Birinci Fasıl                                                                                                                                                       

Değerli bir dostum bana şöyle demişti: Sevgili Kadir, nasıl bu hale geldin böyle? 

Bende kendisine şöyle cevap verdim: Sevgili dostum, yurtdışına çıkmadan önce Müslüman toplumlardan ve Müslüman düşünürlerden şüpheleniyordum. 

Sonra felsefe ilmiyle bin dört yüz yıllık siyasal İslam’ın ajandasını sorguladım. Felsefik ve bilimsel okumalardan sonra sahaba, sünnet, tabin, Mezhep, hadis, cemaat, ilahiyatçılar, Şeriat devleti, İslamcı yazar, yayınevi, medya, Müslüman lider, dernek, vakıf ve benzerlerine karşı radikal bir tavır sergiledim. 

Derken kendimi Avrupa’da buldum, Avrupa’da yaşayan milyonlarca Müslümanların yaşamını ve Avrupalı milletlerin yaşamlarıyla karşılaştırdım ve şu karara vardım: “Avrupa’da yetmiş yıldır yaşayan 50 milyondan fazla Müslüman bugüne kadar uygarlaşıp bir dakikalığına olsa bile örnek bir yaşam ortaya koyamadıysa, bundan sonra bir dakikalığına olsa bile örnek olması mümkün görünmüyor” dedim. 

İkincisi, sosyal bilimlerle ilgilenen biri olarak Müslüman toplumların öncelikli sorununun demokrasi ve ekonomik olduğunu düşünmüyorum. Bana göre Müslüman toplumların öncelikli sorunu, zihniyet ve eğitim sorunudur. Yetmiş yıldan fazla bir süredir Avrupa’da 50 milyondan fazla Müslüman millet yaşıyor. Mamafih Avrupa devletleri kendi milletlerine tanıdıkları demokrasi, hukuk ve her türlü hak ve imkan Müslüman toplumları ne uygarlaştırmış ve ne de demokratikleştirebilmiştir. 

Dolayısıyla sekiz yıllık sosyolojik gözlemlerim sonucunda her Müslüman milleti birbirinden problemli gördüm, her Müslüman milleti birbirinden demokrasi düşmanı gördüm, her Müslüman milletin, Yahudi ve Hıristiyan milletini kafir görme psikolojisiyle hareket ettiğine tanık oldum. 

Müslüman toplum İslam dinini hakikat, diğer dinleri “kafir” ve “batıl” sayıyor. Müslüman devletler, İslam’ı en güzel geçim ve iktidar malzemesi görüyor. Müslüman toplumun en iyi münneverleri ise bu her iki durumu muhakeme ediyor, ancak korkudan tek bir kelam ve tek bir kalem edemiyor. Yani, Hıristiyan din adamları geçmişte cadılarla, Müslüman din adamları ise HURİ-lerle toplumu EŞEKLEŞTİRİYOR! 

Üçüncüsü, Müslümanların toplu taşıma araçlarında, okulda, hastanede, mahkemede, çarşıda, pazarda, ticarette ve hayatın her alanında problem olduklarını müşahade ettim. Müslüman trafikte korna çalıyor, yayaların haklarına saygı göstermiyor, bisiklet şeridinde endişesiz yürüyor, kırmızı ışıkta geçmekten tereddüt etmiyor, evli olan çiftler evden dışarıya çıktığında Müslüman erkek önde, eşinin de arkasında yürümesini emr ediyor, en ucuz fiyata işçi çalıştırıyor, sigortasını yatırmıyor ve hiç bir sosyal hak tanımıyor. Hasılı kelam; Müslüman toplumlar, ilkel ve vahşi huylarından vaz geçmiyor, geçmeyeceklerinden son derece kararlı görünüyor. 

İkinci Fasil

Ben ne Marksist, ne de Muhamedanistim! Marksist bir liderlerin dört karısının olduğuna ve Marksist bir liderin şifa adına insanlara çiş içirdiğine hiç tanık olmadım. Ancak, Müslüman liderlerin yüzlerce cariye (eş) sahip olduğunu ve şifa adına insanlara çiş içirdiğine onlarca kez şahit oldum. 

Bu anlamda benim dinim, Müslümanların dini değildir! Çünkü Müslümanlar Muhammed’in getirdiği dini tahrif ettiler. Bundan dolayı benim dinim, “Tevhid” ve “Hanif” dinidir! Bu anlamda  İslam’ın beynini Araplar, Kalbini Türkler ve ruhunu Farslar söküp alınca geride İslam adına bir şey kalmadı! 

Siyasal İslam dalgasını, ilk olarak Müslüman toplumların başına salan ve sahih İslam düşüncesini ilk olarak tahrif eden “birinci halife” Ebubekir’in zekat vermeyenleri öldürme pratiğidir. İkinci, büyük tahrif dalgası hadistir. Hadis toplama ve yazma emrini ilk olarak “Emevi halifesi” Ömer B.Abdulaziz vermiştir. Hadis işiyle ilk uğraşan isimler: Mekke’de İbni Cübeyr, Medine’de Muhammed bin İshak, Malik bin Enes, Basra’da Said b. Ebu Arube, Muhammed Bin Seleme, Küfe’de Sufyan el Sevri, Şam’da Evzai, hamer, Horosan’da İbn Mubarek ve Mısır’da Leys yapmıştır. 

Üçüncü tahrif dalgasını gerçekleştiren Muhammed bin Abdulvahap’ın “Din’de üç Esas”, Hasan El-Benna’nın “Risale ve Davetçinin hatıraları”, Seyit Kutup’un “Yoldaki İşaretler”, Mevdudi’nin “Dört Terim” ve Humeyni’nin “Velayet-i Fakih/İslam Devleti” adlı kitaplarıdır!    

30 yıllık fikir hayatımda hiç bir insanı, hiç bir dostumu, hiç bir akrabamı, hiç bir inancı, hiç bir düşünceyi, zere miskal kadar ne İslam adına, ne de Kürdistan adına sömürmediğim için çok mutluyum. İkincisi; akıl, bilim, adalet, estetik, yürek ve vicdan devletini savunan Kürdistanlı “huysuz bir anarşist” olduğum için ayrıca çok şanslıyım.