Sinema, hayatın her alanına dikey ve yatay yayılan etki gücünü her geçen gün çok daha fazla arttırıyor. Bir sanat dalı olarak sinema, sahip olduğu bu etki gücüyle hiç şüphesiz bir derdi olan, itirazı olan, hedef kitlesini örgütlemek isteyen yahut sırf estetik bir kaygıyla sanatsal üretimini geniş halk topluluklarına ulaştırmak isteyen insanlar tarafından oldukça lütuf gören bir sanat, bir entelektüel üretim alanı. 
Sinema gerçekten estetik bir motivasyonla gerçekleştiriliyor olmasının yanı sıra ticari bir saikle değişim değeri ve pazarlanma kapasitesi büyük olan bir emtia olarak da yaygın bir üretim sürecine konu olmaktadır. Fakat bu yaygın ve etkili gücüyle en çok ideolojik güç merkezlerinin dikkatini çekiyor. Soldan sağa tüm ideolojik merkezler sinemanın kitle gücü üzerindeki etkisini dikkate almazlık edemiyor. Bu konu üzerinde çok söz söylenecek ve yeniden Amerika’yı keşfettirecek bir konu değil. Sinemanın, kendini bir sanat olarak var etmeden önce de, bir sanat olarak var ettikten sonra da ideolojik bir aygıt olarak işlev gördüğü herkesin malumu olan bir husustur.
Film festivalleri, diğer film dağıtım ağlarına oranla görece olarak sinemanın kendini bir sanat dalı olarak izleyicilerle buluşturabildiği bir paylaşım alanı. Büyük ödüllerin dağıtıldığı, şaşalı törenlerle ve ünlü konuklarla sanatsal bir paylaşımdan ziyade bir şölen olarak gerçekleştirilen festivallere alternatif olarak yapılan ve yönetmenle, seyirciyi film dediğimiz üretimin gösterimi üzerinden bir araya getiren festivaller, sinemanın bir sanatsal üretim ve paylaşım olarak kendini var edebildiği en temel alanlardan biridir. O yüzden bu alanların korunması, güçlendirilmesi, paylaşım olanaklarının arttırılması, yerel dinamikleri işin içine katarak yereldeki sinema üretim ve paylaşım potansiyelini ortaya çıkarması çok önemlidir. Bu festivalleri sinema üretme ve paylaşma komünlerine dönüştürmenin çok güçlü pratik ayağı olarak örgütlemek mümkündür. 
Bu yıl beşincisi gerçekleştirilen Batman Yılmaz Güney Film Festivali hem istikrarlı bir çizgiyle beşincisini gerçekleştiriyor olması, hem de her geçen yıl halk tarafından, kentteki gençler tarafından yoğun bir ilgiyle karşılanıyor olması itibariyle bir festivalin nasıl olması gerektiğine dair oldukça ümitvar bir tablo sunmaktadır. Kısa film festivali olması itibariyle hem çok sayıda genç sinemacının gençlik dinamizmini bir araya getirme ve örgütleme gücüne sahiptir hem de kendini maddi sponsorluk ilişkilerinden bağımsız örgütleme şansına sahiptir.
Festivallerde filmleri birbiriyle yarıştırma ve hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutmak yerine, festivalleri demokratik bir paylaşım ve komünal bir dayanışma mekanizmasına kavuşturmak Ortadoğu Sinema Akdemisi’ni kurduğumuzdan bu yana üzerinde en çok tartıştığımız konulardan biriydi. Fakat alışılagelen ve bir film festivalini kolay örgütlemenin, kısa sürede tanınır ve prestijli hale getirmenin bir pratiği olan yarıştırma ve ödül dağıtma yöntemi ne yazık ki çoğu zaman bizi de etkisi altına almakta ve yaptığımız film festivallerinde, ilkesel düzeyde belirlediğimiz ölçülerden bizi uzaklaştırabilmektedir. Yapılan son festivalde, jürinin de önerisiyle estetik ve sinemasal değerleri ve toplumsal sorunları görünür kılmadaki duyarlılıkları nedeniyle üç film desteklenmeye değer görülmüştür.
Bu durum festivalin demokratikleşmesine, jüri olarak seçilen insanların festivalin bir bileşenine dönüşmesine ve diğer pek çok bileşen yaratmaya ve yapılan tartışma ve önerilerle daha güçlü ve derinlikli bir çizgiye ulaşmasına açık olduğunun önemli bir göstergesidir.