Gündemimiz malum, Cumhurbaşkanı ve genel seçimler. Olası senaryolar, muhtemel sonuçlar üzerinde yorumlar ve matematiksel hesaplar yapılıyor, 24 Haziran sonrası okunmaya çalışılıyor. Seçimleri en heyecanlı kılan parti kuşkusuz HDP’dir. Nedeni ise baraj meselesi. ‘Baraj geçilmezse ne olur? Baraj geçilirse ne olacak?’ sorularına takılmadan cümle bile kurulamıyor. Seçimin en temel meselesi; bu baraj sorunudur. İsteseler de istemeseler de tartışmaların odağında Kürtler ve dolayısıyla HDP ve bir de yüzsüz biri tarafından “hangi yüzle aday oluyorsun” dediği Selahattin Demirtaş var.
Türkiye’de bütün sorunların anası Kürt sorunu ise bu seçimin de en temel sorunu HDP’nin önüne dikilen baraj sorunudur. Bu barajın inşası; Kürtlerin siyaset zemininden dışlanması içindi. Kürt iradesinin meclise yansımasını engellemek için oluşturulmuştu. Görünen o ki, bu baraj Kürtlerden ziyade Erdoğan’ın takılacağı bir baraja dönüşmüş olmasıdır.
Seçim meydanlarında basit, ucuz söylemler, suçlamalar, eleştiriler, bel altından vurmaların yanı sıra bol keseden vaatler de eksik değil. Tabii ki bol soslu yalanlar, yalanlar… Erdoğan’ın Diyarbakır mitingini izleyen, dinleyen her vatandaş siyaseten tükenmiş ve yalanlardan medet umar bir diktatörün son çırpınışı olduğunu rahatlıkla görebilir. İnsan aklıyla alay edercesine, halkın huzurunda gözlerimizin içine bakarak yalan söyleme yüzsüzlüğü… Utanma, arlanma, haya etme yok. Oy istemek için bayağılığın alası içine girip, tam da kendisine layık bir profil çizdi. Siyasi ihtirasları için herkesi, her değeri harcayarak en üst makamlara gelmeyi becerdi. Zirveden ötesi yok. Bir kalemin kendi ucunda dikine durmayacağı bir duruş içinde olduğunu biliyor, devrileceğini kendisi de anlamıştır.
Yükselen her gücün kendi içinde bir çöküş yaşaması kaçınılmazdır. AKP’nin çöküşü aslında yeni değildir. İç çöküş çoktan başlamıştır. Kendi kurucu üyelerini, bazı belediye başkanlarını ve daha bir çok siyasi figür diyebileceğimiz kadrolarını yemeye başladığında büyü bozulmuştu. Erdoğan tam bir dinazor gibi önüne geleni tepeledi, yuttu, Kendi yaşam alanını daralttı. Bu türden diktatörlerin nesli tükendi. Türkiye’de halen bu türden bir diktatörün var olması düşündürücüdür. Erdoğan’ın bir güne sığdırdığı incilere bakın, varın gerisini siz düşünün.
Erdoğan’ın yalanları...
“Kürt sorunu çözülmüş sadece terör sorunu var”
“Kürtlere bir şey diyen karşısında beni bulur”
Erdoğan dediydi ya “Türk ekonomisi dünyada bir numara” bende bu çıkarsamayı yaptım. “Ekonomi tıkırında, enflasyon düşmüş, cari açık kapanmış, dış borç sıfırlanmış. Söylenenlere bakmayın, faiz lobilerinin operasyonudur. Derece kuruluşları da kim oluyor? Türkiye’ye not vermek senin haddine mi?”
“Kur üzerinde oyunlar oynanıyor, Türkiye’yi yedirtmeyiz”
“Türkiye’nin itibarı artmıştır”… “Ey Amerika, ey Rusya, ey Avrupa sen kimsin ya”?
“Muhalefet dediğin ne ki? Bunlar ne yapmış? (kafasından geçenleri sıralıyor) Bunlar tezek, pislik, vatan haini, bölücü, Fetöcü, terörist, PKK, PYD, YPG’ dir. Biz yaparız bunlar yıkar”…
“Türkiye bir hukuk devletidir. Yargısı bağımsızdır, kuvvetler ayrılığına dayanır”. Aslında liste çok uzun her yalanı buraya almam mümkün değil. Seçim gerçek fakat malzemesi yalanlardan oluşmuştur. Bir cumhurbaşkanının, yüzü kızarmadan bunları söylemesi; yalana, dolana tenezzül ve tevessül etmesi yerine siyasi hayatına nokta koyması daha anlamlı ve daha ahlaki olacaktır.
Ama işi pişkinliğe vurmayı alışkanlık haline getirdiği için yalanın dozajını daha da artırarak devam ediyor. Seçmen vatandaş elbette bunların muhasebesini yapacaktır.
Külliyede oturanın dedikleri külliyen yalan. Seçim malzemesini belli ki tüketmiş, yeni bir şey söyleyemiyor. Seçmen vatandaşa yalandan yalan beğenmesi için çokça alternatif sunuyor. Oysa seçmen vatandaşın sorgulaması gereken konular çok farklıdır. Seçmen tercihini yaparken odaklanması gereken hayati konular vardır.
Erdoğan’ın varlığı sorundur. Türkiye halkları bundan kurtulmalıdır.
Kürt sorunu ile yüzleşmeden iç barış sağlanamaz, iç savaş bitirilemez. Dış politika ciddi bir problemdir ve kriz üretmektedir.
İç politika tıkanmıştır, tekçi zihniyet, kendisi dışındaki herkesi düşman ilan etti. Ekonomide dışa bağımlılık arttı. Milli bir kuruluş kalmadı, elde ne varsa satıldı.
Enflasyon “canavarı” hortladı, dış borç arttı.
Eğitim sistemi tam bir yazboza dönüştü, kalite düştü.
Sağlık sistemi ha keza içinden çıkılmaz sağlıksız devasa yapısal sorunlara dönüştü.
Hukuk sistemi çöktü. “Yüce” yargı yerlerde sürünüyor.
Demokrasi hak getire…
Özgür medya bitirildi.
İçerde savaş, dışarıda savaş hali.
Efrîn işgali, Kandil’e gitme sevdası ve oy için savaş çıkarma ruh hali.
Kadın katliamı ve çocuk istismarı Erdoğan’ın utanç vesikasıdır. Erdoğan hangi yüzle çocuklarının yüzüne bakıyor merak ediyoruz.
"Cumhurun başı, başkomutan" Erdoğan, bir rey uğruna ya Rab ne hallere giriyor.
Rauf KARAKOÇAN