Suriye’yi ortalarına almış, kartallar gibi etrafında döneniyor, canını alma vuruşu için, “insani kaçacak” gerekçe, “vicdana sığacak” bahane arıyorlar. Vicdan, insaniyetin büyülü söylemi, bir avuç çıkar uğrunda, Suriye’nin boynunda kemend…

Bu iki kavramdan yola çıkarak, bize yalanlardan kurulu gerekçelere dayalı, yeni bir dehşet sunmaya hazırlanıyorlar.
Bu yalan, yıllardan beri kullanımda olan “vicdan” ve “insani hasassiyet”tir.
Bu kavramları kullananların, patlayacak bombaların rengini, kokusu ve ölülerini tesbiti için, Birleşmiş Milletler komisyonu hazır edilmiş, aportta bekliyordu.
Tam bu sırada, beklenen haber gelmiş, Şam’ın banliyösünde kimyasal bomba patlatılmış, kitlesel kırım gerçekleştirilmiş, Esad, evine girmek için etrafında dört dönüp, delik arayan katillerine, aranan hücumun kapısını açmıştı.
Olay bu kadar basitti. Esad, etrafını saran kurtların, dişlerini çak çak birbirine vurmalarını gördüğü halde, akılsızlığıyla onlara yem olmaya koşmuştu.
Üstelik kendi askerleri ve destekçilerini de bombalara kurban ederek…
Her şey bir yana, Suriye kapısından girmek için etrafında fink atanlar, patlayan bombalarla bu imkanı yakaladılar. “İnsaniyet adına” numarası yapanlara, altın tepsi içinde sunulmuş bir armağandı, bu.
Yani vicdan bahane, kısa günün kazancı üstüne dökülen göz yaşları şaheneydi.
Mesela, Mısır’daki olaylardan sonra, benzer yoldan düşürüleceği paniğine kapılanlar, meydan meydan dolaşıp kalabalıklara sığınıyor, onları kendisini savunma adına “şehit” olmaya çağırıyor, kesintisiz şehadet kutsaması, güzellemesi yapıyorlardı.
Ama aynı adamlar nezdinde, Suriye rejimi, kendini savunmaktan suçludur. İyi de, senin meydanları direnmeye çağırman neyin nesi?
Dahası Suriye rejimi despot, diktatörlük, ama ömrünün üçte ikisi, darağaçlarının gölgesinde sıkıyönetim, olağanüstü hallerle geçmiş, bugün hala darbecilerin anayasası ve olağanüstü yetkili mahkemelerle çarkları döndürülen, dünyada en çok gazeteci tutuklayan, yazarların kalemlerini esir alarak buharlaştıran, bir değerler toplamı olan demokrasiyi seçimle sınırlayan, seçimi yandaşı çok diktatörün galibiyeti olarak gören TC rejimi, özgürlükçü…
Zavallı topraklar Suriye’yi, İran’daki petrol kuyularına açılan yol olarak görüp, musallat oldular. Ülke, akbabaların hücumuyla kanıyor.
Topyekün saldırı için, “Suriye rejimi kimyasal bomba kullandı” demeleri gerekiyordu. Bomba, yazılan entrikanın senaryosuna uygun patladı. Büyük bir ihtimalle bombanın fitilini Suriye’nin kuyruğuna bağlayacaklardır.
Oysa, bomba kimin işine yarıyorsa, patlatan da odur. Bu açıdan, bombaların üretim ve sevk merkezi konusunda, en son Suriye akla gelmektedir.
Çünkü kimyasal silahların, çeteleri caydırma dahil, Suriye rejiminine hiç bir katkısı yoktur. Dahası, bu tür silahlar savaş suçudur. Şam, yönetimi bile bile bu suçu işlemeye kalkışacak kadar aklı selimden uzaklaşmış değildir.
O nedenle, bombaların Şam tarafından tetiklenmesi ihtimal dışıdır. Üretim merkezi ve tetikçilerin yüzünü, başka yerde aramak, bulmak şimdi gerekmeklidir. Daha sonra ortaya çıkan gerçeğin, olanları geride getirmede hiç bir faydası olmayacaktır.
Amerika’nın Vietnam’a saldırması için kendi gemisine ateş açması gerçeği neyi değiştirdi ki?..
Kimyasal bombaların patlamasından sonra, Suriye’nın kişiliğinde, bölgesel bir büyük savaşın tamtamları çalıyor.
Suriye’de ilan edilmiş, uluslararası boyutta bir savaş sürüyordu. NATO ya da uluslararası güçlerin başka bir şemsiye altında saldırıda bulunma ihtimali konuşuluyor.
Ancak, unutmamak gerekiyor ki Suriye, Irak ya da Libya değildir.
TC için, karşı tarafta bulunan Kürtler hasımdır, öncelikle. Çeçenistan, Afganistan’dan getirtilmiş kiralık Müslümanlar, birileri adına Kürtlerle savaşıyorlar. Bunu bilmeyen yok.
Kürtlerin, sınırı geçecek Türk ordusunu karşılaması halinde yayılacak dalganın boyunu siz hesaplayın…
Ayrıca, bir sonraki hedef İran’dır. Yıllar önce açıklanmış hedeftir, bu. Rusya ve Çin’in çıkarları da bilinmektedir.
Umarız Amerika, imparatorluk hayaliyle oraya, buraya, bütün komşularına toslayan Recep Erdoğan-Ahmet Davutoğlu ikilisinin aklına uymaz…