Geçen haftadan devam ediyorum. Kendi içerisinde demokratik olmayan, kendi resmi sınırları içerisinde yaşamak zorunda bırakılmış ulusların, halkların, azınlıkların ulusal-demokratik haklarını, azınlık haklarını gaspeden, inkar eden sömürgeci sistemler dış politikalarında da bastırmacı, saldırgan oluyorlar.
Türk dış politikası yıllarca M.Kemal’in söylediği iddia edilen “Yurt’ta Sulh Cihan’da Sulh” ilkesi üzerine inşa edilmeye çalışıldı. Aslında bu ilke, M.Kemal’in yaşadığı dönemde de geçerli olmadı. Hatay’ın TC’ye iltihakı her ne kadar onun ölümünden sonra gerşekleştirildi ise de, alt yapısı onun sağlığında bizzat onun eli ile döşendi. Hatay sorunu her zaman Suriye ve Türkiye devletleri arasında bir çıbanbaşı olarak kaldı.
Suriye ile TC arasındaki 900 Km’lik sınırın baştan başa mayınlanmasının temelinde çizilen hat’ın hem altında hem de üstünde yaşayan Kürdistanlılar var olmasıydı. Sömürgeci Suriye yönetimi 1963 nüfus sayımında 120 bin Kürt’ü mektume (kayıtsız) olarak tespit edip bu kişileri kendi ülkesinin vatandaşı saymamasının temel nedeni de Kürt sorunu idi. Suriye’deki Baas rejiminin 1963 yılının yazında Kürdistan’ın güneyindeki Kürt başkaldırısını bitirmek için gönderdiği beşbin Suriyeli askerin gönderiliş nedeni yine Kürt sorunu idi. 1968 yılında uygulamaya konulaup 1970 yılında durdurulan “Arap Kemeri” planının nedeni ise “bin xet” ile “ser xet”in (yani Kürdistan’ın kuzeyi ile güneybatısı arasında tampon bölge oluşturmak, bu tampon bölgeye Suriye’nin güneyinden getirilen Arap aşiretlerini yerleştirmekti. Aradan 44 yıl geçmesine rağmen TC’nin bugün aynı bölgede bir tampon bölge kurulması politikasının temelinde yine Kürdistan’ın iki yakasını birbirinden ayırmak yatmaktadır.
TC’nin 1984-2000 yılları arasındaki dış politikası Kürt ve Kürdistan sorunu nedeniyle çatışma üzerine inşa edilmişti. TC hudut komşusu olduğu tüm ülkeler (Yunanistan, Bulgaristan, İran, Suriye, Irak, Ermenistan, Gürcistan) ile sorunlar yaşadı. Suriye ile savaşın eşiğine geldi. Yunanistan’ı, Ermenistan’ı tehdit altına almıştı. İran’daki Ayettullah rejimi ile ilişkileri hep “Araf”ta idi.
Körfez savaşına kadar Kürdistan’ın güneyin’e Saddam ile yaptığı anlaşma gereğince ancak 10 Km içeriye girebiliyordu. 1992 yılından itibaren Kürtlerin arasındaki ihtilafları da kullanarak sınır ötesi hareketlar yapmaya başladı. Bu sınır ötesi harekatlara 2003 Mart’ında Irak’ın işgali ile zorunlu olarak ara verildi. Güney Kürdistan’ın hava sahasına girişler ABD tarafından yasaklanmıştı. Bu durum 2007 yılında Washington’da yapılan Bush-Erdoğan zirvesine kadar sürdü. Bu tarihten itibaren TSK’nın hava ve kara operasyonları yeniden start aldı. Süleymaniye’de Türk Özel Harekat biriminin başına çuval geçirilmesi olayının temelinde de TC’nin Kürdistan’ın Güneyinde oluşturulan de facto duruma burnunu uzatması yatıyordu.
TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından oluşturulan “Stratejik Derinlik-Komşularla Sıfır Problem” politikası da Kürt ve Kürdistan gerçeğine çarparak yıkıldı. TC bugün yine Kürt ve Kürdistan sorunu nedeni ile komşuları ile sorunlar yaşıyor. Türkiye’nin bugün Suriye’de uyguladığı politika dışarıdan her ne kadar ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronluğu gibi görünüyor ise de Türkiye’nin Suriye meselesine bulaşmasının asıl nedeni herkesin bildiği gibi Kürdistan’ın G.Batısında Esad sonrası oluşacak Kürt Demokratik Özerklik’inin önlenmesine yöneliktir.
İran ve Türkiye 1999 yılından sonra senelerce Kürt ve Kürdistan sorunu konusunda müşterek strateji ve operasyonlar gerçekleştiriyorlardı. Türkiye dış dünyada İran’ın avukatlığına ve özellikle İran’ın nükleer programının hamiliğine soyunmuştu. Birbirleri ile istihbarat alışverişinde bulunuyorlardı. Türk Hava Kuvvetleri Kandili bombalamak için İran hava sahasını kullanırken, İran’ın Kürtlere yönelik operasyonlarına da TC destek veriyordu. TC’nin Kürt sorunu nedeni ile NATO’nun “Füze Şemsiyesi” programına destek vermesi, Suriye olayları bu Kürtlere karşı olan dostluğu şimdilik noktaladı. Yakın bir gelecekte sömürgeci sistemlerin Kürtlere yönelik müşterek stratejileri yine sahne alacaktır. Sömürgeci sistemler aralarındaki çelişkiler nekadar büyük olursa olsun Kürt tehlikesine karşı alttan alta görüşmelerini sürdürüp müşterek dertlerinde birleşeceklerdir. Kürt ve Kürdistan sorunu sömürgecilerin dış politikalarını belirlemeye devam edecektir.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 3 Eylül 1924’te Beytülşebap’de (Elke) Nasturi başkaldırısı başladı.
* 3 Eylül 1993 tarihinde Batman’da gerçekleştirilen saldırıda HEP-DEP yöneticisi Habip Kılıç şehit edildi.
* 4 Eylül 1993 günü bir gün önceki Habip Kılıç’ın katledilmesi olayını incelemk üzere Batman’a giden DEP heyetinin üzerine kontgerilla tarafından ateş açıldı. Mardin milletvekili M.Emin Sincar ve Metin Özdemir şehit oldu. Batman milletvekili N.Toğuç yaralandı.
* 5 Eylül 1975’te Lice’de meydana gelen depremde 3000 Kürt yaşamını yitirdi.
* 5 Eylül 1979 tarihinde İran Devrim muhafızları ve ordusu Doğu Kürdistan’ın şehirlerini işgal etmeye başladı. Çıkan olaylarda 200 Kürt şehit oldu.
* 6 Eylül 1930’da Kürtler Mehmut Berzenci yönetiminde İngiliz yönetimine ikinci bir başkaldırı hareketini başlattılar.
* PKK kurucularından Kemal Pir 14 Temmuz’da başlattığı açlık grevinin 55. gününde 7 Eylül 1992 günü şehit düştü.