AKP, 24 Temmuz'dan beri aralıksız bir topyekün savaş yürütüyor. 1 Kasım seçimleri öncesi savaşı başlatmışlardı. Kasım'dan sonra daha da hız verdiler. Bu zamana kadar aldıkları sözde yüzde 50 oyu sadece savaşa sermaye yaptılar. Her şeylerini savaşa yatırdılar. Türkiye'nin hiçbir sorununa el atıp çözmüş değiller. Güvenlikçi politikalar güya esas alındı ama kimse Türkiye'nin seçim öncesinden daha güvenlikli olduğunu söyleyemez.

Davutoğlu şimdi Erdoğan tarafından şutlandı. Savaşın karekteri böyledir. Kazanamazsan gidersin. Erdoğan şimdilik öncü güçlerini, yani piyonlarını kullanıyor, harcıyor. Kazanamayacağı bir savaşa girdi. Esas olarak kendisinin gideceğinin farkındadır. Bunun için tüm kozlarını kullanacak. Zaman kazanmaya, mümkünse pozisyonu değiştirmeye çalışacak.

Davutoğlu bir yerde istifasını duyururken, öncelikle köklü bir özelleştiri vermesi gerekirdi. Dolmabahçe mutabakatına sahip çıkamadığı, Erdoğan'a teslim olduğu için. Çünkü bu iktidar ve oy hesapları yüzünden savaşa girildi. Binlerce insan canından oldu. Milyarlarca dolar maddi kayıp yaşandı. Ekonomi ciddi darbeler yedi. Bu felaketlerin birinci derecede sorumlusu Erdoğan'dı ama siyasi sorumluluk, başbakanlık koltuğunda oturan da Davutoğlu'ydu. Bu açıdan Türkiye halklarına vereceği bir hesabı var. Bu savaşın sonuçları Türkiye'nin geleceğini etkileyecektir.

Savaş, 24 Temmuz'da büyük uçak filolarıyla başlatıldı. Davutoğlu'nun ifadesiyle 400 bomba bir gecede Kürdistan dağlarına atıldı. Türkiye kuruluşundan günümüze kadar hiç kimseye karşı böyle uçak kaldırmış ve bombalama yapmış değildir. 90 yıldır aralıksız Kürtlere karşı bir savaş yürütülmektedir. Kültürel soykırım hızından birşey hiç kaybetmedi zaten. 

2015 Ağustos’undan beri Kürdistan'da şehirler bombalanmaktadır. Tanklar şehirlere sokuldu. Şehirler, mahalleler yerle bir edilmekte, siviller katledilmekte, büyük bir insanlık ve savaş suçu işlenmektedir. Ordunun bütün aktif, savaşabilecek unsurları Kürdistan'a taşırılmıştır. Kürtler içindeki işbirlikçi ve hainler seferber edilmişler, MİT tüm ağırlığını savaşa vermiş. Ordu harcamaları, gizli ödenekler su gibi akmaktadır. TRT ve AKP basını, binlerce radyo, yerel kanal, internet siteleri vb PKK ve Kürtlere karşı aralıksız bir saldırı halindeler.

 AKP milli politika deyip CHP'sinden Doğu Perinçek'ine, Ergenekoncusundan Özel harp dairesine, MHP'den Diyaneti’ne kadar tüm kesimleri Kürtler karşısında birleştirmeye, savaştırmaya çalışıyor. Milli kavramı açıktan faşizmi ve ırkçılığı ifade etmektedir. Bunun için aydınlar, akademisyenler, akıl ve vicdan sahibi tüm kesimler hain ve gayri milli ilan edildiler.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi şimdi de, "Kürtler ayaklanmadı, PKK'nin çağrılarını dinlemedi. PKK savaşı şehirlere taşıdığı ve halka zarar verdiği için büyük bir tepki uyandırmış" şeklinde büyük bir propaganda kampanyası yürütüyorlar. Sanki tankları şehirlere yığan, halkın evlerini yıkan, mülklerine el koyan, yüzbinleri sokağa atan, sokağa çıkma yasakları koyan uzaylılar. Devlet ve hükümet melek rollerinde. 

