Türkiye acayip sıkışık. PYD’nin öncülüğündeki devrim AKP’nin danışmanlarını da ezdi geçti. Suriye Kürtlerinin devrimini ise görmezden gelecek kadar alıklaşmış bir yönetim gerçeğine sahip. Oysa Oslo süreci devam etseydi ve PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit olmasaydı, Öcalan süreci çok daha büyük sonuçlara yol açacak şekilde yönetecekti. Ancak AKP, Öcalan’ı susturunca, Kürtler her parçada Öcalan’ın temsilciliğini yerine getiriyor. Suriye Kürtlerinin de yaptığı budur. 14 Temmuz’da Amed’de ortaya çıkan direniş tablosu da. Suriye Kürtlerinin Öcalan’a sevgi gösterileri ile devrim başlatması da. Avrupa’daki Kürtler de, İran’daki Kürtlerin derin sessizliği de..
Kürtler parçalanmış ülkelerini Öcalan’ın rehberliğinde biraraya getiriyor. Tarih yeniden yazılıyor. Özgürlük tanımı daha derinden yapılıyor. Kürtlerin yaşadığı toprak 1639’da İran ve Osmanlı arasındaki Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla önce ikiye bölündü. Osmanlı’nın dağılma sürecinde bir parça Irak’ın kuzey sınırları içinde kaldı. 1916 yılında imzalanan Sykes-Picot anlaşmasıyla Irak ve Suriye sınırları çizilirken 1921’de Türkiye ve Fransa arasında imzalanan Londra anlaşmaları sonucunda Türkiye’nin Suriye ile sınırları çizilerek Kürtlerin yaşadığı ülke 4 parçaya bölündü. Irak İngiliz egemenliği altına girdi. Suriye ise Fransa mandası altındaydı. 
Sonra Kürtler İran, Türkiye, Suriye ve Irak’ta özgürlükleri için amansız bir mücadeleye girişti. Ancak dört  sömürge ülke, uluslararası alandaki güçlerin de desteğini alarak Kürt isyanlarını hep kanla bastırdı. İsyan önderlerini ya idam etti, ya kurşuna dizdi ya da sürgüne gönderdi. Tam da bu dönemlerde Suriye Kürtleri, Rojava Kürdistan bölgesi ise diğer parçalardaki Kürt isyancılarının liderlerine, savaşçılarına hep kucak açıyordu. Onları gizliyor, onlara düşünsel ve siyasal faaliyetler yürütmesi için koşullar sağlıyordu. Dersim isyanının öncülerinden Xoybun’a, KDP’den PKK’ye kadar birçok Kürt siyasal hareketi  Rojava’da faaliyet yürütmüştü. Ancak en dikkat çekici faaliyet PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın faaliyetidir.
Öcalan, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin hemen öncesinde Urfa’dan Kobani’ye geçti. Kobani’ye geçerken bu bölgede tanıdığı bir tek kişi yoktur. Yıllar geçtikten sonra Öcalan Suriye’de Şam ve Halep’de çalışmalarını yoğunlaştırırken, Kobani, Afrin, Qamişlo vb kentlerdeki Kürtlerle birebir ilgilenir. Onlarla toplantılar yapar. Biraraya gelir. Kobani, Afrin, Derik, Qamişlo ve diğer kentlerden on binlerce kişi Bekaa’da Şam’da Öcalan’ı ziyaret eder. O dönem çocuklar, gençler, yaşlılar Öcalan’a büyük hayranlık duyarlar. PKK ve ARGK içinde yer alırlar. Binlercesi Dersim, Amed, Botan, Hewler, Kandil, Serhat ve Karadeniz’de Kürt özgürlük mücadelesi içinde yaşamını yitir. Büyük bedel öderler. Ve zaman geçtikçe siyasal örgütlenme, askeri mücadele ve ideolojik donanım konusunda büyük bir tecrübe edinirler.
2 binli yılların başında PYD’yi (Demokratik Birlik Partisi) kurarlar. PYD, Irak, Türkiye ve İran’daki Kürtlerin mücadelesinin deneyimini kendi birikimi haline getirir. Saddam sonrası Irak ve Güney Kürdistan örneğini de oldukça yakından takip eder. Önemli sonuçlara gider. Tunus ile başlayan isyan dalgasının Mısır, Libya gibi ülkeler yansımasını da yakından takip ederler. Suriye’deki mücadeleyi sabırla, özenle ve ideolojik örgütlülük ile sürdürürler. Son iki yıldır uluslararası konjöktürün de etkisiyle gelişmelerin sürdüğü Suriye’de ne ABD’nin öncülüğündeki Türkiye, Katar, Suudi Arabistan bloku içinde ne de statükoyu savunan Suriye rejimi yanında yer aldı. Halk dinamiğine dayalı mücadeleyi eksen alan PYD örgütlenmesini halk meclisleri üzerinde yoğunlaştırdı. Öcalan’ın tezlerinden, PKK’nin ideolojik ve siyasal mücadele deneyimlerinden yararlanan PYD, 19 Temmuz günü Kobani’den başlatılan devrim sürecini gerçekleştirdi.
Türkiye’nin şaşkınlığı, ABD’nin ihtiyatlı yaklaşımı, Arapların gıpta ettiği bu süreç önümüzdeki döneme damgasını vuracak tarihi özellikte bir devrimdir. Ortadoğu halkları açısında siyasal halk mücadelesi ile Demokratik Ortadoğu Birliği’nin başlangıç noktası olarak tanımlanması hiç de abartısız sayılmayacaktır. Kobani ile başlayan Suriye Kürtlerinin devrim süreci Kürtlerarası ulusal birliğin ete kemiğe bürünmüş halinin yarattığı ilk sonuç olarak önemlidir. İkincisi Ortadoğu’da demokratik halkların birliği ilkesinin pratik sonucudur. Üçüncüsü Türkiye ve İran ile Irak’taki Kürtlerin sorunlarının da çözümüne ivme kazandıracak bir gelişmedir. Dördüncüsü;  Türkiye’nin kendi Kürt politikasındaki AKP versiyonunun bölgede de başarısızlığının bir göstergesidir. Beşincisi Öcalan’ın tezlerinin toplumsal ve siyasal hatta geldiği karşılığın devrimci özelliklerinin kendisini görkemli bir şekilde dışavurumudur. Ve belki de en önemlisi de halka dayalı örgütlenme ve mücadelenin 21. Yüzyıldaki en onurlu sonucu olan halk yönetiminin ortaya çıkmasıdır.
Bütün bu sonuçlar daha büyük gelişmeleri yaratacaktır. Tabii ki de riskleri de var sürecin. Bir devrim sürecinin yürütülmesinin zorluğu ortada. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ile ABD gibi dış güçlerin saldırgan politikaları ile rejimin kimyasal silah da dahil bütün yöntemleri devreye koyması da ihtimal dahilindedir. Ancak bütün bu saldırıları da göğüsleyecek olan halkın örgütlenmesi ile ortaya çıka irade olacaktır.