Örneğin bir süredir bir çoğumuz, “AKP’nin çözüm niyeti” hakkında konuşup duruyoruz. Hep birlikte “niyeti bozuk” deyip, işin içinden çıkıyoruz.
Bizimle aynı fikirde olmayanlar da, “AKP’nin niyeti halis”, “sizin niyetiniz bozuk” deyip duruyor.
Bu pek “verimli” bir tartışma değil…Çünkü Türkiye’nin temel meselesi “AKP’nin ve bizlerin niyeti”yle ilgili değil.
Gerçek soru başka: AKP’nin “ister niyeti olsun, ister olmasın”, Türkiye’nin demokratik güçleri ve Kürt Özgürlük Hareketi, AKP Hükümetini “ister gönüllü, ister gönülsüz”, “demokratik çözüme” zorlayabilir mi?
İkinci temel soru da şu: Otuz yılın sonunda “silah” zoruyla “taviz vermeye” zorlanan devlet, şimdi “silahsız” olarak daha büyük “tavizler” vermeye zorlanabilir mi?
Bu sorulara “hayır, zorlanamaz” demenin iki anlamı var: Birincisi, biz güçsüzüz, ne yapsak faydasızdır. İkincisi ise “silahtan başka yol kalmamıştır.”
Birinci “anlam” üzerinde durmaya bile değmez. “AKP’ye gücümüz yetmez” diyenin siyasi mücadele alanında yeri olmaz.
İkinciye gelince…
“Silah” otuz yıl boyunca denendi. “Silahsız yol” ise, şunun şurasında “bir yıllık” bir deneyim. “Ateşkesten” söz etmiyorum. Öcalan’ın Newroz’da dile getirdiği “silahsız yoldan” söz ediyorum. Bu “bir yıllık deney” henüz hiçbir sonuç vermedi. Vermedi ama, vermeyeceği de henüz ortaya çıkmadı.
O halde iki şeyi bir birine karıştırmamak şart: “Çözüm süreci tıkandı”, hatta “sona erdi” demek bir saptamadır. Benim de düşüncem bu yöndedir. En azından AKP Hükümeti, yerel seçimlere” kadar “çözüm sürecini” dondurdu. Hatta, bir türlü “derinlikli müzakereye” dönüşemeyen “görüşmelerin” bile “ipini” ha koparttı, ha koparacak…Ve savaş Hazırlığı zirvede…
Bu durumda soru yeniden karşımıza çıkıyor: AKP’nin “çözüm sürecini sona erdirmesine ve savaşı yeniden başlatma tehdidine” karşı “silahsız yoldan” mücadele etmek ve bu yoldan AKP’yi yeniden “barış ve çözüm sürecine” döndürmek mümkün mü?
Benim yanıtım olumlu. Bu mümkündür.
Ama “silahsız yolu” “kibarlık”, “mırıltılı sesle konuşmak”, “diplomasi yapmak”, “seçimden seçime bağırmak”, “parlamenter hayal kurmak”, “empatiydi, sempatiydi” lafları arasında “durumu idare etmek” sanmıyorsak…
“Çözüm sürecinin fiilen bitmiş olması”, bizi, “silahsız yolun en radikal” biçimlerine mecbur ediyor. Bu öyle bir mücadele olmalı ki, hükümet bu mücadele karşısında ya “yeniden çözüm sürecine” dönmeli ve Öcalan’ın önerdiği “derinlikli müzekereyi” başlatarak, somut adımlar atmaya başlamalı; ya da bu “silahsız yolun en radikal mücadelesini” devlet gücüyle ve silahla bastırma dışında çaresiz kalmalı…
Burada “kilit önemdeki yöntem”, Öcalan’ın son görüşmede yaptığı açıklamada bildirilmiştir: AKP’den beklemeyin, siz yapın!..
Örneğin, “talimatla” değil, uzun bir aydınlatma ve örgütlenme hazırlığından sonra, “anadilde eğitim”e başlamak için, Kürdistan’daki “vergilerin” “merkezi devlete” değil de “yerel yönetimlere” devri için harekete geçildiğini düşünelim…Onbinlerce esnafın ve işverenin başarılı bir kampanya sonunda, vergilerin yüzde yüzünü demiyorum, “yüzde ellisini” devlete ödemediğini, “halk Meclislerinin” bir “bileşeni” olan Belediyelere verdiğini gözünüzün önüne getirin. Bu paralarla her ilde “ana dilde eğitim” veren bir okul açılabilir, ve öğretmenlerin maaşları ödenebilir.
“Vergisini ödemeyen esnafa ya da işverene” karşı devlet ne yapar? Ya halkın direnişinden korkup, sesini çıkarmaz, ya da silah zoruyla “esnaftan” zorla vergi almak için onun dükkanını basar. Basınca ne olur? Halk esnafı korur. Koruyunca ne olur? Ya silahlı unsurlar ve vergi memurları ile haciz memurları pılılarını pırtılarını toplar çekip gider ya da halka ve esnafa karşı “silah”a başvurur.
Silaha başvurursa ne olur?
Eh artık bunu da ben söylemeyeyim…Açın Kürdün tarihini okuyun.
Başka işler de AKP’siz yapılabilir… Kooperatifler...Diyelim ki bir “issot” kooperatifi kuruldu. Pul biberdi, salçaydı, filan üretimine başlandı. Bu halk kooperatifinin “kapitalistle” rekabet üstünlüğü nasıl sağlanır? “İşsiz on bin gencin”, “askere gitmeyi reddetmesiyle” sağlanır. Gençler askere gitmezler. Bunun yerine, “kışla gibi bir yerde”, “emek taburları” olarak iki yıllığına örgütlenirler. “İssot kooperatifinde” bedava, boğaz tokluğuna çalışırlar. Sonuçta, “İssot kooperatifi” tüm “issot pazarından” özelleri kovalar. Buranın karıyla yeni işyerleri açılır...Vesaire, vesaire…
Ya devlet gençleri zorla askere almaya kalkarsa…
Halk buna izin vermez...
“Ya devlet silahla halka saldırırsa ne olur?”
Ben bilmem, siz daha iyi bilirsiniz…
Silahsız yolun radikal biçimi ve ‘kendiniz yapın’ çizgisi
İnsan gürültülü hayatın içinde bazan en basit bir gerçeği gözden kaçırabiliyor.