Bu çeteler Allah ve İslam adına güya fetva çıkarıyorlar; Kürtlerin canları, malları ve ırzları helaldir diye. Demokrasi ve insan hakları çağında hala 1400 yıl önceki primitif zihniyeti savunan bir anlayışın iflah olması mümkün mü? Türk devletinin bu çeteleri beslemesi bu çetelerin şahsında kaybetmesi demektir.
PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in Türkiye dönüşünden hemen sonra Brüksel’de kendisiyle görüştüm. Türkiye’ye davet edildiğini, görüşmelerin oldukça olumlu geçtiğini, Türk devletinin Rojava politikasını değiştireceği izlenimleri edindiğini söylemesi Türk devletinin Rojava politikasında bir değişikliğe gitme zorunluluğu olarak yorumlanabilir. Ancak görüşmeden günler sonra hala Türk devletinden sivillerin katledilmesini kınayan bir açıklama gelmedi. Türk devletinin Rojava politikası PYD’nin yenilmezliği ve kararlılığı karşısında zorunluluktan değil de gerçekler ışığında soruna gerçekçi ve dürüst bir devlet politikası strayejik olursa Türkiye’ye kazandırır.
Türkiye kendi etrafında uyanan, bilinçlenen, örgütlenen ve birliğe doğru giden Kürtler ve Kürdistan’la çevrili olma gerçeğini iyi okumalı ve ona uygun geleneksel Kürt düşmanlığından vazgeçmelidir. Aksi durumda Güney Kürdistan’la yaşadığı duruma düşmesi kaçınılmazdır. Bu açıdan kamuoyunu kendileriyle en uzun sınırlara sahip Kürdistan’a alıştırmalılar. Güney Kürdistan’la kırmızı çizgiler ne oldu? Ve şimdi 20 milyon Doları aşkın bir ihracaat ilişkisi var. Bölgenin jeopolitik ve konjonktürel konumu bu durum Rojava ile de olması gerektiğini zorunlu kılıyor.
El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra’nın saldırıları ile başlayan kanlı süreç PYD’nin askeri açıdan hazırlanmasının ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Haftalardır süren çatışmalarda PYD askeri üstünlüğün yanı sıra sınırlarını Kürt köylerinin olduğu alanlara kadar genişletti. Türk istihbaratı ve Türk Dışişleri durumların bu yönde gelişeceğini bilmemeleri Kürtlere karşı ret ve inkar politikasının Kürtlere dair olay ve olgulara bakışlarını körelttiğini gösteriyor. PYD “yerli” bir güç ve halkın desteği var. Buna karşılık Nusra, çoğu “ithal” militanlar ve dışarıdan destekle ayakta. Hiç bir savaş kuralına uymamaları, vahşette sınır tanımamaları El Nusra’nın kendi kanında boğulacağını gösteriyor.
PYD, Kürtlerin bugüne değin tanınmayan temel hak ve özgürlüklerini savunmak gibi meşru bir zeminde insan haklarına ve savaş kurallarına saygılı. PYD Rojava’da denetim altına aldığı Kürdistan topraklarında ki Arap, Asuri ve farklı halkların kendi köy ve mahallerinde kendi kendilerini yönetme hakkını sunuyor ve yardımcı oluyor. PYD kadına değer veriyor. Yönetimde hayatın her alanında ona yer veriyor. Özcesi savaş ortamı olmasına rağmen demokratik değerleri esas alıyor. Nusra ise vahşette sınır tanımıyor. Suriye’de kontrol ettiği bölgelerde sapkınlıklarını İslami kılıflarda, dayatmak gibi oldukça primitif bir yapılanma.
Geçtiğimiz günlerde Hewlêr toplanan Kürt Ulusal Kongresi hazırlık toplantısında Federal Kürdistan Yönetimi ve KDP lideri Mesud Barzani, tarihî önemde bir konuşma yaptı. Ardından Ağustos ayının 19’u kongre tarihi olarak belirlendi. Hiç şüphesiz tarihimizde oldukça önemli bir birlik konferansı olacaktır. Barzani hazırlık toplantısında yaptığı konuşmanın bir bölümün de Kürtlerin artık başka güçlerin “askeri” olmayacaklarını, onları artık kimsenin birbirine karşı kullanamayacaklarını ifade etmesi idi. Ancak hala Güney Kürdistan gümrük kapılarının Rojava’ya kapalı olması derin bir çelişkidir. Bu durum Rojava halkının PYD’ye olan sempatisine adeta bir ceza gibi yorumlanabilir. Bu durumun yurtseverlikle alakası olamaz. KDP’nin bu politikasından vazgeçmesi kongreden daha çok kadar önem arzetmektedir.
dere@bluewin.ch
Rojava’da neler oluyor?