar atılmaya çalışıyor. Diyarbakır’da insanlar sorunlarını çözmek için valilikten ziyade, BDP İl Merkezi’ne gider. Yani özerkliğe benzeyen somut, defacto durum var ortada.“

Öcalansız barış olmaz
Margulies, Türk basınında bazı yazarların Öcalan’ın liderliğini tartışmaya açması konusunda ise, „Öcalan bu hareketin simgesi haline gelmiştir, tabanın sevgiyle baktığı bir kişidir. Öcalan olmadan, hem Kandil, hem Avrupa hem de hareketin diğer unsurları hareketi bir arada tutmanın çok daha zor olacağını bilirler. Dolayısıyla ‘Öcalan’dan vazgeçtiler’ demek, saçma sapan şeyler. Öcalan hala Türk devletinin muhatap olarak karşısına almak zorunda olduğu kişidir. Zaten devlette bu durumu kabullenmiş. İmralı’ya heyetler gidiyor, devlet Öcalan’la müzakere ediyor. Daha düne kadar idamı konuşuluyordu, bugün ev hapsi konuşuluyor. Öcalan’ın görüşmelerden çekileceğini de düşünmüyorum. Öcalan bu tavrıyla pazarlıkta bir adım atıyor. Tüm bunları müzakerelerin parçası olarak görüyorum.“


ÖMER ÇELİK / FERHAT ÇELİK - DİHA-İSTANBUL