
Sert mücadele dönemi ve orta sınıf refleksleri - 1. Bölüm
Kapitalist dönemin siyasal mücadele tarihinde küçük burjuvaların toplumsal konumu, siyasetteki rolü ve refleksleri sürekli tartışılmıştır. Toprak ağalarının, burjuvazinin rolüyle köylülerin ve işçilerin rolü konusunda birbirine yakın görüşler olsa da, küçük burjuvazi konusunda farklı görüşler olmuştur. Kuşkusuz köylülerin, işçilerin toplumsal konumu, siyasetteki rolü ve refleksleri konusunda da tartışmalar olmuştur; ancak küçük burjuvazinin rolü konusunda tartışmalar oldukça fazla olmuştur. Özellikle sosyalistler, küçük burjuvazinin rolünü çok tartışmıştır.
Siyasal literatürde orta burjuvazi, orta sınıf küçük burjuvaziden ayrı ele alınsa da son zamanlarda küçük burjuvazi de orta sınıfla birlikte anılmaya başlanmıştır. Orta burjuvazi ya da orta sınıf, küçük burjuvaziyle büyük burjuva arasında olan bir toplumsal sınıf ya da tabaka durumundadır. Buradan bakıldığında bir kısmı küçük burjuvaziye yakınken, bir kısmı da büyük burjuvaziye yakındır. Refleksleri ve siyasal tutumları da yakın olduğu kesimlere göre ortaya çıkmaktadır. Bir de tekelci burjuvazi vardır. Bunlar yerli tekeller ve uluslararası tekeller olarak iki kategoride ifade edilir. Yerli olan, söz konusu ülkede bir ya da birkaç iş kolunda tümüyle hakimdir ya da baskındır. Uluslararası tekeller ise birçok ülkeyi kapsayan veya dünyaya yayılmış bir ya da birkaç iş kolunda tekel kurmuş şirketler için ifade edilmektedir.
Kürt Özgürlük Hareketi, çıkışından itibaren küçük burjuvazi üzerine değerlendirmeler yapmıştır. Kuşkusuz bu değerlendirmelerde o zamanki sosyalist ideoloji ve teorinin etkileri bulunmaktadır. Öte yandan ideolojik ve politik çizgisini netleştirme süreci olduğundan değerlendirmelerde bu sürecin etkilerini görmek de mümkündür. Bu çerçevede memurların durumu da ele alınmıştır. Genel eğilim, küçük burjuvazi içinde ele alma yönünde olsa da bu konuda farklı görüş ve değerlendirmeler her zaman olmuştur. Memurların küçük burjuvazi içinde ele alınıp değerlendirildiği ve farklı siyasi tutumlar ve refleksler gösterdiği yönündeki değerlendirmeler temelinde yaklaşıldığını söylemek gerekmektedir. PKK’nin kuruluşuna ve programına temellik yapmış Kürdistan Devriminin Yolu, yani “MANİFESTO”da küçük burjuva değerlendirmeleri ve memurlara nasıl yaklaşıldığı da yer almaktadır.
PKK bilimsel sosyalizmi temel aldı
Kürt Özgürlük Hareketi, işçi sınıfının ideolojisi olarak ifade edilen bilimsel sosyalizmi kendine kılavuz edinmiştir. Bu ideoloji doğrultusunda işçi-köylü ittifakı temelinde Kürdistan devrimini yapmayı esas almıştır. Bu temel ittifak temelinde küçük burjuvazinin bir kısmının da devrimde yer alacağı öngörülmüştür. Ancak o günkü koşullarda küçük burjuva siyasal eğilimli hareketlerin Kürdistan’da olumsuz rol oynadığına özellikle vurgu yapılmıştır.
O dönemde Kürdistan’daki küçük burjuvazi ve memurların Kürdistan’da gelişen devlet kurumları ve kapitalizm ortamında şekillendiği, bu nedenle devlete karşı cepheden mücadele içine girmediği, hatta Kürdistan’da gelişen imkanlardan pay alma peşinde koştuğu, çoğunluğunun da işbirlikçi Kürt egemenlerin çocukları olduğu, siyasal tutum ve reflekslerini de bu durumların belirlediği tespiti yapılmıştır.
