Bundan tam 707 yıl önce 23 Ağustos günü ölen William Wallace'ın tarihte adının geçtiği ilk olay, Lanark şehrinde İngiliz komutanı William Heselrig'in öldürülmesidir.
Rivayete göre Wallace Lanark şehrini sık sık "spor yapmak" için ziyaret ederdi. Wallace ve adamları İngilizlere gözdağı vermek için sık sık şehre iner ve bir iki İngiliz askerini öldürüp kaçardı. Şehrin İngiliz komutan Heselrig bu durumun süreklilik kazanması üzerine çok sayıda takviye birlik getirerek güvenliği sağlamaya çalıştı.
Wallace bu sırada Lanark'ta yaşayan Marion Braidfute adlı genç bir kadına aşık olmuştu. Braidfute'nin kardeşi Heselrig tarafından idama mahkum edilmişti. Bu nedenle Braidfute Haselrig'ten nefret ederdi. Ancak çok güzel bir kadın olan Braidfute için Heselrig'in planları farklıydı. Onu oğluyla evlendirmek istiyordu. Braidfute ise yerel bir kahraman olan Wallace'a aşık oldu. İkisi birbirlerine evlilik sözü verdi.
Wallace Lanark'a her gelişinde Braidfute'yi ziyaret ediyordu. Uzunca bir süre devam eden ziyaretler ilerledikçe Wallace daha az dikkatsiz davranmaya başlamıştı. 1297 yılının Mayıs ayındaki en son ziyaretinde bir İngiliz askeri karşısına çıktı. Basit bir ağız dalaşına giriştiler ama olay büyüdü. Wallace'ın adamlarıyla İngiliz askerleri güpegündüz Braidfute'nin evinin yakınında kılıçlarını çekti. 50 kadar İngiliz askerini oracıkta öldüren Wallace ve adamları Lanark'tan kaçmayı başardı. Ancak Heselrig topladığı askerlerle Marion'un evine girdi ve genç kadını oracıkta öldürdü.
Haber Wallace'a ulaşınca gözü karardı. Heselrig bir saldırı bekliyordu ama aynı gece olacağına çok ihtimal vermediğinden devriyelerin sayısını arttırmaya gerek duymadı. Wallace ve adamları şehre üçerli gruplar halinde girdi ve içeride yeniden birleştiler. Burada iki ana gruba ayrıldılar. Wallace'ın başında oluğu grup Heselrig'in diğer grup ise yargıç Robert Thorn'un evine doğru yöneldi.
Wallace'ın adamları Heselrig'in evinin önündeki muhafızlarla dövüşmeye başladığında kendisi ise evin kapısını kırıp direkt yatak odasına koştu. Heselrig uykudan kalkmış ve giyinmeye çalışıyordu. Wallace kılıcıyla tek vuruşta Heselrig'in boynundan köprücük kemiğine kadar büyük bir yara açtı. Rivayet odur ki bir anda Heselrig'in boynundan o kadar çok kan Wallace'ın yüzüne fışkırmıştı ki kısa bir süre bir şey göremedi.
O gece Lanark'ta 240 kadar İngiliz öldürüldü. (Meşhur Cesur Yürek filminde sadece kadınlar, çocuklar ve papazlar bağışlandı. Ve bu olay Wallace'ın liderlik ettiği İskoç isyanının başlangıcı oldu.)
Lanark'ta yaşananların ardından Wallace'ın kendi deyimiyle İskoçlar kovandan çıkan arılar gibi kendi adamlarına katılmaya başladı. İskoçların ünlü derebeyi Andrew Murray de Wallace'a destek verdi. Ve İskoçlarla İngiliz ordusu 11 Eylül 1297 günü Stirling Köprüsü Savaşı'nda karşı karşıya geldi. İyi eğitilmiş İngiliz ordusu karşısında Wallace ve Murray inanılmaz bir zafer kazandı. İngilizlerin 5 bin askeri öldürülürken İskoçların kayıpları ise yüzlerle sınırlı kaldı. Ancak savaşın komutanlarından Murray burada aldığı yaraların sonucunda iki ay sonra öldü.
