Çözüm sürecini sabote etmek isteyen güçler olduğunu, bunun sadece Türkiye'nin egemenlik paranoyası ile ilgi olmadığı, Türkiye'nin uluslararası çıkar yelpazesinde bir parça olduğu artık herkesçe malum. Egemenlik paranoyasının halklara içirilmiş en amansız zehir olduğu da bilinmekte.
Bu zehrin ne denli etkili olduğunu kaç gün önce İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey'in konuşmasında gördük. H.Basri Özbey; Sayın Öcalan'ın 1999'da sorgu sürecine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarına ilişkin basın açıklamasında; "Evet, çözüm sürecini hedefliyoruz. Evet, açılımı sabote ediyoruz. Evet, Türkiye’nin bölünmesini engelliyoruz" derken pervasızlığın sınırlarını çiziyor ve kendi tükenişini ilan ediyordu.
Otuz yıllık savaşın yarattığı sonuçları görmeden, Türkiye'nin ekonomik, siyasal, sosyal kayıplarını hiçe sayarak, onlarca asker ailesinin ocağına düşen ateşi hissetmeden savaş çığırtkanlığı yapmak Türk'ü düşünmek mi oluyor? Hayır, normal sıradan bir Türk yurtseverinin 'çocuklarımız artık ölmesin' refleksinden mahrum, insani olanı kaybetmiş bir durumu ifade ediyor.
Yine Kürt halkının yasaklanmış dilini, kimliğini, kültürünü, adını hiçe sayan; otuz yıllık savaşın milyonlara varan sürgününü göz ardı eden, binlerce insanın işkence izlerini, kırk bini aşkın insanın yaşamını, halen içerde rehine statüsünde tutulan binlerce tutsağa aldırmadan milliyetçi olduğuna inandırmaya çalışıyor. Normal bir milliyetçi pragmatizminin bile bu olmadığı açık. Olsa olsa bir egemenlik paranoyası değil de nedir?
Cumhuriyet tarihinin inkarcı zihniyeti, 1,5 milyon Ermeni'yi katledince egemen olabildi mi? Türkiye'nin halklar gerçeğini görmeyince halklar yok oldu mu? Lozan'da Kürtlerin inkarı üzerine kurulan TC şimdi daha mı bütünlüklü?
Savaşın, inkarın, katliamın egemenlik inşa etmediğini, etse bile geçici olduğunu bugün Ortadoğu gerçeğinde çok somut görüyoruz. İnançların, halkların birbirini boğazladığı günümüzde herhangi birinin egemenliğinin ebedi olmayacağını da biliyoruz. Bu gerçeğe bu kadar sırtını dönmüş bir zihniyet, olsa olsa faşist olabilir. Onun da kendini yok etmekten öteye gitmediğine 20. yüzyıl Avrupası şahit. Halkların ve inançların birbirini en çok yok ettiği coğrafyalardan biri olan Avrupa'nın, bu katliamlardan sonra geldiği aşama, savaşı kendi coğrafyasının dışına taşırmak oldu. Bugün ise halklarına, kendi anlayışında sistemler inşa etmiştir.
Dahası insanlığa dayatılan savaş kültürünün daha ileri sistemler geliştirmediğini de biliyoruz. Yapılan bir araştırmaya göre; dünyada 5 bin 600 yılda, toplam 15 bin 500'ün üzerinde bölgesel ya da ulusal savaşın yaşandığı, 3,7 milyar insanın öldüğü belirtiliyor. Buna açlıktan, afetten, kazadan vb. ölümleri de ekleyince doğal olmayan ölüm sayısını tahmin etmek güç.
Yine bu savaşların açtığı yaraların ise haddi hesabı, çetelesi yok. Anlaşılan bu kadar katliam, İP Genel Başkanvekili H.Basri Özbey için yeterli değil. Çözüm sürecini sabote etmenin, engellenin ne anlama geldiğini görmeyecek kadar kör, sığ ve pervasız olan bir anlayışın Türkiye'yi felakete sürükleyeceği de herkesin malumudur.
15 Şubat uluslararası komplonun yıldönümü arifesinde cereyan eden bu olayın komplocu zihniyetin devamı olduğunu söylemek için alim olmak gerekmiyor. 16 yıldır esaret koşullarında olan Sayın Öcalan'ın, Türkiye halklarının barışını tesis etmek için öncülük ettiğinin ilanı da gerekmiyor. O halde ölü bedenler üzerine kurulmuş bir egemenliğin Türklere ne gibi bir faydası oldu veya olacak? Hiçbir getirisinin olmadığı ve olamayacağı bu kadar net iken, 'çözüm sürecini sabote ediyoruz' söylemine Türkiyeli halkların, demokratların, en pragmatik milliyetçilerin bile karşı çıkması gerekmez mi?
Kürtlerin Öcalan, Öcalan'ın barış konusundaki hassasiyeti bu söylem ve montaj kayıtlarıyla sarsılmaz. Ancak halklar arasına bir hendek daha açmak da kimseye kazandırmaz.
Savaş sadece bölünmeye hizmet eder