Bu sınıflar ve bu sınıflara dayalı siyasal eğilimlere yaklaşım, Kürdistan’da uygulanan sömürgecilik ile bu sömürgeciliğin Kürtlere ve Kürdistan’a getirdiği durum ve bunların tutumu çerçevesinde belirlenmiştir. Kürdistan’da mevcut durumun tespiti ile buna karşı tutum ve mücadelenin nasıl verileceği konusu, bu kesimlere yaklaşımı da ortaya çıkarmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi, Kürtler ve Kürdistan’ın getirildiği durumu ve buna yaklaşımı hep öncelikli durum olarak ele almış, yaklaşımlarının nirengi noktasını bu belirlemiştir.
Apocular, Türk devletinin Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı gördüğü, tüm politika ve uygulamalarını bu çerçevede şekillendirdiği, bunun sonucu Kürt halkını yok oluşun eşiğine getirdiği tespitini yapmıştır. Buna göre tutum alınma olmadığından gaflet içinde yaşandığı ve neredeyse kendisine ihanet ettirilmemiş tek bir Kürt bırakılmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Kürt halkı uçurumda sallanmaktadır. Bu durumdan soykırımcı sömürgecilikle birlikte bu sömürgeciliğe işbirlikçilik yapan Kürt egemenleri de sorumlu tutulmuştur.
Büyük ideolojik mücadele
Apocular, Kürtlerin içinde bulunduğu durumun iyi tespit edilip buna göre tutum alınması gerektiği konusunu önemli görmekte, bu çerçevede sömürgecilik karşısında duruş ve mücadelenin açık ve net olması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Radikal duruş, radikal kopuş, radikal mücadele dışında Kürt’ü ölüm döşeğinden kurtarıp canlandırmak mümkün değildir. Özellikle mevcut Kürt’ün durumunu kabul etmemek, mahkum etmek, yeni bir Kürt duruşu ve kişiliği ortaya çıkarmak gerekmektedir. Halinden rahatsız olan ama bundan kurtulmak için büyük bir çaba ve mücadele içine girmeyen durum, sömürgeciliğin yarattığı hastalıklı bir ruh hali olarak görülmüştür. Sömürgeci sistemden, onun yarattığı ruh halinden, iradesiz olma durumundan kurtulmak ve çıkmak esas alınmıştır. Esas radikalizmin duyguda ve düşüncede yaratılması gerektiği sürekli vurgulanmıştır. Özellikle de köleliğe, sömürgeciliğe öfke temelinde öz gücün ortaya çıkmasının önemi bir amentü gibi ifade edilmiştir.
Hareket, ortaya çıkışında ret ve kabul ölçülerini netleştirme ve kimliğini özgürlükçü ve devrimci temelde şekillendirme açısından diğer siyasi eğilimlerle ayrım noktasını kalın çizgilerle ortaya koymayı esas almıştır. Bu açıdan Kürt toplumsal yapısına eleştirel-özeleştirel yaklaştığı gibi diğer siyasi eğilimleri de Kürt, Kürdistan ve sömürgecilik değerlendirmeleri temelinde köklü bir eleştiriye tabi tutmuştur. Her şeyi eleştiren, sorgulayan, tüm olumsuzlukların nedenlerini açığa çıkarıp doğruları hakim kılmaya çalışan büyük bir ideolojik mücadele içine girmiştir. Tarihte hiçbir devrimci önderlik ve harekette görülmeyen bir sorgulama, eleştiri ve özeleştiri yaklaşımı içinde olmuştur.
