Sömürgeciliği sözlükler; “genel olarak bir devletin başka ulusları, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması veya yayılmayı istemesi” olarak tanımlasa da, sömürgeciliğin bir halkın başına gelebilecek en büyük felaket olduğunu ise bu durumu yaşayan bizler biliyoruz. 

Sömürgecilik özü itibariyle kan emiciliktir. Başkalarının emeğine zoraki el koyarak onları ve emeklerini hizmetlerine koşturmadır. Çoğu zaman ise bu zoraki el koymaya dünyanın en büyük hileleri eşliğinde en sert ezme ve soykırımlarda eklenir. Bu bağlamda bir halkın başına gelebilecek en büyük felaket gerçekten de başka bir hükümdarlığın altında sömürge olarak kalmak ve yaşamaktır. 

Sömürgeciliğin siyasal, kültürel, ekonomik, sosyal, psikolojik derken birçok sahada sömürge altına aldıkları insanlar üzerinden etkin ve etkili olmak istediğini de biliyoruz. Nihayetinde sömürgeciliğin özünde ezmenin yanı sıra başkalaştırma vardır. Beyinsiz ve yüreksiz, varsa bile yürek teneke gibi ses çıkaran ya da ses vermeyen bir insan yaratma amacı vardır. Sömürgeciliğin en büyük hedefi, sömürgeleri altında tuttuklarını, sömürgecilerin kafalarıyla yürümelerini sağlamak olduğunu da biliyoruz. Bu bağlamda başkalarının kafasını iki omuzu arasında taşıma gerçekliği özü itibariyle sömürgeciliktir. Sömürgeci zihniyettir. 

Sömürgecilik, yönetimi altına aldıkları insanların posasını çıkarmadan bırakmayan, onları tüketene kadar rahat sağlamayan, sömürge altına aldıkları birey ve de toplumların duygularına da tam hakimiyeti ister. Öyle ki duygusu sömürgecilerin ki ile uyumlu değilse orada kesinlikle sömürgecilerin yaptıkları ve yapacakları daha ileri düzeyde bir baskı ve zulümle bu uyumlu olmayan duyguları uyumlu hale getirmek için saldırı olacaktır. 

Evet, sömürgeciler önce duygularda sömürge durumunu yaratmak için uğraşırlar. Bir kere duygular çalınmış ise, duygular ile oynanmış ise, orada dibe kadar yayılacak olan bir kölelik peşi sıra gelecektir. Böyle oluşan bir köleliği söküp atmak çok zordur. Sömürgeciler ne yaptıklarını, ne için böyle bir sistem ve düzen inşa ettiklerini iyi bilirler. Bu bağlamda inşa ettikleri köleliğin sonuçlarını, ortaya çıkarttıkları tahribatları da iyi bilirler. 

Sömürgecilerin de çeşitleri vardır. Kimisi vardır gelir ülkene el koyar, yer altı ve yer üstü zenginliklerini alıp götürür. Ve yer yer karşı koyuşlar olduğunda ezip geçer. Ancak kimisi de vardır ki çok farklıdır. Hem gelir ülkene el koyar, hem yer altı yer üstü zenginliklerini çalar, hem vurur kırar, hem de el koyduğu topraklarda kendi kültürünü yayar, orada yıllarca hatta bin yıllarca yaşamış olan kültürü yok sayarak, küçümseyerek horlar, kendi kültürel yayılmanın alanı haline sömürge ettiği toprakları getirir. Bu tarz bir sömürgecilik dünyanın en tehlikeli olan sömürgecilik biçimidir. 

“Her sömürgeci ulus, faşist eğilim tohumunu bünyesinde taşır” diyor filozof. O zaman sömürgeciliği biraz daha yakından mercek altına almak gerekecektir. “Sömürgeleştirmeye hoşgörü gösterdiği sürece sömürge insanının tek olası alternatifleri asimilasyon ya da donup taş kesilmektir.” 

Dikkat edilirse bugün Erdoğan-Bahçeli faşizmi tümden taş kesilmeyi isteyen ve dayatan bir sömürgeciliği başta Kürt halkı olmak üzere tüm dünyanın gözünün içine soka soka pratikleştirmeyi hedefliyor. 