William Wallace Stirling Köprüsü savaşında ele geçirilen İngiliz haznedarı Hugh Cressingham'ın derisinden kendi kılcına bir kılıf yaptırdığı söylenir. Bir diğer rivayete göre haznedarın yüzülen derisi İskoç liderler arasında paylaşıldı. Deri parçalarından bıçak kınları yapıldı.
Stirling Köprüsü zaferinin ardından Wallace'a şövalyelik ünvanı verildi ve savaş İngiltere'nin kuzey bölgelerine taşındı. Wallace Newcastle çevresindeki İngiliz kalelerinde terör estirdi. Filmdekinin aksine son derece acımasız biri olan Wallace girdiği kalelerde neredeyse hiçbir erkeği sağ bırakmıyordu.
Bir sene sonra Falkirk'te ise durum değişti. Wallace bir sene boyunca düzenlediği saldırılarda İngiliz topraklarında çok fazla etkinlik kurmaya başlayınca Kral Edward, "İngiliz onuru" söylemini kullanarak güçlü bir ordu toplamayı başardı. Fransa'daki savaşlar nedeniyle yorgun ve Kraliyete karşı seslerin yükseldiği İngiliz toplumu İskoçya'ya karşı savaşta saraya destek verdi.
Savaş Wallace için bir yıkım olmasa da ciddi bir geri adım attırdı. Bu tarihten sonra Wallace'ın İngiltere içindeki saldırıları bıçak gibi kesildi.
Falkirk'ten sonra Wallace iki seneliğine Fransa'ya gitti. Kral IV. Philip ile görüşen Wallace Paris'in desteğini aldığını düşünüyordu. Ancak Fransızlar Flanders'taki bir isyanı bastırmak için İngilizlerden yardım isteyince İskoçya'dan da desteklerini çektiler. 1304 yılında tek başlarına kalan İskoçlar Edward'ı kral olarak tanıklarını açıkladı. Bu açıklamaya sadece Wallace imza koymadı.
Bu an Wallace'ın kaderini belirledi. Wallace için İngilizler düşmandı ve onlarla hiçbir egemenlik anlaşması yapılamazdı. Ancak özellikle İskoç köylüleri kendilerini korumak amacıyla taraf değiştirmeye meyilliydi. İskoçlar Wallace'ı çok radikal buluyor, bağımsızlığı da gerekli görmüyordu. Artık Wallace İskoçlar için de ortadan kaldırılması gereken biri haline gelmeye başlamıştı.
3 Ağustos 1305 tarihinde Wallace için kanun kaçağı fermanı çıkarıldı. Bu onun mahkemeye çıkarılmadan görüldüğü yerde öldürülmesini sağlıyordu. John Menteith adlı bir İskoç derebeyi Wallace'ı yakaladı. Aslında Menteith tek başına bir ihanetçi değildi. Ülkedeki durum öyle bir hal almıştı ki Wallace'ı her 10 İskoç'tan 9'u İngilizlere teslim edebilirdi.
Wallace önce Dumbarton şatosuna götürüldü. Burada İngilizler onu teslim alarak bir mahkeme şovuyla yargılamak için Londra'ya nakletti. Mahkemede ihanet ile suçlandı ve işkenceyle ölüme mahkum edildi. Wallace ertesi gün Londra'dan Smithfield'e kadar manda derisine sarılarak sürüklendi. Sonra başaşağı asılıp henüz canlıyken parça parça edildi. Kalbi, ciğeri, akciğerleri ateşe atıldı. Kafası kesilerek Londra Köprünün üstüne asıldı. Vücudunun diğer parçaları Newcastle, Berwick, Perth ve Stirling'e gönderildi. Bu şehirlerin tümü Wallace'ın 1297'deki saldırılarının hedefi olmuştu.
Wallace İngilizler tarafından bu şekilde öldürüldükten sonra İskoçya'da iklim değişti. İnsanlar Wallace'ı yeniden bir özgürlük savaşçısı olarak görmeye başladı. Wallace'ın işkenceyle öldürülmesinden kısa bir süre sonra İskoçya bağımsızlık mücadelesi yeniden başladı.