AKP’nin kendi başına topyekün savaş kararı vermesi mümkün değildir.

Bu karar “devlet” kararıdır. AKP bu “devlet kararını” kendi çıkarları için desteklemiş ve uygulamaya koymuştur. 7 Haziran yenilgisi, böyle bir topyekün savaş olmadan, AKP’nin sonunu getirirdi. “Erken seçim” filan boş laf. Böyle bir seçim bile yapamazdı.

Ama bir “devlet”, daha önce o devletin ordusunun feleğini şaşırtan, Genelkurmay Başkanını kulağından tutup hapse atan, ABD bağlantılı Cemaatle orduya, şimdiki tabirle “kumpas” yapan, ardından o ordunun “kırmızı çizgisini” PKK Önderi ve KCK ile masaya oturarak, HDP’nin Kandil’le devlet arasındaki müzakereyi yürütmesine “izin” vererek “çiğneyen” bir partiyi sadece “iktidar” haline getirmek için “topyekün savaş” kararı verir mi?

Siz buna inanır mısınız?

Ben inanmam.

Hele bir de, bu ordunun bugün de geçmişin hayalleri içinde yaşadığını asla unutmam.

O halde, “devletin” “topyekün savaş kararı vermesi”ni nasıl açıklamalıyız?

Devletin topyekün savaş kararı vermesini açıklayabilmek için, “dün ne oldu, bugün ne oluyor?” sorusunu sormalıyız.

Dün, ABD, Cemaat’in ve AKP’nin eliyle, 1 Mart tezkeresinin TBMM’den geçmesine karşı çıkan orduyu cezalandırdı.

Bugün ise o “cezalandırma” emrini veren Erdoğan, tıfıl subayların da katıldığı TSK Akademisinde “aldatıldım” demek zorunda bırakıldı ve şimdi Amerika bağlantılı Cemaati medyasıyla, sermayesiyle, polisiyle, savcısıyla, yargıcıyla cezalandırılıyor.

Bu nedir? Bu ordunun AKP’ye yanaşması değildir, bu, AKP’nin orduya yanaşması ve ordunun öncülüğünde ABD’ye, onun desteklediği Cemaat üzerinden “yanıt” vermesidir.

Devam edelim:

Dün, AKP, Oslo’da İngiltere’nin “arabuluculuğunda”, yani ABD de içinde NATO’nun bastırmasıyla KCK ile “müzakereye” oturmuştu, ardından bu müzakereyi İmralı’da PKK Önderi ile sürdürmüştü.

Bugün ise, o görüşmeleri partisinin en önemli işi olarak gören Erdoğan ve AKP Hükümeti, PKK’ye karşı “sonuna kadar savaş” siyaseti izliyor.

Bu da, yine AKP’nin, ordunun öncülüğünde Rojava’da PYD ile DAİŞ’e karşı “koalisyon” kuran ABD’ye, PKK, HDP üzerinden “yanıt” vermesidir.

Neden? AKP neden ABD ile böyle bir “dolaylı” sürtüşme siyaseti izliyor?

2002’de Irak’ta ABD ile birlikte hareket etme sözü vererek destek alan Erdoğan ve arkadaşları “anti-emperyalist” mi oldular? Anti-Amerikan İslamcı Selefilere, El Kaidecilere mi katıldılar?

Hayır!..

AKP Hükümetinin ordunun öncülüğünde Cemaat ve PKK üzerinden ABD’ye “yanıt” verme siyasetinin biricik amacı, ABD’yi ve AB’yi, Rojava’da PYD ile ittifaktan “caydırmak” ve Türkiye ile yeniden “Kürt karşıtı“ ittifaka zorlamaktır. Türkiye Ortadoğu’da “bölgesel güç merkezi” olma mücadelesini kaybetmiştir. Şimdi “savunmaya” geçmiştir ve yeniden Batı ittifakı içinde kaybettiği yeri almak için çalışmaktadır.

AKP Esad rejimiyle bile, “Rojava’nın tasfiyesi” karşılığında anlaşmaya hazırdır. Rojava Devriminin boğulması karşısında ittifak kurduğu El Kaide ve DAİŞ’e karşı, Türkiye’nin her yerinde başlayacak bir terör dalgasını bile göze alarak savaşmaya da hazırdır.

Şimdi AKP, “devletin topyekün savaş” siyaseti sayesinde 1 Kasım seçimlerini “gaspetti” ve siyasi bakımdan güçlenerek ABD’yle yeniden “Kürt düşmanı ittifak” için kolları sıvadı.

Ve işte bu olgu, durumun ciddiyetini bütün boyutlarıyla ortaya koyuyor.

Türkiye’de demokrasinin ve Kürt sorununda çözümün şimdiki koşullarda kaderi, kesin bir şekilde Rojava Devriminin savunulmasına, onun uluslar arası desteğinin ve ittifaklarının  korunmasına bağlıdır.

Ben şimdi böyle yazınca lafazanın birisi, “gazetemizin bazı yazarları Rojava Devrimini ABD faşizmi ve emperyalizmi ile Büyük Koalisyon’da yan yana getirme hayali” kuruyor” diyebilir. Öyle ya, “Türkiye’nin iki yakası arasında Büyük Koalisyon” sözlerini “AKP faşizmiyle HDP’yi bir araya getirme” hayali olarak gören, bunu haydi haydi böyle yorumlar.

Milyonlarca Kürdün ve Türkiye halkının kaderi “sol lafazanlığı” kaldırmaz… Rojava Devrimine katılan Türkiye sosyalistleri bu tür “lafazanlıkla”, hem özünde emperyalizme karşı savaşarak, hem de emperyalizmin “mermisini” kullanarak alay ediyorlar. Devrim olgunlaştırır.