Hükümet ilan ettiği „Newroz savaşında“ ağır bir yenilgiye uğramış bulunuyor.
Newroz devlet güçlerinin yasaklaması ve saldırısı altında bir referanduma dönüştü.
Referandumun sonucunda halk Kürdistan’ın özerkliğine ve Öcalan’ın özgürlüğüne „evet“ dedi.
Amed’de ses cihazlarına el koyan hükümet, milyonların sesini susturamadı. Otuz yıllık büyük mücadelenin bu son „meydan muharebesinde“, Kürtlerin „makus talihi yenilmiştir“... Hükümete karşı elde edilen bu „zafer“ silahla, bombayla, tankla, topla, uçakla, kazan bombasıyla, kimyasal silahla elde edilmemiştir. En önce Kürt kadınlarının, Kürt kadın vekillerinin, onların erkek yoldaşlarının, en önde yürüyen gençlerin, Kürt halkının gerçek dostlarının, HDK üyelerinin, HDK vekillerinin özverisiyle, cesaretiyle, özgürlük aşkıyla kazanılmıştır.
Ciddiyetsiz, gülünç, haksız ve ahlaksız bir gerekçeyle Newruz’u yasaklayanlar, kendi sözlerinin, iddialarının, böbürlenmelerinin kurbanı oldular. Onlar, yedi bin insanı  tutukladıktan, dağı taşı en yüksek Amerikan savaş tekniğiyle eritip buharlaştırdıktan sonra „artık sokağa çıkamazlar“ diyerek zafer çığlıkları attılar. Newroz’u yasaklayarak halkın gerçekten de korkacağını, „sokaklara çıkamaz“ hale geleceğine inandılar. İnanarak da en büyük hatayı yaptılar.
Onlar „baharı Arap çöllerinde“ ararken, Kürt baharı Türkiye’nin 127 yerinde sarı, kırmızı, yeşil renkleriyle karşılarına çıktı.
Sonuçta olan şu: Hükümetin şu son kış atağa geçirdiği ve „sonuç alıyoruz“ diyerek yürüttüğü Kürt özgürlük hareketini bastırma siyaseti iflas etmiştir. Hiç bir başarı elde edemediği, Amed’de, İstanbul’da ilan edilen yasağın beş paralık hale gelmesiyle kanıtlanmıştır.
Hükümetin Suriye’de izlediği hegemonyacı siyaset de iflas etmiştir. Suriye’ye „bahar“ getireceğini söyleyen Hükümet, Kürt baharını bastırma kavgasında yenik düşmekle kalmamış, Suriye’ye özgürlük getirme iddiaları 18 Mart itibariyle bütün inandırıcılığını yitirmiştir.
Şimdi BDP, CHP, hatta MHP Hükümetten hesap sormalıdır. Gensorularla onu hesap vermeye zorlamalıdır. Hükümet’e bu yasağı neden koyduğu sorulmalıdır. Hükümetin yasak gerekçesi, Newroz kutlamalarında her hangi bir şiddet olayının olmayacağını açıkça itiraf anlamına gelmektedir. Yasak, silah kullanılacak, bombalar patlayacak, ortalık karışacak, güvenlik yok olacak, yollar tıkanacak, kaos yaşanacak diye konmadı. Newroz 21 Mart’tadır, 18 Mart’ta kutlanamaz gibi akıl almaz, saçma, ciddiyetsiz, anlamsız bir gerekçeyle yasaklandı. Hükümet „21’inde değil de 18’inde kutlanırsa ne olur?“ sorusuna yanıta zorlanmalı ve bu saçma yasaklama sonucu yaşanan tüm olaylardan ötürü de bedel ödemeye zorlanmalıdır.
En başta İçişleri Bakanı istifa etmelidir. Başta Amed valisi olmak üzere, İstanbul valisi, bütün yasak ilan eden valiler görevden alınmalıdır.
Bu yazı yazılırken Amed halkı Newroz alanını doldurdu. Konuşmacıların ve sanatçıların sesi ses araçlarıyla kısılan alanda milyonluk halkın gür sesi Hükümetin kulaklarını sağır ediyor. İstanbul’da Kazlıçeşme’ye ulaşmak isteyen halk hükümet güçlerinin saldırılarına karşı direniyor. Bu tarihin şahit olmadığı bir referandumdur.
Hiç bir oylama, Newroz alanlarına girmek isteyen tek tek insanların iradesi kadar değerli olamaz. İnsanlar Newroz’da birer canlı „oy“ haline gelmiş, Newroz alanları birer dev referandum „sandığı“na dönüşmüş, polis barikatını aşan her „canlı oy“ bu „dev sandığı“ dolduruyor. Ve hükümetin gücü bu eşi benzeri görülmemiş referandumu önlemeye yetmiyor. „Canlı oyların“ sayımı şimdiden belli: Amed’de yapılan „Ortak Akılla Birlik“ konferans kararlarında dile getirilen dört talebe milyonlar „evet“ demiştir. Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim hakkı, Kürtlere siyasi statü ve Kürtlerin özgürce örgütlenme haklarının tanınması ortak program oldu. Bu referandumda halk Öcalan’a, tüm KCK tutuklularına özgürlük talebini oyladı. Evet dedi. Halk iradesi „an Azadî, an Azadî“ diyerek tecelli etti.
18 Mart 2012 tarihini unutmayalım. Bu defalarca vurguladığımız gibi, Hükümetin Oslo sürecini yıktıktan bu yana giriştiği ve mutlak başarısına inandığı „güvenlik“ stratejisi iflas etmiştir.
Şimdi „Newroz referandumundan“ sonra, bu referandumun sonuçları Öcalan’ın özgürce katılacağı müzakere masasına yatırılmalıdır.
Yazımı bitirirken durum şuydu:
Amed’de Newroz alanı milyonluk bir kitleyle doldu. Ama Kazlıçeşme önlerinde halk saldırıyla karşı karşıya. Halk, halkın vekilleri ben yazımı bağlarken büyük bir tehdit altında direnmekte...
Evet, yeni bir dönem başlıyor; Kürt baharı, Newroz’la birlikte geldi. Ağaçlar çiğçeklendi, papatyalar, gelincikler açtı. Dağlardan ovalara eriyen karların ferah rüzgarları esiyor.
Bundan sonrası sürekli Newroz...
Ve bu yazıyı bitirirken İstanbul’dan polisin ateş açtığı haberleri geliyor...
Bir haber de Bochum’dan: 20 bin insan, Başbakan’ı protesto ediyor ve Başbakan ortada yok. Tünel çok uzun... Ama artık ışık görünüyor...