NATO’nun tek “Müslüman” üyesi olan Türkiye, din silahıyla hem içeride sol muhalefeti ezmekte, hem de Amerika’nın komünizme karşı yeşil kuşak projesini uygulamakta baş roldeydi.
SSCB’nin dağılmasından sonra Warşova Paktı da dağıldı. SSCB ve Warşova Paktı dağılmasına rağmen NATO varlığını sürdürdü. Gerekçesi, NATO ülkelerini tehdit eden “Radikal İslam”a karşı güvenliği sağlamaktı. Türkiye’ye gene baş rol düşmüştü. Ilımlı İslamcılarla Müslüman demokrat bir model oluşturulacak ve böylece “Radikal İslam” bir seçenek ve tehlike olmaktan çıkarılıp etkisiz hale getirilecekti.
İşte AKP bu konseptin ürünü olarak ortaya çıktı, çıkarıldı.
AKP’nin rolü, içeride sallanan rejimi Kürt Özgürlük Hareketine ve sola karşı garantiye almak, bölgede de İslam ülkelerine model olarak radikal dinci akımları etkisiz hale getirmekti.
AKP’nin ilk yıllarını hatırlarsak bu çok açık olarak görülür. AKP’liler Erdoğan’ın bütün dünyada kabul ve itibar gördüğünü, bir dünya lideri olduğunu söylüyorlardı. NATO’da, AB’de, BM’de, IMF’de ve gittiği her yerde Erdoğan’a bütün kapılar açılıyordu. Erdoğan da sonradan itiraf ettiği gibi Gülencilerin önündeki bütün kapıları açıyordu. Gülen’e toz kondurmayan AKP liderleri onunla birlikte devleti ve memleketi de parsel parsel bölüp paylaşıyordu.
Arap Baharı’yla birlikte bölgede büyük bir değişim başladı. Balkanlar ve Doğu Avrupa’dan sonra sıra İslam alemi ve Ortadoğu’ya gelmişti. Ne var ki burası öncekiler gibi kimse için kolay lokma değildi. Tunus’tan başlayıp her yere yayılan alt üst oluşlar Mısır’da tökezledi ve şimdi de Suriye’de kilitlenmiş durumda. Bu süreçte açıkça görüldü ki “Ilımlı İslam” projeleri ve “model ülke Türkiye” ham bir hayalden öte gidemez. Ilımlı İslam modeli yerle bir olmuş ve meydan DAİŞ-El Nursa-El Kaide gibi silahlı-Cihadist örgütlere kalmıştır. AKP ise bu örgütlerle birlikte Şam’ı, Halep’i, Kerkük’ü, Musul’u fethetme ve Yeni Osmanlı hayallerine kapılmıştır. İnkar ve imha siyasetine sarılan AKP’nin esas hedefi “Essed”i devirmek bahanesiyle Rojava’yı ve Güney Kürdistan’ı işgal etmektir.
Artık ılımlı İslam projesi boşa çıkmıştır. Hiç bir sorunu çözemediği gibi birçok yeni sorun, içeride ve dışarıda birçok çatışma-kavga yaratmıştır. İşte birçok sorunu çözmek ve model olmak iddiasıyla yola çıkan siyasi İslam’ın hazin sonu budur. AKP’nin “Ilımlı İslam” projesi, bırakın bütün İslam alemine model olmayı, Türkiye’ye bile model olamamıştır. Böylece sadece AKP değil, Ilımlı İslam-Müslüman Demokrat projeleri de iflas etmiştir. ABD ve AB açısından bu projede inat etmenin bir anlamı yoktur. Onlar “Zararın neresinden dönsek kardır” deyip başka projeleri gündeme getiriyorlar. Ama çıkmazda olan AKP şefleridir.
İleri demokrasi diyorlar ve her gün açılım diyerek reform paketleri açıyorlardı.
Şimdi OHAL’i uzatıp tutuklama listeleri açıklamaktan başka bir şey yapmıyorlar.
1930’ların Hitler anayasasını ve şimdiye kadar her gün küfrettikleri CHP’nin tek parti diktasını örnek alıyorlar. İdam cezasını geri getirmek tek vaatleridir.
Ilımlı İslam modeli Erdoğan şefliğinde İslamcı-faşist-ırkçı bir modele dönüştü.
Böyle bir sistemin günümüzde başarı şansı yoktur. Bu nedenle ne ABD, ne de AB destek verir. Avrasyacılık da bu sistemi ayakta tutamaz. Avrupa’da AKP şeflerinin toplantılarının art arda yasaklanması, AKP’nin Suriye ve Ortadoğu’daki yayılma planlarının bozulması hiç de şaşırtıcı değildir.
Bölgedeki kargaşa kısa sürede durulmaz, kısa sürede çözüm olmayabilir. Perde arkasında da, önünde de birçok pazarlık ve çıkar kavgası yapılabilir. Ama artık siyasi İslam-Müslüman demokrat model ülke ve Yeni Osmanlı projelerinin miadı dolmuştur..
AKP iktidara geldiğinde AB’nin Kopenhag kriterlerini kabul etmiş ve uygulayacağına dair imza atmıştı.
Şimdi bütün dünyaya Kasımpaşa kriterlerini yutturmaya çalışıyor.
Ama Kasımpaşa kriterleri hiç bir yerde sökmüyor.
AKP ve siyasi İslam için yolun sonu görünüyor.
Sonuç ne olursa olsun, HAYIR’lı olacaktır.