12 Eylül’ü aratmayan günlerden geçiyoruz.  12 Eylül yükselen devrimci mücadeleyi ezmek  için yapılmıştı. Ama hedefi bu kadarla sınırlı değildi. Askerler işçi sınıfını darbelemek ve yeni bir sömürü sistemi yaratmanın zeminini yaratmak  ajandasıyla gelmişti.

Bugün de Kürt özgürlük hareketini ezmeye çalışan savaş bloku, sadece kendini yönetmek isteyen Kürt halkını hedefine koymadı,  eş zamanlı olarak işçi sınıfına, kadın özgürlük mücadelesine, doğa mücadelesine de darbe indirmeyi  hedefliyor. 

O yüzden emeğe, doğaya ve kadınlara yöneltilen saldırılar hiç de tekil konular değil, onları da savaş konseptinin içinde ele almak  gerekir diye düşünüyorum. 

Yüzlerce kardeşimizin yaşamını yitirmesine sebep olan vahşet bodrumları; vahşet fabrikalarından, vahşet madenlerinden, vahşet tarlalarından ayrı ele alınamaz. 

Kısa ay Şubat’ta bir değil, iki değil en az 140 işçi iş cinayetinde öldü. Gizli katil denen meslek hastalıkları sonucu ölümler İSİG’in açıkladığı bu rapora dahil değil. Ama 2 ayda bir,  bir Soma olmasının kimsede önemli bir tepki yaratmadığını görüyoruz.

İş yeri sahiplerinde ise  vurdumduymazlık, pişkinlik almış başını gidiyor. Bundan birkaç gün önce Evrensel gazetesinde haber oldu. İstanbul  Sefaköy’deki Borusan Mannesmann fabrikasında 1.5 ton ağırlığındaki demir levhalar arasına sıkışarak yaşamını yitiren işçinin mesai arkadaşları iş bırakmış. Yönetim onlara; ‘“Yapacak bir şey yok, dua edin, cumaya gidin!” demişti.  Eski Çalışma Bakanı da Zonguldak’ta iş cinayetinde ölen madenciler için ‘Güzel öldüler’ diyebilmişti. Patronlar işçileri sadece bile bile ölüme göndermekle kalmıyor,  örgütsüz işçilerle alay da ediyor, onları aptal yerine de koyuyorlar.  

12 Eylül günlerinde tekstil patronlarının sözcüsü Halit Narin’in   “Bugüne kadar işçiler güldü, bundan sonra gülme sırası bizde” demesi  unutulmamıştır.

36 yıldır sermaye hep gülüyor ama sermaye sınıfı elindeki konforla yetinmek niyetinde değil. Daha fazlasını istiyor. 

Sermaye sınıfının  hizmetkarı AKP; Türkiye’yi soktuğu bu fiili darbe koşullarında ve savaş ortamında  iş piyasasını kuralsızlaştırmak için çok kritik bir hamleyi öne sürüyor.  

Kölelik yasası işçi sınıfının şimdiye kadar bir sınıf olarak elde ettiği statüyü hallaç pamuğu gibi atacak, son dönemde emeğe yapılan en ciddi saldırıdır.  Fakat karşısında güçlü bir direniş henüz sergilenemedi.

 Kiralık işçi bürolarının  öyle dar, sınırlı bir düzenleme olmadığı çokça yazılıp çizildi. Bir kere kölelik  kapısı açıldığında sermaye tarafı işçiyi bir at gibi her istediği yere istediği süre ve şartlar altında koşturabilecektir. İnsan onurunu zedeleyen çalışma koşulları ve iş ilişkileri içerisinde ÖİB patronu binlerce işçiyi kiralık işçiler olarak piyasaya sürüp sırtlarından kar edebilecek. Bu da yetmeyecek kölelik yasası kiralık olmayan işçilerin başında da  Demokles’in kılıcı gibi sallanıp duracak. 

Aşırı düzensiz iş ilişkisi çalışanı üretim yaptığı patronun karşısında korumasız bırakacak, işçiye tutunacak dal bırakmayacak. İşçi makinenin bir dişlisine,  vidasına indirgenmekten beter bir şekilde,  alınıp satılan bir metaya dönüşecek. 

 Kölelik yasasının çıkartılmasından, doğanın talanına, iş cinayetlerine, kadınların sömürüsüne  hepsi kapitalist sömürü sisteminin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor.   Savaş blokunun harcında bütün bu istekleri karşılama kararlılığı  var.

 Ama elbette o kadar kolay  değil.  Cerattepe halkı direnerek yasanın yok sayılmasına engel oldu, köylüler AKP’nin keyfiliğine bent olmayı şimdilik başardılar. 6 Mart’ta da kadınlar benzer bir direniş sergiledi, 12 Eylül günlerinden bugüne söke söke kazandığımız 8 Mart gasp edilmek istendi.  Kadınlar birleşik bir mücadele ile polisin ablukasına ve gazlı saldırısına karşı sokağı terk etmedi.  Hele bir gün sonra gece yürüyüşünde on binlerce genç kadının Taksim’i özgürleştirmesi despotik yönetme karşı önemli bir irade savaşıydı. 

Ne yapıp edip kölelik yasasına karşı da bir direnç noktası yaratmayı el birliği ile başarmalıyız. İşçilerin kölelik yasalarına ve işçi cinayetlerine karşı  ortaya koyacağı irade pişkinleşen sermaye sınıfını ve darbecileri hayati bir cevap olacak.