Erdoğan grubu DAİŞ’e hala yardım ediyor. Bunun kanıtını Osman Baydemir bir TV kanalında belgesiyle açıkladı. Kobanê katlıamcılarının birinin cebinden çıkan AFAD kartını dünya aleme gösterdi.

Baydemir’e AFAD “yanıt” verdi. AFAD Kobanê katliamcısının kendisine ait kamplarda kaldığını inkar edemedi. Tevil yoluna saptı: “Kampımızdaydı, ama provokatördü, sonra kampımızdan ayrıldı, kaçak olarak sınırımızdan çıktı” deyiverdi.

Bravo… Baydemir o DAİŞ’çinin Türkiye sınırından “diplomatik pasaportla” çıktığını söylemedi ki…

Katliamcıları kamplarında barındırdığını böylece itiraf eden AFAD aynı zamanda “kaçak geçtiler” diyerek, DAİŞ’çilerin Türkiye’den Kobanê’ye geçtiklerini bildiğini de kabul etmiş ve böylece buna Türkiye’nin göz yumduğunu da belgelemiş oldu.

İlk ulusal ve uluslararası yargılamada AFAD yöneticilerine şu sorulacak: “DAİŞ terör örgütünün elemanlarını kamplarınızda barındırdınız mı?”

“Barındırdık ama…”

“Aması maması yok… Demek ki barındırdınız…”

“Ama terörist kampınızdan ayrıldı, Kobanê’ye kaçak olarak girdi…”

“Demek ki, teröristler sizin kamplarınızdan çıkıyor ve kaçak olarak Kobanê’ye girip katliam yapıyor. Çok iyi, zaten hakkınızdaki suçlama da bundan ibarettir, yani teröristleri barındırmak ve sınırlarınızdan Kobanê’ye geçip katliam yapmalarına yardım etmek…”

AFAD kamplarını yönetenler bu durumda mutlaka mahkum olurlar. Onlar mahkum olunca da, onları yöneten hükümetin İçişleri Bakanı da, MİT Müsteşarı da, ordu komutanı da paçayı ucundan ucundan uluslararası mahkemelere kaptırır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden çıkacak karar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin AKP hükümeti tarafından bir “terör devleti” haline getirildiği yönünde olur.

Bu örnek, Kobanê katliamcılarının, muazzam bir “konspratif” faaliyete rağmen, AFAD kamplarında barındırıldığını ve sonra da Kobanê’ye katliam yapmak üzere sızdırıldığını, ne kadar tevil edilirse edilsin kanıtlıyor. Bir de DAİŞ’e katılıp dışarı çıkan, sonra içeri girip HDP binalarını ve mitinglerini bombalayan teröristlerle ilgili kanıt var.

5 Haziran’da Amed mitingine iki bombalı saldırı yapan yakalandı. Yakalanmasının nedeni, “yavaş davranıp, sınırı geçemeyişi”. Nursel Aydoğan TBMM’ye bu teröristle ilgili bir soru önergesi verdi. Önergeden anlıyoruz ki, terörist O.G. saldırıdan 8 ay önce DAİŞ’e katılmış. Aile bunu emniyete bildirmiş. Böylece O.G. teknik takibe alınmış. Alınmış ama, saldırının düzenlendiği gün terörist teknik takipten çıkarılmış.

Diyarbakır Emniyetinin ilgili birimi, gelecekte Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanacaktır. Onlara denecektir ki:

“Siz ülkenizde DAİŞ’in militan kazanma çalışmalarına bilerek göz yumdunuz…İsteseydiniz O.G.’yi örgütleyen DAİŞ’in gizli örgütünü kısa bir takipten sonra açığa çıkarabilirdiniz. Çıkarmadınız. Bu bir suç.”

“Siz O.G’nin DAİŞ üyesi olduğunu biliyordunuz. Onun Diyarbakır mitingine bombalı saldırı yapmasına da göz yumdunuz. Bu da bir suç…”

Bu yargılamanın sonucunda da Türkiye Cumhuriyeti’nin AKP tarafından bir “terör devleti” haline getirildiğine dair bu kanıta dayanarak ağır cezalara hükmolunacaktır. Kim yargılancaktır, kim yakayı kurtaracaktır, bu ayrı konu… Bu iki somut örnek bile, AKP hükümetinin DAİŞ teröristlerini himaye ettiğini, kimisinin Kobanê’de katliam yapmak üzere sınırdan dışarıya gidişine, kimisinin de içeride Amed’de katliam yapmak üzere sınırdan içeriye girmesine göz yumduğunu çok açık biçimde kanıtlamaya yetecektir.

Ve bir de şimdi, “Suriye’ye ha girdik, ha giriyoruz” dediklerine bakılırsa, bunların kendi iplerini kendileri çekmek üzere burunlarının dikine gitmekte kararlı olduklarını düşünebiliriz.

O halde herkesin elini çabuk tutması şart. Suriye’de savaşa kim karşıysa ve kim Türkiye Cumhuriyeti’nin bir “terör devleti” olarak hüküm giymesini istemiyorsa, derhal seçilmiş TBMM’yi atlayarak, “devrik” hükümet eliyle ve Erdoğan’ın emriyle Türkiye’yi savaşa sokmanın “vatana ihanet” olacağını ilan eden bir TBMM kararı almalıdır.

Şu anda hükümeti TBMM’de durdurmak mümkündür. Yarın geç olacaktır.