Mezarlık ve şehitlikleri tahrip etmesi, 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ın anıtının yıkması, Sakine Cansız’ın mezarıyla oynaması, Dersim Belediye tabelasını indirmesi, koçerlerin ağırlarını hayvanlarının üzerine yıkması, onlarca seçilmişi tutuklayarak yerine devlet memurunu zoraki yerleştirmesi, barajlarla Kürt coğrafyasını su altında bırakarak tarihi mirasını karartması, şehirlerini tanklarla çökertmesi, bodrumlarda yaşamını yitirenlerin üzerine benzin dökerek yakması, panzerlere yaşamını yitirenleri bağlayarak yerlerde sürüklemesi derken en son olarak ise kürdün hafızası olan Ehmedê Xanê’nin türbesini tahrip etmesi sömürgeciliğin dozajını daha doğrusu sömürgeciliğin en çıplak halini göstermektedir. 

Başkan Apo: “Asimilasyon kavramı uygarlık toplumlarında iktidar ve sermaye tekellerinin kölelik statüsü altına aldıkları toplumsal grupların üzerine uyguladıkları ve kendi eki, uzantısı durumuna indirgemek için tek taraflı ilişki ve eylemini ifade eder” diyor. Ancak bilinsin ki Erdoğan-Bahçeli ikilisinin hedefi salt Kürt asimilasyonu değildir. Hedef “Asimilasyon yöntemleriyle üstesinden gelinemeyen halkın, azınlıkların, her türlü farklı din, mezhep, etnik grupların fiziki ve kültürel olarak tamamen tasfiyesini amaçlar” ki bunun diğer adı Soykırımdır. “Bir halk veya herhangi bir topluluk için yaşamda karşılaşabileceği en büyük felaket niteliğindedir. Varlığını, kimliğini toplum doğasının tüm maddi ve manevi kültürel unsurlarını terk etmeye zorlanmak, uzun sürece yayılmış kitlesel çarmıha gerilmekle özdeştir” gerçekliği tam da bu gerçekliktir. 

Sömürgeciler yapmak istediklerini çok açık bir şekilde yapıyorlar. Hem de belirtildiği gibi tüm dünyanın gözünün içine baka baka Kürt halkına karşı açıktan soykırım uyguluyorlar. Sömürgecilik eskiden olduğu gibi gizleyerek pratikler uygulamıyor. Klasik sömürgeciliğin tüm karakteristik özelliklerini taşıyarak saldırıyor. 

Böylesine bir sömürgeciliğe karşı mücadele etmenin tek yolu vardır, o da; Topyekûn Direniştir! 

Sömürgecilik Kürt halkının tüm kültürel ve manevi değerlerine tek tek bitirme ve ezme temelinde yönelirken, sıradan ve alışılmış olan bir karşı duruşla sömürgeciliği durdurmak mümkün değildir. Çıplak sömürgecilik tümden, “Kendi omuzları üzerinde başkalarının kafasını taşımaya” zorlayan bir sömürgeciliktir. Taş kesilmeyi zorlayan bir sömürgeciliktir. Taş kesilmeye zorlayan bir sömürgeciliğe karşı tahammüllü olmak, müsamahalı karşılamak, hatta normal karşılayarak sanki bir şey olmamış ve değişmemiş gibi yaşamını sürdürmek, sömürgecilerin yanında hatta birlikte duranlara ses çıkarmamak, onlarla konuşmak, ilişkilenmek, sömürgeci kurumlarla alıp vermek, sömürgeci yapılarla ticaret ilişkisi içerisinde olmak gibi birçok husus yekser ihanetle, işbirlikçilikle eş değer olduğu iyi bilinmelidir. Faşizmi bu düzeyde çıplak bir düzeyde pratikleştiren sömürgeciliğe karşı yapılması gerekli ilk eylem, kesinlikle tüm Kürtlerin hatta tüm Kürdistanlıların birleşerek tek vücut biçimde hareket etmeleridir. Aksi duran, aksi pozisyonda seyredenler-bunlar kimler olursa olsun, isimleri hatta şan ve şöhretleri ne olursa olsunlar- tek kelimeyle sömürgecilerin işbirlikçileri ve payandaları olarak hem ele alınacak hem de bu muameleyi görmekten kendilerini kurtarmayacaklardır. 

Dönem bu bağlamda Kürdistan’da pratikleştirilen Çıplak Sömürgeciliğe en çıplak haliyle karşı direnişe geçme an’ı ve zamanıdır.