Dağ başında değil, kuş uçmaz kervan geçmez bir çölde değil, bir kentin kuytusunda insanlar nasıl soğuktan donar?
İnsan, onu yutmaya çalışan tüm koşullardan kurtulmayı toplumsallaşarak başardı ve şahsında evren kendini aşmanın en büyük sınavını verdi. Bu, insanın binlerce yıl yaşayabilme gücünü ortaya çıkaran potansiyeli gerçeğe dönüştürmesiyle mümkün oldu. Açlık, yırtıcı hayvanlar, ürün azlığı ya da yokluğu, iklim farkları, diğer canlılara oranla incecik bir deri, dayanıksız bir beden, hastalıklar, kazalar, yaşananların henüz birikmemiş oluşunun verdiği bilmezlik… Sıcağın yakıcılığı, suyun boğuculuğu, karın donduruculuğu, uçurum derinliğinin yutuculuğu ve her tür yaşam gereksiniminin giderilmesine yönelen arayışlar, sayısız kez denenen sonuçsuz girişimler, bulunan yöntemler, yetmeyenler vs…
Evren, en zayıf canlı olan insanda analitik zekâyı geliştirerek kendi sonluluğunu-ölümlülüğünü sona erdirmiş ve yaşamın süreklileştirilmesini sağlamıştır. İnsanın ölümsüzlük arayışı bu anlamda evrenin ölümsüzlük, sonsuzluk arayışına bir özeniştir.
İnsan kadar kendi ömrünü uzatmak için çaba harcayan ve sonuç alan, yöntemler icat eden ve bu düzeyde kendini aşan başka varlık yoktur. Zayıf olandan güç çıkmıştır. Güç toplumdur. Toplumun oluşmasıyla, aklın gücü kas gücünü yenmiştir. Yenmeseydi, dünyanın diktatörleri şimdi dinozorlar olabilirdi.
Güç, güdülenmiş reflekslerin ötesinde varlığını güvenceye almak ve kendini koruyabilmektir. Tohumdan çıkacak olan ve insana yaşam sözü veren canlılığı anlayabilmek ve anladığı oranda yaşamaya çalışmak güçtür. Güç, yağmur yağdığında mağaralara gitmeyi akıl etmekten fazla bir şeydir. Doğal korunaklar yoksa soğuktan donup ölmeyi engelleyecek mekanizmalar geliştirmek, akıl yoluyla yaşam olanaklarını artırmak güçtür. Salt olandan faydalanmak değil oldurmaya da eğilmektir.
Evrime rağmen tarihsel toplumun en zayıf halkası, kapitalist sisteme maruz kalan kesimidir. Bugün açlıktan, soğuktan ölen insanların varlığı kapitalizmin ürünüdür. Herkese yetecek kadar yiyecek varken insanların açlıktan ölmesi, herkesi ısıtacak kadar enerji kaynağı varken kimilerinin soğuktan donarak ölmesi, herkese yetecek kadar barınak varken kimilerinin sokakta kalmak zorunda olması kapitalizmin zirveleştirdiği mülkiyet anlayışının ve sömürü zihniyetinin bir ürünüdür. Çünkü kapitalist sistemde insanlar kendilerini koruyacak güçlerden yoksun kılınmaktadır.
Malum kış mevsimindeyiz ve sıcaklıklar oldukça azaldı. Yolları kapanan köylüler evinden-köyünden çıkamaz oldu. Şehirlerde durum daha farklı. Bu günlerde haber bültenlerinde soğuktan donan, barınağı olmadığı için sokakta donan insanların ölüm haberlerini dinliyoruz. Sayı giderek artıyor. Evrimi bu düzeye getirmiş bir varlığın evsiz kalması kabullenilemez bir durum. Ölçüsüz kentleşmenin, kır yaşantısından koparak şehirleri doldurmanın bir ürünü de işte bu evsizlik durumudur. Açlık, yoksullukla birlikte evsizlik de kapitalizmin sonuçları arasında.
Kır yaşantısında evsiz insan düşünülemez. En azından hayvanlarını koyduğu yerde de olsa insanlar kalabilir. Zamansız yolculuklar, çığ düşmesi dışında soğuktan donma diye bir durum yoktur. Oysa kapitalist sistem bunu normal görmekte ve haber bültenlerinin olağan bir parçası haline getirmektedir. Vatandaşları korumak için varolduğunu söyleyen devlet olgusunun da bu durumda insanları sokağa atıp öldürmeyi zamana yaydığı gerçeği inkar edilemez.
Aynı çağda kimilerinin sayısız eve sahip olması, soğuğu hiç duyamayacak kadar bu evrenin imkanlarından faydalanabilmesi gibi bir adaletsizliğe alıştırılmış olmaktan daha kötü bir düşüş yoktur. Eski çağlardaki en geri ideolojilerin dahi kabul edemeyeceği bu durum kapitalist sistemde kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Bunu sistemin, ekonominin ya da başka etkenlerin bir sonucu olarak görmek, anlaşılır kılmaya çalışmak ya da acımak kesinlikle sistemiçi bir yaklaşımdır. Kapitalist sistem, insanlık tarihinin de en geri, en zayıf halkasıdır. Bunu aşmak için sistem içinde insan olgusunun zayıflatıldığı öğelere yönelmek gerekir. Sistemin ahlak, komünalite, özsavunma, özyönetim ve demokrasi konularında yaşadığı zayıflık, sistemin aşılacağı zayıf noktayı işaret etmektedir. Sistemin zayıf noktaları tarihsel toplumun çıkış yapacağı tek alandır.