- Gar Katliamı’nda yakınlarını yitiren aileler, insanların barış için gittikleri Ankara’da katledildiklerini belirterek,"Sonuna kadar ısrarla barış diyeceğiz. Barış için mücadele edeceğiz" dedi.
Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin 10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde “Barış Hemen Şimdi” şiarıyla planladıkları mitinge yönelik MİT'in organizasyonuyla DAİŞ’in gerçekleştirdiği ve 104 kişinin katledildiği canlı bomba saldırısının üzerinden 11 yıl geçti. Saldırıda yakınlarını yitiren ailelerin, adalet talebi ise karşılık bulmuş değil. Saldırının perde arkasının aydınlatılması ve faillerin yargılanması için mücadelelerini sürdüren aileler, katliamın yıl dönümü dolayısıyla MA'ya konuştular.
Barış istedikleri için
Katledilen Cemal Avşar’ın eşi Gülşen Avşar, eşinin Ankara’ya barış için gittiğini belirterek, “Ne kimsenin ölmesini ne de tek bir insanın burnu kanasın isterdi. Barış gelsin, hep beraber yaşayalım istiyordu. Ankara’ya da barış olsun diye gittiler. Eşim, ‘Artık yeter, anneler ağlamasın’ diyerek gitti oraya. Toplanıp Ankara’ya gitme sebepleri barıştı. Barışı istedikleri için katledildiler. O kadar Kürt'ün oraya gitmesini, toplanmasını kaldıramadılar. Bir oy sevdasına insanların hepsini katlettiler” dedi. 11 yıldır adalet arayışlarının sürdüğünü anımsatan Gülşen Avşar, şunları söyledi: “İşin içinde polisler de var, o polisler yakalanmadı. Devlet bu olayın nasıl olduğunu, sanıkları, her şeyi biliyor. İnsanları katletti, üstüne gaz bombası attı. O gün içeriye ambulansın bile girmesine izin vermediler. İnsanlarımız yaralı bir şekilde yerde sürünüyordu. Gücümün yettiği kadar bu davayı takip etmeye devam edeceğim. Bu davanın peşini bırakmayacağım.”
Mustafa barış için çalışıyordu
Saldırıda ağır yaralanan Mustafa Budak'ın boyun ve omuriliğine 4 bilye ve şarapnel parçaları isabet etti. Boynundan aşağısı felç olan Budak, 22 ay boyunca Ankara ve İzmir'de çeşitli hastanelerde tedavi gördü, ancak 25 Haziran 2017'de yaşamını yitirdi. Eşi Hanife Budak, o günü şu sözlerle anlattı: "Mustafa, barış için çıldırıyordu. Gerçekten çok seviyordu barışı. O gün sabah 09.00'da aradı. 'Keşke sen de gelseydin' dedi. Benden sonra kızımı aramış, aynı şeyleri ona da söylemiş. 'Herkes kendi dilinde şarkılar söylüyor. Kendi rengiyle burada. Karadeniz’den, doğudan, batıdan gelen var, çok güzel bir ortam var burada' dedi. HDP’nin kortejinin yürüdüğü sırada Mustafa, telefonla video çekiyormuş, çektiği anda bomba patlamış. Bomba patladığı zaman Mustafa, farkında değilmiş bomba patladığının. Elindeki telefonun patladığını sanmış. Sonra kendini yerde buluyor. Orada ilk önce Barış Annesi Meryem Ana şehit olmuş. Meryem Ana kortejin önünde, bayrak elinde. Sonra kendine gelmiş yaralıyken. 'Gözümü açtım, etler yağıyordu tepemde. Kollar geliyordu' dedi. İki yılımız hastanede geçti. Barış şehidi oldu. Her zaman barış istiyoruz."
