
Yerel demokrasiyi güçlendirme anlamına gelen “Demokratik Özerklik” istiyoruz programı ve “seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla 7 Haziran seçimlerine giren HDP, 6 milyondan fazla oy alarak 80 milletvekili çıkarmıştır. Ancak Tayyip Erdoğan bu sonuçları hazmetmediği için kriz çıkarmış ve seçimin yeniden yapılmasını gündeme getirmiştir. Baskı, zor ve hilelerle birlikte Kürt halkına yönelik topyekun savaş başlatılarak 1 Kasım seçimleri gerçekleştirilmiştir. Seçim öncesi ve sonrasında ülke büyük bir istikrarsızlık ve huzursuzluk içine sokulmuştur. Kürtlere yönelik topyekun saldırı konsepti şiddet ve zor yöntemleri yanında özel ve psikolojik savaş da çok çirkin bir biçimde devreye konulmuştur. Ama HDP bütün saldırılara rağmen 1 Kasım seçimlerinde de büyük bir başarı sağlayarak yüzde 11.1 oranında oy alarak 59 milletvekili çıkarmıştır.
Öyle anlaşılıyor ki Tayyip Erdoğan aslında 1 Kasım seçim sonuçlarını da hazmetmemiş, ama partisi hükümet olacağı için ses çıkarmamıştır. Bu hazımsızlığını şimdiki söylem ve tutumlarıyla ortaya koyuyor. HDP’yi ve bazı HDP’li milletvekillerini hedefine alarak meclisten çıkarıp Kürt toplumuyla Türkiye halklarının stratejik bağını koparmaya çalışıyor. Bunun için “bu fezlekeler o raflarda çürümemeli” diyerek yaveri Davutoğlu’na talimat veriyor, Davutoğlu da Tayyip’in gazabına uğramamak için hemen 5 milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmayı meclisin gündemine getirmiş bulunuyor.
HDP’nin bu kadar hedefe konmasının nedeni, söylendiği gibi HDP'nin Türkiye partisi olmaktan uzaklaşıp sadece Kürtleri temsil eden bir partiye dönüşmesi değildir. Bu tür uydurma sözlerle AKP iktidarı şovenist ve milliyetçi çevrelerin desteğini almak istiyor. Kaldı ki Kürtleri temsil etmek Türkiyelileşmekten uzaklaşma anlamına mı geliyor? Kürtler de Türkiye'nin bir toplumsal gerçeği değil midir? Bakmayın siz AKP'nin bu etnik siyaset söylemlerine, aslında HDP’nin etnik bir topluluğa hitap eden parti olmasını en çok da AKP-AKP’liler istiyor. Böylece HDP'nin üzerine daha rahat gidebilecekleri gibi Türkiye toplumundan koparmak için daha fazla yalan üretmek zorunda kalmayacaklarını da biliyorlar.
Mecliste şu anda kim en çok etnik topluluk üzerine siyaset yapıyor diye sorulsa kesinlikle birinci sırayı AKP alır. İkinci sırayı MHP, üçüncü sırayı CHP alır. Erdoğan’ın sabahtan akşama kadar rabia işareti yapıp tek (Türk) millet demesi bunun en somut örneği. HDP'nin, HDP’lilerin Kürt sorunu konusunda çözüm önerileri ortaya koyması etnik siyasetle ilgili bir durum değil; Kürt sorununun Türkiye'nin en temel ve en büyük sorunu olmasındandır.
HDP'nin bu kadar hedefe konmasının çeşitli nedenleri var. Erdoğan HDP'nin Türkiye'yi gerçek anlamda demokratikleştirecek bir parti olduğunu biliyor. Türkiye'deki tüm farklı kimliklerin, farklı inançların, devrimci demokrasi güçlerinin içinde temsilini bulduğu bir parti olduğunu biliyor. Yüzde kırk cins kotası olan ve erkek karakterinden sıyrılmış ve toplumun yarısı olan kadın partisi olduğunu biliyor. Gençliğin, ezilenin, işçinin, köylünün partisi olduğunu biliyor. Türkiye'nin gerçek anlamda demokratikleşmesini sağlayan ve bütünlüğünü sağlayan bir parti olduğunu biliyor. Tabii Erdoğan bir şey daha biliyor; o da bu partinin kendisini başkan yaptırmayacağını! İşte burası can alıcı nokta, yoksa ülkeymiş, şuymuş, buymuş önemli değil Erdoğan için. Varsa yoksa başkanlık!
Başkan olmak için her gün kutuplaşmayı daha da arttıran Erdoğan etrafa zehirli sözcükler saçıyor; milletvekillerinin dokunulmazlığını diri tutarak ve meclise getirilmesini sağlayarak ülkeyi daha da büyük bir kaosa doğru sürüklüyor.
HDP'ye yönelik saldırı kampanyası başlatan AKP'nin kendine göre hesapları var. Belki dokunulmazlıkların kaldırılacağını gündeme getirerek HDP'yi baskı altına alıp pasif konuma getiririm diyor. Belki HDP üzerinden muhalif konumda olan CHP’yi de tehdit etmiş olurum, diyor. Belki HDP’li diğer milletvekillerine “benim dediklerimi yapmazsanız hepinizi ‘tu kaka’ eder, ötekileştirir, bitiririm” diyor. Belki, ilkin bir ya da birkaç milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırır, sonra tepkilere göre diğer milletvekillerinin de dokunulmazlığını yavaş yavaş kaldırır, HDP'yi tümden meclisten atarım, diyor. Ahmet Davutoğlu’nun öyle oldubittiye getirmeyiz, kitabına uydururuz demesi bu anlama geliyor. Belki de birkaç milletvekilinin bile dokunulmazlığının kaldırılmasına tepki olarak HDP’li tüm vekillerin sine-i millete gitmesini hesap ediyor.