‘Umut zaferden daha değerlidir’
Bu çerçevede hareket, o dönemde var olan Kürt siyasi gruplarının çoğunu küçük burjuva ya da Kürt egemen sınıflarına dayalı teslimiyetçi reformist hareketler olarak değerlendirmiştir. Kürt ve Kürdistan toplumunun getirildiği durum çerçevesinde bakıldığında bunların durumunu mevcut sömürgeciliği, yani Kürt’ün ölümünü seyretme, hatta objektif olarak ona hizmet etme olarak ortaya koymuş ve bu eğilimlere karşı mücadele edilmeden halk özgürlük eğiliminin ortaya çıkmayacağını söylemiştir. Çünkü bir taraftan Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak gören (soykırımcı) sömürgecilik, diğer taraftan bu işbirlikçi reformist milliyetçi eğilimler, Kürdistan’daki düşünce ortamı ve ruh halini yaratmaktadır. Bu açıdan bu siyasal eğilimlere karşı yoğun ve keskin mücadele verilmiştir. Belki grup aşaması ve ideolojik duruşun şekillenme dönemi nedeniyle bazı aşırılıkları olsa da, esas olarak çok doğru bir ideolojik/siyasi duruş ve mücadele dönemi olarak tarihteki yerini almıştır. Hareket baş aşağı giden ve uçurumda sallanan Kürtleri yeniden diriltmişse bu, gösterilen duruş ve tutum temelinde verilen ideolojik/siyasi mücadeleyle sağlanmıştır.
Türk devleti Kürt egemenlerin iradesini kırmış, bu da bu güçlere dayalı ve onun türevi olan siyasal eğilimlerin iradesinin kırılması olmuştur. Bir taraftan soykırımcı sömürgeciliğin baskısı, diğer taraftan iradesi kırılmış kesimlerin etkisiyle toplumda geleceğe umut kalmamıştır. Önder Apo, “Umut zaferden daha değerlidir” tespitinde bulunmuştur. Bu açıdan ilk önce umudu yaratmayı esas almıştır.
1970’li yıllarda Kürt ve Kürdistan’dan söz eden gruplar olmuşsa da, bunlar o yılların dünya, Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan ortamında belli bir toplumsal taban oluşturmuşlarsa da, Kürt ve Kürdistan gerçeğine cevap olacak bir ideolojik, siyasi ve örgütsel çizgiye sahip olmadıklarından halkın özlemini sömüren ama ciddi bir siyasal gelişme yaratmayan hareketler olarak kalmışlardır.
Dr. Şivan’ın katli iradeyi kırdı, PKK iradeyi yeniden kurdu
Aslında 1960’lı yılların sonu ve 1970’li yılların başında Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak) Bakurê Kurdistan’daki Kürt ve Kürdistan gerçeğini görüp bir siyasal hareket başlatmak istemişse de, Türk devleti ve KDP’nin ortaklığıyla Dr. Şivan ve arkadaşları komployla, işkenceyle katledilerek bu gelişme daha baştan boğulmuştur. 1970’li yıllarda Bakurê Kurdistan’da ortaya çıkan tüm hareketlerin iradesiz, teslimiyetçi ve reformist olmasında Dr. Şivan ve arkadaşlarının katledilmesiyle gerçekleştirilen irade kırılmasının da çok önemli bir payı olmuştur. Dr. Şivan ve arkadaşlarının katledilmesinin Bakurê Kurdistan’daki siyasi eğilimler üzerinde yarattığı etki, hakkıyla incelenip irdelenmemiştir. Hala KDP etkisiyle bu olay köklü değerlendirilememektedir. Çünkü bu olayın kapsamlı değerlendirilmesi, KDP gerçeğinin tüm çıplaklığıyla açığa çıkmasını sağlayacaktır. Bu nedenle bu çok önemli olaya ciddi el atılmamıştır. Sadece olayın nasıl olduğu ve neden olduğuna dair bir gazetecinin gözüyle değerlendirmelerden öteye gidilememektedir. Yani ideolojik/siyasi boyut es geçilmektedir.
KDP şimdiye kadar hiçbir muhalifini yaşatmamıştır. Sadece PKK bu kaderi kırmıştır. KDP, PKK’yi kontrol altına alma ve tasfiye etmeyi başaramamıştır. Hatta Başurê Kurdistan’da YNK bile PKK’nin geliştirdiği mücadele ortamında KDP karşısında ayakta kalmış, PKK’nin varlığı KDP’nin siyasi tekelini kırmış, yeni ideolojik ve siyasi akımların çıkmasına zemin sunmuştur. Özgürlükçü demokratik eğilimler bugün Kürdistan’da gelişiyor ve tüm Ortadoğu halklarına örnek ve öncü haline geliyorsa, bu da Kürt egemenlerin Kürdistan toplumu üzerindeki ideolojik ve siyasi hakimiyetlerinin aşılmasıyla ilgilidir. Özellikle Bakurê Kurdistan ve Rojava’da egemen sınıf eğilimlerinin etkisizleşmesi ve halk özgürlük eğiliminin ortaya çıkmasını bu çerçevede ele almak gerekir. Kürt halkı PKK ile egemen sınıfların siyasi barajını ve blokajını aşmıştır.