Üzgünüm ve çok kızgınım
Katledilenlerden biri de 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Elif Kanlıoğlu idi. Mersin Üniversitesi Yabancı Dil Yüksekokulu 2. sınıf öğrencisi olan Elif Kanlıoğlu'nun annesi Öznur Kanlıoğlu da şunları dile getirdi: "Paramparça bir durumda, üzgünüz. Kızgın çok kızgınım, adaletin yerine gelmemesine. Haklının haksızın ayırt edilmemesine. Üzgünüm kızım için. Unutulmayacağı için mutluyum. Sonuçta bir katliamın içinde bulunan bireylerden biri. O anlamda üzgünüm ama unutulmayanlar arasında. Kızımla gurur duyuyorum. Arkadaşlarını, grubu oluşturup kendi isteğiyle otobüsle gitmişti Ankara'ya. Hatta üç arkadaşla gittiler. Üçü de yan yana şehit oldular. Politik bir gençti, bilinçliydi. Ne olması gerektiğini biliyordu. Doğuda olan katliamdan ötürü gitmemesini söyledim. Babası da 'gitme' dedi. Babasına 'sen bunu söylersen ben nasıl bu hareket içinde olurum' dedi. Kendi harçlığıyla gitti. Sorumluluk alıyordu. Daha doluyum, öfkeleniyorum. Gün geçtikçe söyleyeceklerimi dile getirmekte zorlanıyorum. 11 yıl oldu. Kimlerin yaptığı, işin içinde belli olan, her şeyin ortada olduğu bir davada takipsizlik, iptal ve yeniden açılması durumları oldu. Bu insanı üzüyor. Üzülüyoruz ama arkasındayız. Ailesi olarak adalet mücadelemiz sürecek."
11 yıldır yüreğim yanıyor
Mersin’in Tarsus ilçesinden Ankara’ya giden Leyla Çiçek, Metin Peşmen ve henüz 24 yaşındaki Orhan Işıktaş da yaşamını yitirenler arasında yer aldı. Orhan Işıktaş’ın annesi Müzeyyen Işıktaş, 1990’lı yıllarda devletin baskısı nedeniyle Amed’in Licê ilçesine bağlı Şathê (Şathe) köyünden önce Balıkesir’e göç ettiklerini, 5 yıl sonra da Tarsus’a göç ettiklerini söyledi. Oğlunun Konya Üniversitesi Lojistik Bölümü'nü bitirdikten sonra mülakata girdiğini ve atanmayı beklediğini kaydeden Müzeyyen Işıktaş, oğlunun barış için Ankara’ya gittiğini dile getirdi. Müzeyyen Işıktaş, “Gitmemesi için çok çaba gösterdim. 'Anne barış istemiyor musun? Biz savaş olmasın ve gençler ölmesin diye gideceğiz’ dedi. İki oğlum gitmişti. Abisi Orhan’ın gittiğini bilmiyordu. Patlamanın ardından büyük oğlum aradı ve patlama esnasında başka bir yerde olduğundan dolayı durumunun iyi olduğunu söyledi. O esnada da kardeşinin de geldiğinden haberi oldu. Akşama kadar Orhan’ı aradı bulamadı, biz de Orhan’ı aramak için Ankara’ya gittik. Her yeri aradım ama gece geç saatlere kadar bulamadık. Daha sonra Orhan’ın ismini, yaşamını yitirenlerin isimlerinin yazılı olduğu hastane panosunda gördük. Benim yüreğim yandı. Başka annelerin yüreği yanmasın. Dileğim ve temennim barış olsun. Ne asker ne polis ne de gerilla yaşamını yitirsin. Bu patlamayı yapanlar tutuklansın ve gereken ceza verilsin. 11 yıldır benim yüreğim yanıyor. Yüreği yanan ailelerden biriyiz. Buna rağmen barış diyoruz. Yüzleşmemiz gerekiyor katillerle; yüzleşmeden barış olmaz. Hiçbir şey bizim canımızı geri getirmeyecek, onu biliyoruz. Tüm mücadelemiz ve amacımız başka canların yanmaması ve başka evlatlarımızın gitmemesidir.” İSTANBUL