EHMED MIHMED / ANHA/HABER MERKEZİ

PYD Dışilişkiler Sorumlusu Salih Muslim, İdlib’teki gelişmeleri şu şekilde okuyor: Astana ve Soçi anlaşmalarının sonuç vermeyeceğini ilk günden beri tahmin ediyorduk, şimdi ise hükümsüzdür. İdlib’de çeteler çıkana kadar savaş devam edecek, Türk devleti şantaj politikasıyla büyük kaybedecek.

Rusya ve Suriye ordu güçlerinin El Kaide kökenli Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ/El Nusra) işgali altındaki Suriye’nin İdlib kenti ve etrafındaki yerleşim birimlerine dönük operasyonu büyük başarı ile sürüyor. Sahada kendisine bağlı radikal dinci çetelerin kaybettiğini gören AKP’li Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan,  gelişmelere daha aktif bir şekilde müdahale etme gereği duyuyor.

AKP-MHP yönetimindeki Türk devleti, bir yandan Suriye’ye yoğun askeri sevkiyat yaparken, bir yandan da Rus ve Suriye ordu güçlerinin önüne kurduğu askeri noktalar ve setlerle operasyonu önlemek istiyor. Türkiye’nin bu provokasyonu ve işgal girişimi 3 Şubat’ta silahlı çatışmaya dönüştü. Rus ve Suriye topçu birliklerinin Türk askerlerini vurması üzerine 8 asker öldü, çok sayıda asker de yaralandı.

Tüm bu gelişmeleri hakkında PYD Dışilişkiler Sorumlusu Salih Muslim ANHA’nın sorularını yanıtladı.

İdlib ve Halep’in batı kırsalında her geçen gün şiddetlenen savaş ve bunun yanı sıra Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarını arttırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD, Rusya, Türkiye ve İran’ın müdahaleleri sonucu Suriye krizi yeni bir aşamaya geçti. Kendi çıkarları peşinde koşan bu devletlerin her biri, Suriye’de kendi amacını gerçekleştirmeye çalıştığı için Suriye’de çetin bir savaş yaşanıyor. Hali hazırda Suriye krizine yön veren iki ana unsur bulunuyor. Bunlar Uluslararası Koalisyon ve bölgede etkili olan Rusya’dır. Her iki taraf da kendi çıkarları doğrultusunda Suriye’ye hükmetmek istiyor. Bunların yanı sıra Türk devleti ‘Arap Baharı’ndan’ sürekli olarak faydalanmaya çalıştı. Türk devleti bu faydalanmayı bugün bir üst aşamaya taşıdı ve hegemon güçlerin çıkarlarıyla çatışmaya başladı. Yine hiçbir sömürgeci devletin hesaba katmadığı, Kuzey ve Doğu Suriye’de bir Özerk Yönetim faktörü bir gerçek olarak ortaya çıktı. Özerk Yönetim, bölgede yeni ve tarihi değişimler yarattı ve dengeleri dağıttı. Özerk Yönetim’i hesaba katmayan devletler arasında çıkar çatışmaları yaşanmaya başlandı. İdlib’deki savaş meselesine değinecek olursak; bu savaş, Astana süreciyle birlikte bekleniyordu. Astana sürecinden bu yana 14 taktiksel hamle gördük. Rusya, radikal cihatçı ve selefi grupların bölgede bulunduğunu söylemişti. Bu cihatçı gruplar bölgeden çıkarılana ve İdlib Suriye rejiminin kontrolüne geçene kadar burada savaş yaşanacaktır.