1970’li yıllarda Bakurê Kurdistan’da halk özgürlük eğiliminin gelişimi önünde önemli engeller vardı. Türkiye NATO’nun uç karakoludur. Bu nedenle bu kamptan destek alan KDP’nin Bakurê Kurdistan’da özgürlük mücadelesinin gelişmesine nasıl yaklaşacağı buradan rahatlıkla anlaşılabilir. Bu, kapsamlı değerlendirilmesi gereken bir konu olduğundan böyle bir değerlendirmeyle yetiniyoruz.
12 Eylül burjuva hareketleri bitirdi
Kürt küçük burjuvazisi ve Kürt egemenlerin etkisindeki siyasi hareketler, sert mücadeleye göre bir ideolojik siyasi yaklaşım ve örgütsel karaktere sahip olmadıklarından 12 Eylül askeri faşist darbesi gerçekleşir gerçekleşmez dağılma sürecine girmişlerdir. Sadece zindanlardaki duruşlar bile PKK ile bu örgütlerin karakterinin ne olduğunu ortaya koymuştur. 12 Eylül’le birlikte bu örgütlerin yöneticileri ve kadroları kendilerini kurtarma kaygısına düşerken, PKK yönetici ve kadroları örgütlü hareket etme arayışı içinde olmuşlardır. Küçük burjuvazinin ya da orta sınıf eğiliminin sert mücadeleye hazır olmadığı, karakterinin bu olmadığı, özellikle Kürdistan’da iradesinin kırık olduğu ve iğdiş edildiği, ideolojik ve siyasi eğilimini ve mücadele yöntemlerini de Kürt ve Kürdistan gerçeğine göre değil de kendi karakteri ve ruh haline göre şekillendirdiği, 12 Eylül askeri faşist darbesi karşısındaki tutumuyla daha net açığa çıkmıştır.
12 Eylül karşısında tasfiye olmaları, Kürt ve Kürdistan gerçeğini karşılayacak bir mücadele ve örgüt anlayışı içinde olmadıklarından dolayıdır. Kendilerine böyle bir mücadele edecek güvenleri yoktur. Kuşkusuz sadece özgüvenle açıklanamaz. Soykırımcı sömürgeci sistemden kopacak, onu aşacak, Kürt ve Kürdistan’da köklü değişimleri radikal duruş ve mücadeleyle başaracak bir zihniyetleri yoktur. Bunun nedeni de mevcut Kürt ve Kürdistan gerçeğini doğru tespit etmemeleri ve sömürgecilikle ilgili değerlendirmelerinde ciddi bir yanılgı ve gafleti yaşamalarıdır.
Bu nedenle Kürdistan’da sömürgecilikten en ağır zarar gören, sömürgecilikle yaşanmasını kendisi için ölüm gören yoksul halk, doğru bir ideolojik ve örgütsel duruşu sahiplenecek bir konuma sahiptir. Zaten Kürt ve Kürdistan gerçeğine doğru bir yaklaşım içinde olunduğundan PKK, 12 Eylül öncesi de kısa sürede hiç kimsenin beklemediği ve soykırımcı sömürgeciliği de paniğe sokan bir gelişme göstermiştir. Bu çerçevede 12 Eylül karşısında en iyi duruş gösterilmiş, doğru bir sömürgecilik tespiti ve mücadele çizgisi olduğundan kısa sürede kendini toparlayıp 1983’le birlikte gerillaları Bakurê Kurdistan’a sokmuştur. 15 Ağustos 1984’te tarihi gerilla hamlesini başlatmıştır. Hatırlanırsa o dönemde küçük burjuvazi ve orta sınıftan kaynaklanan siyasal eğilimler, bu tarihi hamleye şiddetle karşı çıkmışlardır.