AKP bu hesapları yapa dursun, tutar mı peki? Zor! Hatta şimdiden söyleyelim, bu işin sonu hayra alamet olmaz. Diyelim ki, HDP’li vekillerin dokunulmazlığı kaldırıldı, HDP de meclisten çekildi o zaman ne olacak? Oturup kalkıp Türkiye'nin bütünlüğünü savunduğunu iddia eden iktidar bölücülük yapmış olmaz mı? Hangi hükümet böyle bir strateji izleyebilir ki! Bu olsa olsa ahmakların stratejisi ya da stratejik ahmaklık olur. Ülkeyi bölünmeye götürmek olur. Kim dinler o zaman siyaseti, siyasetçiyi? Çoğunluğu Kürtlerden, devrimci demokrasi güçlerinden, ezilenden, farklı inanç ve kimlikten oluşan 6 milyondan fazla seçmenin oy verdiği ve en az 10 milyon insanın iradesini temsil eden parti ve seçtiği vekiller meclisten atılacak, ama bütünlükten bahsedilecek! Böyle bir strateji olur mu?
Toplumsal olaylar, toplumsal hareketler üzerine matematiksel hesaplar yapılmaz. Toplum, halk çarpar insanı. Bu hesabı yapanlar kaybederler. Herkes böyle bilmeli.
Milletvekili, adı üstünde milletin vekili! Yani kendisini seçen bölgenin, alanın, ilin istemlerini dile getirecek kişi. Milletvekilinin en temel görevi bu olmaktadır. HDP milletvekillerinin söylemlerinde kusur aranıyorsa meclis şöyle bir şeye gidebilir; bu vekillerin seçildikleri yerlerde halkın talebi nedir, hangi yöndedir? Vekilin söyledikleri kendiliğinden söylediği şeyler midir, yoksa oradaki halkın istemini mi gündeme getiriyor, bunu seçildiği alanın ahalisine sorması gerekir. Vekil özerklik olsun talebini mi gündeme getirmiş, o zaman vekilin seçildiği bölgedeki halkın böyle bir talebi olup olmadığına bakılmalı. Vekilin dile getirdikleriyle halkın istemlerinin aynı olup olmadığını anlamanın en iyi ve en doğru yolu orada bir referandum yapılması.
Örneğin Diyarbakır milletvekili özerk bölge olsun deyince diğer partilerin bundan rahatsız olarak vekilin dokunulmazlığına kaldırmaya hakları yoktur. Öyle bir talepleri olabilir, ama halka sorulur, cevabı halk verir. Diyarbakır’da bir referandum yapılır, Ey Diyarbakırlılar, sizin seçtiğiniz milletvekili Demokratik Özerklik talebinde bulunmuş, bu sizin talebiniz mi diye sorulur ve halkın vereceği cevaba bakılır. Halk evet özerklik istiyorum diyorsa o zaman milletvekili dediği şeyden sorumlu tutulmadığı gibi, haklın talebi de yerine getirilmelidir. Vekil halkın talebini dile getirmiştir ve onun gerçekleşmesi için çaba göstermiştir. Zaten vekilliğin asıl meşruiyeti seni seçen milletin talebini dile getirip getirmemeyle bağlantılıdır.
Ya da başka biri dokunulmazlık zırhıyla kuşanarak hırsızlık mı yapmış, yolsuzluk mu yapmış, bunu da millete sormak lazım. Hırsızlık yaptıkları iddia edilen, ortaya çıkan, yolsuzluğa adı karışan vekilleri seçildikleri alanda halka sormak lazım. Ey halk, siz bu şahsiyeti vekil seçtiniz, ama o sizden çaldı, çırptı, siz yine de vekiliniz olmasını istiyor musunuz diye sorulur ve halkın cevabına bakılır. Meşruiyetini halktan alan bir vekil varlığını ve sürdürülebilirliğini de halka dayanarak, halkın düşüncesi ve kararıyla sağlayabilir ya da alaşağı edilebilir. Önemli olan vekilliğe dokunulmazlığın meşruiyetini sağlayan milletin düşüncesi. Onun dışındaki her şey, bir partinin ya da bazı partilerin muhaliflerini ezmek için kullandığı yöntemlerden olur. O zaman halkın düşüncesine göre değil, birilerinin düşüncesine göre hareket edilmiş olur. Bu da demokrasi değil, düpedüz faşizm olur.
AKP'nin, Erdoğan’ın HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda böyle bir talebi var. MHP zaten AKP yedeğine düşmüş bir parti. Bu faşist cephe HDP'yi hedefine almış bulunuyor. Ama CHP de yarın öbür gün böyle bir suçlamayla karşılaşabileceğini bilmeli.
Bazı gazetecilerin; Kibar Feyzo filminde olduğu gibi Tayyip’e “aman ağam, bunlar etti sen etme, sinirlenme, sen büyüksün, sen affet” gibisinden sözler söyleyerek Bilo rolünü oynaması da utanç verici.
Cevabı halk vermeli!