Suriye’ye müdahale eden devletlerin siyasetindeki değişimi özellikle Rusya-Türkiye çıkarlarının karşı karşıya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Egemen güçler arasında her zaman çelişki vardı. Türkler birçok oyunla sahaya girdi. Suriye’de değişim yaratabilen güçlerle Türk devletinin ilişkisi de devam ediyordu. Özel planlarını yavaş yavaş açığa vuran Türk devletinin planları kabul görmedi. Misak-ı Milli hayalleri kuran Türk devletinin planları, uluslararası koalisyon, Suriye rejimi ve Rusya tarafından reddedildi. Türk devleti diğer yandan Suriye krizinin başlamasından bu yana Avrupa’yı göçmenlerle şantaj yaptı. Bu amaçla Türk devleti Suriyeli göçmenlere kapıyı açarak onların Türkiye’ye yerleşmesine izin verdi. Biraz daha açmak gerekirse Türk devleti bölgede diğer çıkarlarını elde etmeyi amaçladı. Bunun örneği bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de göz önündedir. Kuzey ve Doğu Suriye topraklarını işgal eden Türk devleti kendisine hizmet etmesi için radikal grupları işgal ettiği yerlere yerleştirdi. Burada tabi ki çelişkiler çıkacaktır. Kuzey ve Doğu Suriye halklarının direnişi, halkların ortak yaşam projesi, özellikle Kürt halkının direnişi ve geliştirilen Demokratik Ulus Sistemi Türk devletinin siyasetini boşa çıkardı. Bunun ispatı Efrîn, Kobanê, Serêkaniyê ve Girê Spî halklarının devam eden direnişleridir. Bu direniş dünyanın siyasetini özellikle de ABD’nin siyasetini değiştirdi. Suriye halklarının tek isteği demokratik ulus projesinin hayata geçmesidir. Fakat Türk devleti bu projeyi yok etmeye çalıştığı için bugün yaşanan savaş süreci gelişti.

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Astana ve Soçi görüşmelerinin sona ermesi ardından yaptığı açıklamalarla neyi hedeflemektedir?

Astana ve Soçi gibi süreçlerin sonuç getirmeyeceğini ilk günden tahmin ediyorduk. Her iki süreç de taktiksel süreçlerdi ve Rusya amaçlarına ulaştı. Astana’nın amacı cihatçı terörist grupları bir noktaya toplamak ve orada da onları yok etmekti. Başta da söylediğim gibi Rusya’nın planıydı. Bu plan tuttu ve cihatçı gruplar İdlib’de toplatıldı. Bugün yaşananlar cihatçı grupların yok edilmesi, yani sürecin son aşamasıdır. Bu Türkiye’nin hoşuna gitmese de Erdoğan, Astana ve Soçi sürecinin rolünün sona erdiğini söyledi. Bu doğru bir tespitti.

Erdoğan bununla aslında Rusya-Türkiye ortaklığının sona erdiğini söylemek istedi. Rusya, Suriye’deki amacının büyük bir bölümünü gerçekleştirdi. Suriye rejiminin Suriye topraklarının büyük bir bölümüne yeniden hakim olmasını sağladı. Suriye rejiminin uluslararası alanda elini güçlendirdi. Diğer taraftan Esad’ın devrilmesi konuları gündemden kalktı. Bütün bu konularda Türkiye yenildi. Rusya, NATO’ya karşı önemli kazanımlar elde etti.

Rusya aynı zamanda Türk devleti ile NATO arasında çelişkiler çıkarma konusunda da başarılı oldu. Gaz borularını Türkiye üzerinden geçirerek Türkiye’yi kendisine bağlamış oldu. Böylece Rusya Türkiye’nin birçok işine karışabilecek bir konuma geldi. Bu nedenle Türkiye artık Rusya’dan uzaklaşamıyor. Dünyada da Türkiye’ye uygulanan bir tecrit söz konusudur diyebiliriz.

Erdoğan’ın Rusya ile ilgili açıklamalarını nasıl okuyorsunuz?

Erdoğan’ın izlediği siyaset şantaj siyasetidir. Dış siyaseti de iç siyaseti de bu şekilde yürütüyor. Bir gün ak iken diğer gün kara olabiliyor. Bu nedenle Avrupa devletlerine göçmenler yoluyla şantaj yapıyor.  Aslında bunda da zararlı çıkan yine Türkiye olmuştu. Bugün izlediği siyasetin sonucunda da yine Türkiye zararlı çıkacaktır. Rusya’nın Türkiye ya da Suriye arasında seçim yapması gerektiğini söylemek aynı şantaj siyasetinin bir ürünüdür. Bu siyasetin sonunda Türkiye, Rusya’nın izlediği politikaları meşru görecektir. Rusya’ya yapacağı şantaj ile Libya’da, Yunanistan’da ya da Kıbrıs’ta birçok şeyi kaybedecektir. Erdoğan, kendini NATO’dan dolayı güçlü görüyor olabilir fakat bu gerçekte öyle olmayabilir.