Serhildan meşruiyeti
15 Ağustos hamlesine yoksul Kürt köylüsü ve emekçileri yoğun biçimde sahip çıkmışlardır. Kürt işçisi, emekçisi bu mücadeleye yoğunca sahip çıktığı gibi, gerillaya önemli katılımlar göstermiştir. Türk devletinin ağır saldırılarına rağmen gerilla ayakta kalmış, mücadeleyi Kürdistan’ın her alanına yaymış, Kürt toplumundaki özgüveni arttırmıştır. Bu, küçük burjuvazi ve orta sınıfa kadar yansımıştır. Onlarda da, “Bu devlete karşı mücadele edilebilir” eğilimi gelişmiştir. Yoksul, emekçi kesimlerin öncülüğünde ortaya çıkan serhildanlar küçük burjuva/orta sınıf denebilecek çevreleri de mücadeleye çekmiştir. Her yerde serhildanların ortaya çıkması, toplumun önemli kesiminin kadın, çocuk ve yaşlı olarak bu serhildanlara katılması, bu mücadelenin meşruiyetini içeride ve dışarıda geliştirmiştir. Serhildanlar kendi meşruiyetini yaratmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi toplumsallaşmıştır. Bu durum küçük burjuvazi ve orta sınıfı daha da cesaretlendirmiştir. Bu mücadele içinde ve etrafında kendilerinin de siyasal güç olacaklarını görmüşlerdir. Bir sınıf ve tabaka olarak tek başına kendine güvenmeyen bu kesimler, toplumun ayağa kalkmasıyla birlikte mücadelenin dışında kalmama çabası içine girmişlerdir. Çünkü bu mücadele içinde yer almazlarsa toplum içinde etki ve itibarlarının tümden biteceğini görmüşlerdir. Bu mücadele onların zihniyeti ve sömürgeciliğe yaklaşımlarında önemli değişiklikler ortaya çıkarmıştır.
Demokratik/legal mücadele
Gerilla mücadelesi kadar sert olmayan ve kendilerinin de içinde yer alabileceği serhildanlara katılım göstermişlerdir. Toplumsal mücadelenin genişlemesi ve kendi meşruiyetini yaratması, bir adım öteye geçerek legal ve yasal mücadele alanına kendini taşımıştır. Mücadelenin legal siyasal alana taşınma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Çünkü sadece illegal mücadele ve bunun toplumsal ayağı ERNK ile geniş toplumsal kesimleri kapsamak ve harekete geçirmek mümkün değildir. İşte serhildanlarla ortaya çıkan demokratik mücadelenin giderek legal ve yasal alana kendini taşırma çabaları, o güne kadar CHP içinde yer alan, içinde işçi temsilcilerin de bulunduğu küçük burjuva ve orta sınıf denilebilecek yurtsever ve demokrat kesimleri de etkilemiştir. Halk hareketi, sonunda demokratik legal partisini de ortaya çıkarmıştır. İlk önce iki kanaldan geliştirilmek istenen legal parti çalışmaları birleştirilerek tek bir demokratik parti olarak ortaya çıkmıştır. Kürtler dışında diğer demokratik kesimleri kapsamayınca Kürt demokratik hareketi olma konumuyla sınırlı kalmıştır.
Legal alan, riski daha az olan bir mücadele alanı olduğundan, küçük burjuvazi ve orta sınıf denilen kesimlerin daha fazla kendini ifade ettiği ve içinde yer aldığı bir alan olmuştur. Yurtsever ve demokrat küçük burjuva ve orta sınıf kesimleri, legal parti içinde yoğunca yer almışlardır. Yoksul emekçi kesimin yönetim deneyi yeni yeni geliştiğinden, orta sınıftan gelenler daha fazla okuma imkanı bulduklarından partinin yönetim kademelerinde de fazlasıyla bulunmuşlardır. Çalışma alanının karakteri nedeniyle bu normal de görülmelidir. Öte yandan bu kesimlerin de Özgürlük Mücadelesi’ne çekilmesi açısından onların da kendilerini katacağı bu tür imkanların yaratılması da gereklidir. Bu düzey, mücadelenin gelişmesinin de bir yansıması olmaktadır.
