Sonucu, saldıranlar ile saldırıyı görmezden gelenler düşünsün

Fehim IŞIK yazdı —

13 Haziran 2022 Pazartesi - 08:00

  • Madem durum bu o zaman varsın gerisini Osmanlı’nın torunları ile onların barbarlıklarını görmezden gelen, Kürt gazetecilerine gözlerini kapatıp kulağını tıkayanlar düşünsün...

İlk Kürt gazetesi Kürdistan, 1898 yılında Mîkdad Mîdhat Bedîrxan tarafından yayınlandı. Daha Cumhuriyet’in esamesinin okunmadığı Osmanlı döneminde kurulan ilk gazete, Kürt gazeteciliğinin temellerini sürgünde attı. Bu nedenle baskılarla karşılaştı. Yıllarca ülke ülke dolaştı.

Cumhuriyet öncesinde Jîn, Hêvî, Ronahî gibi bazı gazete ve dergiler de kuruldu. Bunlarda da durum farklı değildi. Baskı, Kürt kimlikli bu yayınların da derdiydi.

Cumhuriyet sonrasında baskılar katmerlendi. İsyanların başlamasıyla Kürt yayıncılığı bir kez daha sürgün yollarına düştü. Latin alfabesini Kürt dilinde ilk kez kullanan Celadet Bedirxan, 15 Mayıs 1932’de Hawar dergisini Suriye’nin başkenti Şam’da yayınladı. O yıllarda okurla buluşan birçok dergi de sürgünde yayın yaşamına başladı.

1960’lardan sonra Kuzey Kürdistan’da yeniden sahaya çıkan Kürtler birçok gazete ve dergi yayınladılar. Çok az dergi ve yayınevinin merkezi Kürdistan’daydı. Çoğunluğu yine sürgündeydi. Bu gazete ve dergilerin merkezi ağırlıkla İstanbul’du. 1960’lardan sonraki sürgünlüğün anlaşılır nedenleri vardı elbet. Teknik olarak Kürdistan’da yayıncılık yapmak o kadar kolay değildi. Bir de bu işe öncülük eden Kürt gençlerinin büyük çoğunluğu öğrenciydi ve metropollerdeki üniversitelerde okuyorlardı. Bunun da etkisiyle İstanbul bir yanıyla Kürt yayıncılığının da merkezine dönüştü.

1970’lerin ilk yarısından sonra sayıları artan Kürdistani yapıların her biri kendi gazete ve dergilerini yayınlamaya, kitaplar çıkarmaya başladılar. Az sayıda gazete ve dergi Kürdistan’da yayınlanırken, önemli bir kısmının merkezi yine İstanbul’du.
12 Eylül faşizmi, Kürt yayıncılığına da ciddi bir sekte vurdu. Kürtler 1988’e kadar dergi ve gazetelerini bir kez daha ağırlıkla sürgünde yayınladılar. 1988’de Medya Güneşi, Özgür Gelecek ve Toplumsal Diriliş dergileriyle Ankara ve İstanbul’daki merkezleri üzerinden ülkenin dört bir yanında okurla buluşan Kürt yayıncılığı, 1990’lardan itibaren önce haftalık, ardından günlük Kürtçe ve Türkçe gazeteler ile okurla buluşmaya başladı.

Kürt halkı 1995’te ise bu kez görsel yayıncılık ile tanıştı. Ancak görsel yayıncılık yazılı ve sesli basın kadar şanslı değildi. 1995 yılında yayın yaşamına başlayan ilk Kürt televizyonu Med TV, Avrupa’dan yayın yapmak zorundaydı. Bu durum hala değişmiş değil.
Kürt medyası ve gazetecileri çok baskı gördü ama kabul edelim ki 1990’lı yıllar Kürt gazeteciliğinin en zorlu yıllarıdır. Kürtler, mücadelenin birçok alanında olduğu gibi, gazetecilikte de en ağır bedeli 1990’lardan sonra ödemeye başladılar. 70’i aşkın Kürt gazeteci 90’lı yıllarda devlet güçleri tarafından katledildi. Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga'daki binası, Cağaloğlu'ndaki Bürosu ve Ankara Bürosu 3 Aralık 1994'te eş zamanlı bir şekilde bombalı saldırıya uğradı. Bu bombalamanın emrini bizzat dönemin başbakanı Tansu Çiller verdi. Şimdilerde AKP yandaşlığından nemalanan aynı Tansu Çiller, binlerce Kürt’ün devlet güçleri tarafından katledilmesinin de talimatını veren kişiydi.

Baskı, ölüm, işkence, bombalama Kürt basınından, Kürt gazetecilerinden hiç eksik olmadı. Ancak şu da bir hakikat, 1898’de başlayan yürüyüş de durmadı. Üstelik büyüyerek, gelişerek günümüze ulaştı.

Baskı ve zorbalığı 2002’den itibaren Recep Tayyip Erdoğan devraldı. İktidarını korumak için 2015’te yeniden savaşa sarılan Erdoğan, ilk olarak basını ve gazetecileri hedefe koydu. Düzmece 2016 darbesinin hemen ardından 100’ün üstünde gazeteciyi zindana attı. Bunlardan en az 40’ı Kürt medyasında, 10’a yakını da diğer sol ve sosyalist medyada çalışan gazetecilerdi. 50’yi aşkın da Gülen Cemaati yanlısı gazeteci hapse atıldı. Halen Türkiye ve Kuzey Kürdistan hapishanelerinde en az 60 gazeteci var.

Bu saldırılarla Gülen Cemaati’nin ülke içindeki gazetecilik serüveni son buldu. Ancak Kürt basını boyun eğmedi. Direndi. Faşizm kapattıkça, hapse attıkça, saldırdıkça bayrağı devralan birileri hep oldu. Yani özgür basın meydanı zorbalara bırakmadı.

Kürt medyası, özgür basın, onurlu gazeteciler bir kez daha hedefte. Son olarak 8 Haziran 2022’de 21 gazeteci Amed’de gözaltına alındı. AKP’ye muhalif olanların küçük bir kesimi bu gözaltıları gördü, tepki gösterdi. Azımsanmayacak bir kesim ise duymazdan geldi, görmedi, yazmadı.

Olsun, Kürt gazetecilerini bugünlere hep büyüterek getiren direnişleriydi. Özgür basını ayakta tutan da bu direniş oldu. Nihayetinde gözaltından gelen mesajlar da bunun işaretidir. Emniyette avukatları ile görüşen gazeteciler, mesajlarını net verdiler; “Özgür basın geleneği bu hukuk dışı uygulamalarla susturulamaz. Özgür basın geleneği gerçekleri hep söyledi ve bundan sonra da söylemeye devam edecektir...” dediler.

Hal böyle iken en çok düşünmesi gereken battığı çukurdan çıkmak için debelenen ‘Son Osmanlı Padişahı’ Erdoğan’dır. Özgür basının mesajı açıktır: Susmadık, susmayacağız, susturamazsınız.

Madem durum bu o zaman varsın gerisini Osmanlı’nın torunları ile onların barbarlıklarını görmezden gelen, Kürt gazetecilerine gözlerini kapatıp kulağını tıkayanlar düşünsün...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.