
GÜL GÜZEL / STUTTGART
Almanya’nın Stuttgart şehrinde politik ve kültürel çalışmalar yürüten Württembergicher Kunstverein, HAİS (Hannah Arend İnstitut Stuttgart) ve Anstifter kurumları birlikte “Savaş Ortasında Temel Demokrasi ve Sağlık Hizmetleri: ROJAVA’’ adlı bir panel düzenledi.
1 Kasım Dünya Kobane Günü vesilesiyle düzenlenen panelde Rojava devrimi ve direnişi değerlendirildi. Anstifter Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Annette Ohme- Reinicke panelin moderatörlüğünü yaptı. Panele davet edilen Dr. Michael Wilk yaptığı sunumda, Rojava “Kuzey Suriye Federasyonu’’ devrimi ve Heyva Sor a Kurd’un bölgede verdiği tıbbi hizmet ve ilaç yardımını anlattı.
‘Savaş insanları birbirine bağlıyor’
Çalışmalardan dolayı 6 defa Rojava’ya gidip gelen acil servis doktoru Wilk, “Savaş insanları birbirine bağlıyor” diyerek sözlerine başladı. Reqa’dan yeni dönen Wilk konuşmasına şöyle devam etti: “Ama şunu belirtebilirim ki, Türkiye sınırları içinde bulunan Kürt şehirlerinin durumu da, yıkılan Reqa ve Kobane şehirlerinden farklı değil. Çünkü Türk devleti oraları da sürekli yağma altında tutup, bombalıyor; yakıp, yıkıyor. Bu şehirler de yıkılmış, küle karışmış. Birkaç gün önce Dünya Kobane Günü’ydü. O süreci hatırlarsanız, Kobane sınırları Türkiye tarafından kapatılmış, hiçbir yardım Kobane’ye ulaştırılamıyordu. Ancak DAİŞ’e hem destek veriliyor, hem de sınırı geçmelerine izin veriliyordu. Nihayetinde Kürt savaşçılar YPG ve YPJ’nin üstün direnişi, uluslararası koalisyonun da desteğiyle Kobanê özgürleştirildi. İşte o süreci izlediğimde, bu direnişe destek verme kararı verdim. Benim gibi düşünen diğerleri ile Heyva Sor a Kurd ile birlikte çalışmalara katıldım.
Acil servis doktoru ve Psikoterapist olduğum için, tecrübelerim ile yaralı ve hastalara yardım etmeye ve bu konuda verdiğim eğitimlerle sağlık elemanlarını eğitmeye başladım. Heyva Sor a Kurd ile çalışıyorum çünkü, Kuzey Suriye bölgesinde mağdurlara, yaralılara ilaç yardımı ve Tıbbi hizmeti ücretsiz olarak veren tek kurum. Bu çalışmalarım vesileyiyle çok sayıda Kürt dostlarım ve arkadaşlarım oldu.’’

Rojava’daki sosyal sözleşme
Dr. Michael Wilk, bölgeye dair değerlendirmelerinde ise şunları aktardı: “Batı Kürdistan olan bu bölgede çoğunlukla Kürtler yaşıyor. Son siyasi gelişmelerden dolayı ise bölgeye ‘Kuzey Suriye Federasyonu’ deniliyor. Bu isim bilinçli olarak siyasetçiler tarafından kullanılıyor. Çünkü, orada yeni toplumsal bir yapılanma inşa edilmek isteniyor. Bu yapılanma sürecinde aynı zamanda DAİŞ ile mücadele ediliyor. Bu bölgeler Esat rejimi altında olan ve halen savaşın sürdüğü alanlar. Burada yapılanmaya başlanılan sosyal sözleşme ile en başta cinsiyet özgürlüğü, çok uluslu, çok inançlı, birlikte eşit şartlar altında yaşanılacak bir yönetim şekli oluşturulmaya çalışılıyor. Şu anda Rojava bölgesi 3 Kanton (Afrin, Kobane, Cizire)’dan oluşuyor. Bu Kanton sistemi, demokratik otonomi sistemine geçiş yapıyor. Bazı yerlerde Arap asıllı halk çoğunlukta olsa da oluşturulan komünal sistem ile meclislerini oluşturarak, özgün bir federasyon yönetimine gidiliyor. Bu sistemin en temel yapısı kadın-erkek eşitliği üzerine gelişiyor. Halklar arası yapılan toplum sözleşmesi sadece kağıt üzerinde değil, pratikte de uygulanıyor. Şu anda hangi Kanton şehrine gitseniz, orada eşbaşkan sistemi ile bir kadın, bir erkek belediye başkanını görürsünüz. Reqa da özgürleştirildi. Ama mühim olan bütün bu kazanımlar sonrasındaki durumun nasıl olacağını düşünmek.”
Öcalan özgürlüğün sembolü
Dr. Michael Wilk, PKK’nin bölgedeki rolüne ilişkin “Dışarıdan birileri PKK’nin bölgede otoriter bir güç olduğunu ve bu otoritenin Abdullah Öcalan ile bağlantılı olduğunu düşünüyorlar. Ben gördüğüm kadarıyla, PKK bölgede verilen mücadelede büyük bir yer ihtiva ediyor ama asla otoriter bir tutumu yok. Aynı durum Abdullah Öcalan için de geçerli. Bölgede hangi kuruma gitseniz, Öcalan’ın fotoğraflarının asılı olduğunu görürsünüz. Çünkü Öcalan, özgürlüğün sembolü olarak görülüyor’’ şeklinde değerlendirme yaptı.
Panel, katılımcıların soruları ve değerlendirmeleri ile sona erdi.