Yanılgılı özgüven dönemi
1990’lı yıllarda Türk devleti bu gelişmeler karşısında Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek için kirli bir savaş yürütünce, demokratik siyasal mücadelenin görünür yerlerinde bulunan bu kesimler de hedef olmuştur. Faili meçhul cinayetlerle yüzlercesi şehit düşmüştür. Küçük burjuva ve orta sınıf denilen kesimler 1990’lı yıllarda serhildanlara katıldıkları gibi, kirli savaşta da ciddi bedeller ödemişlerdir. Mücadelenin sertliği arttıkça bu kesimlerin bu sert koşullarda mücadeleye katılmaları da gerilemiştir. Duyguları ve gönülleri mücadeleden kopmasa da, mücadele alanlarından bir geriye çekilme durumları yaşanmıştır. Bunu da toplumsal karakterleri ve şekillenişleriyle izah etmek gerekir. Kuşkusuz birey olarak sert mücadele içinde kalanlar olmuştur; ancak toplumsal düzeyde bir geri çekilmeleri olmuştur. Ancak, “neden bu mücadele yürütülüyor”, “gerilla neden savaş veriyor”, “bu mücadele olmamalı ve yanlış“ gibi tutumlar göstermemişlerdir. Bireysel olarak bu tür kırılmayı yaşayanlar olsa da esas olarak mücadeleyle gönül bağlarını, hatta çeşitli biçimde desteklerini sürdürmüşlerdir.
1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetler, köy yakıp yıkmalar ve tutuklamalara rağmen mücadele yükselişini sürdürmüştür. Bu durum küçük burjuva ve orta sınıfta, “Biz de bu mücadeleyi verebiliriz” eğilimi ortaya çıkarmıştır. Hatta uluslararası komplo gerçekleşip Önder Apo esaret altına alınınca, o güne kadar hareketin önderliği ve öncülüğü konusunda bir itirazları yokken, Önder Apo’nun esaretinden sonra hareketin önderliği ve öncülüğüne göz dikmişlerdir. Eskiden iradesi kırılan ve kendine güvenmeyen bu kesimler, Önder Apo’nun önderliğinde büyük gelişmeler sağlanınca “Biz de bu mücadeleyi yürütebiliriz” biçiminde yanılgılı bir özgüvene kapılmışlardır. Öyle ki, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendilerine devredilmesini isteyenler bile olmuştur. Örgüt içinde Şemdin Sakık da böyle bir iddia içindeydi. Kürt egemen sınıfı ve orta sınıfı etkisinde şekillenen bu eğilim de örgütü ele geçirip önderliği ele almayı hesaplıyordu, ancak Önder Apo’nun varlığı koşullarında bu hesaplar boşa çıkarılmıştır. Önder Apo’nun esaretinden sonra da örgüt içinde böyle eğilimler ortaya çıkmıştır. Küçük Zeki ve Dr. Süleyman ekibinin kaçışı ve belli güçler tarafından sahiplenilmesi bu eğilimin kendini dışavurmasıdır. Uluslararası komployla iradesi kırılan ve çeşitli güçlerin el atması ve teşvikiyle ortaya çıkan Ferhat-Botan tasfiyeci provokatörlüğü de böyle bir eğilimi temsil etmekteydi. Ancak şu gerçek bir daha ortaya çıkmıştır ki, burjuvazi ve orta sınıfın kendi başına Türk devletine karşı bir mücadele geliştirme iradesi ve gücü yoktur. Ancak yoksullara ve emekçilere dayanan özgürlük mücadelesiyle birlikte olduklarında mücadelede varlık gösterebilirler; yurtsever, demokrat görevlerini yerine getirebilirler.
YARIN:
* 1 Haziran 2004 hamlesi sonrası ne yaşandı?
* Diyalog süreci ve Dolmabahçe Mutabakatı
* HDP içinde ve dışında orta sınıfın refleksi