PKK, 40. mücadele yılına giriyor. Geride kalan 39 yılın değerlendirilmesi ve PKK tarihi bir yazıya sığdırılamaz. Buna nice kitap, film, şarkı, şiir de yetmez. Bu nedenle geçmişe ilişkin bazı önemli bilgilendirme ve değerlendirmelerin altını çizeceğiz.
PKK kurulduğu tarihte doğanlar bugün kırk yaşında. O günleri yaşayan çok insan kalmadı. Bu nedenle bu tarihin temel noktalarını hatırlamak ve hatırlatmak gerekli oluyor:
68 kuşağının efsanevi liderleri olan Denizler, Mahirler, İbolar, Sinanlar, Ulaşlar ve niceleri 12 Mart cuntası tarafından alçakça katledilmişti.
Geride kalan genç sempatizanlar büyük bir öfke ve kinle doluydu. Bu genç yaşta gördükleri acımasız zulüm ve katliamlar onları isyana, sisteme karşı mücadeleye teşvik ediyordu. Ne var ki, mücadeleyi yöneten-yönlendiren ciddi bir örgütlenme yoktu. Kağıt üzerinde onlarca örgüt vardı ama hiç biri de doğru dürüst bir programa ve kadroya sahip değildi.
Örgütlerin çoğu eski örgütlerin devamı ya da mirasçısı olmak iddiasındaydı. Bir yanda THKO, THKP-C ve TKP(ML) TİKKO sempatizanları, bir yanda da eski TKP çevrelerinden gelen Dr. Kıvılcımlı, Mihri Belli gibi liderlere sempati duyanlar örgütlenmeye çalışıyorlardı. Bu akımlar İstanbul-Ankara-İzmir ve diğer büyük şehirlerde örgütlenmeye başlamıştı. Öncelikle öğrenci gençlik ve işçiler içinde hareketlenme başlamıştı.
1973 güzünde, Ankara gençliğinin demokratik örgütlenmesi olan Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği(ADYÖD) kuruldu. Ankara gençliğinin akın ettiği bu örgütte zamanın bütün örgütsel çevreleri ve taraftarları yer alıyordu.
ADYÖD kurucusu olan TSİP sempatizanlarına ek olarak THKP-C, THKO, TKP(ML) TİKKO sempatizanları da yer alıyordu. Öcalan, Cemil Bayık, Haki Karer, Kemal Pir başta olmak üzere sonradan PKK’yi kuracak olanlar, Nasuh Mitap, Taner Akçam başta olmak üzere DEV-YOL’u kuracak olanlar hepsi de orada buluşmuştu. Ayrıca diğer sol örgütlerde kurucu ya da merkez yöneticisi olacak bir çok devrimci de o dernekteydi.
ADYÖD sadece Ankaralı gençlerin bir demokratik örgütü olmaktan öte bir çok devrimci örgütün mayalandığı bir zemin olmuştu. Sadece Ankara gençliğini değil bütün Türkiye’yi ve Kürdistan’ı etkilemeye başladı. Sonuçta ADYÖD tüzüğünü onaylamayan ve bir çok defa ADYÖD yöneticilerini ve üyelerini tutuklatan Ankara Valiliği bu derneği kapattı. Ama devrimci mücadeleyi durduramadı.
Ortaya çıkan yeni siyasi örgütlenmeler hızla gelişmeye başladı.
Bilinen bütün sol örgütlenmeler dışında en çok dikkati çeken Abdullah Öcalan öncülüğündeki Ulusal Kurtuluş Ordusu(UKO) oldu. Bu gruba Apocular ismini takan Türk medyası, Perinçek şefliğindeki sosyal şoven, sahte solcular ve uzantıları oldu. Bunu da bir nevi küçümseme hatta hakaret gibi söylüyorlardı. UKO’cular ve PKK kurulduktan sonra da PKK’liler bu nedenle bu sıfatı kullanmıyordu. 15 Ağustos 1984 atılımından sonra Apoculuk olumlu anlamda ilan edildi ve „BIJÎ SEROK APO“ olarak sloganlara da yansıdı.
PKK kurulduğu günden beri bütün örgüt ve çevreler PKK’ye düşman oldu. Devlet bir yandan, sol geçinen sosyal şoven örgütler ve eski KDP-T etkisindeki Kürtçü geçinen feodal-burjuva milliyetçileri elele PKK’ye saldırıyordu. O günlerdeki birçok örgütün adı sanı kalmadı. İsmi var, cismi yok duruma düştüler.
O dönemin iki kutuplu dünyası da çoktan çöktü. Şimdi birçok savaşla ve çatışmayla birlikte yeni bir dünya kuruluyor. Bilim insanları bu süreci „Üçüncü paylaşım savaşı“ ya da „Paylaşım savaşının üçüncü aşaması“ olarak niteliyor.
Kürtlerin inkarı ve imhasına dayalı yüz yıllık statüko paramparça oldu. Artık Kürtlerin varlığını ve iradesini kabul etmedikçe yeni bir çözüm ve kalıcı bir sistem kurulamaz.
Bugün PKK sadece Kuzey Kürdistan’ın değil bütün parçaların ve bütün bölge halklarının umudu haline gelmiş bulunuyor. Hatta Kobanê direnişi ve Rojava Devriminden sonra açıkça ortaya çıktığı gibi bütün dünyadan bu devrimin etkisi altında kalan gençler Kürdistan’a gelmeye ve devrimci mücadeleye katılmaya başladılar.
Bunun nedenleri ve sonuçları çok önemlidir. Bu mücadelenin sadece ulusal özgürlük mücadelesi değil aynı zamanda onunla iç içe geçmiş bir sınıf mücadelesi olduğu açıktır. PKK’ye karşı düşmanlıkların sebebi de burada yatıyor. Başkan Öcalan „Bu sınıf kinidir ki bazen ulusal kinden bile daha acımasız ve yıkıcı olabilmektedir“ diyordu.
Bunları da gelecek yazıda ele alalım.