Bu propagandalar suçlarını gizlemek ve 90 yıldır yaptıkları gibi Kürt halkını inkar ve imha politikalarını en kirli ve vahşi biçimde tekrarlamaktan öte birşey ifade etmiyor. Kürtler bu kirli, katliamcı ve soykırımcı politikalara ve uygulamalara karşı büyük bir öfke ve nefret içindeler. Öldürülenler Kürtlerin çocukları. Yakılıp yıkılan yerler Kürtlerin yurdu. Evleri basılıp hapishanelere doldurulanlar Kürtlüğe sahip çıkanlar. Bu durumda nasıl oluyorda Kürtler devlete hayran veya bu yapılanlara oh ne güzel, deyip alkış tutuyorlar!

Türkiye'nin akıldaneleri, psikolojik savaş merkezleri unutmasın; bütün bu kara propagandalar ve oyunlar direniş duvarına çarpacak, tuzla buz olacaktır. Unutmayın; 1984'te gerilla savaşı başladığında Kürtler serhildana kalkmamıştı. Birçok yerde halk gidip çocuklarının cenazelerini bile alamıyordu. Ancak direnişin kesintisiz devam etmesi halki kendisine getirmiş, 1990’ın başına gelindiğinde Kürdistan bir bastan bir başa serhildana kalkmıştı. Kürdistan tarihinin ilk ve en büyük kitlesel halk hareketi tarih sahnesine çıkmıştı. Bunu durdurmak ve bastırmak için Newrozları katliamlarla karşıladı faşist yönetimler. Halk sokağa çıkamaz hale getirildi. Binlerce insan faili meçhullere götürüldü. Binlerce köy yakıldı. Yüzbinlerce insan sorgulardan, işkencelerden ve hapishanelerden geçti. 

Sonrasında olanlar yine tarihe mal olacak görkemli direnişler ve milyonlarca Kürdistanlının sokaklara, meydanlara akmasıydı. Kürtler sürekli daha ileri düzeyde bilinçlendiler ve örgütlendiler. Belediyelerin büyük çoğunluğunu kazandılar. Çıkardıkları milletvekili sayısını giderek arttırdılar.  Politik arenada daha fazla görünür oldular. AKP ve Erdoğan bunu durdurmak ve bastırmak için yine o bildik zalim ve vahşi saldırıları gündemleştirdiler. 

24 Temmuz'la başlayan saldırılarını şimdi parlamentoya taşırdılar. HDP milletvekillerine 12 Eylül faşist anayasasını bile çiğneyerek yöneldiler. Parlamentodan atıp tüm muhalif ve direnen odakları söndürmeye, bunun üzerine faşizmi tesis etmeye çalışıyorlar.

Halkın yasal ve demokratik hakkı olan gösteri ve yürüyüşlere her yerde azgınca bir saldırı var. Polis bir ordu gücü haline getirilmiş. İşgalci bir güç gibi halkın üzerine salınmış. İnsanların nefes almasına, göz açmasına fırsat verilmiyor. Bu terörü ve faşist saldırganlık yokmuş gibi, tümden gizleyip sonra da halk sokağa çıkmıyor, PKK'den nefret ediyor, deyip propaganda yapacaksın!

Demokratik örgütlenme ve politik kurumlar eleştirilebilir. AKP'nin bu azgın saldırılarına ve olası savaş ihtimaline karşı yeterli bir örgütlenme yapılmadı, denilebilir. Ki, öyledir. Silahlı veya silahsız faşizme karşı direnmek meşru bir haktır. Bundan yola çıkarak kendisini ve kazanımlarını korumak politik kurumların ve öncülerin görevidir. Burada görev ve sorumluluklar yerine getirilemedi diye faşizmi kimse temize çıkaramaz, masum gösteremez. 

AKP ve yalakaları, faşist militarist tüm odaklar bilmeli ki, Kürtler her zamadan daha fazla bilinçlenmişlerdir. Devletin zulmünün ve yıkımının farkındadırlar. Kin ve nefretlerinde bir azalma yok, tersine bir birikme ve artma var. Halkın bu öfkesinden ve hesap sormasından kurtulamayacaksınız. Yeterli bir örgütlenme ve doğru öncülük yapıldığında bu halkın bir volkan gibi patladığına tanık olacaksınız. Yalan ve kara propagandalar sizi kurtaramayacaktır. Başaşağı gidişinizi durduramayacaksınız.