• İran ile İsrail arasındaki savaşın bir şekilde netleşmesinin ardından Suriye’deki gerginlik alanlarının tekrardan alevlenmesi muhtemeldir. Bu, yeniden bir iç savaşa doğru sürükleyebilir.

ZINAR YILDIZ

İsrail ve İran arasındaki yeni saldırılarla birlikte Suriye Sivil Havacılık Kurumu, ülkenin güney hava sahasını uçuşa ve geçişlere kapattığını duyurdu. Bu karar, askeri bir engellemeden ziyade "tarafsızlık" ilanı ve sivil kayıpları önleme çabası olarak değerlendirilebilir. Özellikle BAAS rejiminin çözülmesinin ardından ordusu ve cephanelikleri İsrail tarafından neredeyse ortadan kaldırılan Suriye, bugün İsrail’in hava operasyonlarına karşı koyabilecek bir savunma sisteminden yoksundur. Zaten İsrail istediği zaman Suriye’de hiçbir engele takılmadan hava ve kara operasyonları gerçekleştiriyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın 'operasyon odası'nda verdiği görüntüler, daha çok iç kamuoyuna yönelik bir algı çalışmasıdır.

Türkiye’nin hakimiyet arayışı

Türkiye, başından itibaren Suriye’nin bütününde İsrail’in etkisini kırmak ve kendi denetimini kalıcılaştırmak için yoğun bir çaba içerisindedir. Bunu, hem Suriye’nin orta ve güney kesimlerinde askeri ve siyasal yayılma çabasıyla hem de oluşturulan hükümet içerisinde kendi nüfuzunu arttırarak yapmaya çalışıyor. Askeri yayılma çabaları İsrail tarafından engellense de siyasi olarak Türkiye halen Suriye’de ciddi bir güçtür. Sadece hükümet nezdinde değil, ülkenin kuzey vilayetlerinin bürokratik ve idari yapılarına MİT tarafından eğitilip örgütlenmiş kişilerin atanması, bunun en somut ifadesidir. Bunların yanında Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde M4 yolu üzerinden bir ekonomik koridor oluşturarak da bölgesel düzeyde bir ekonomik çıkar sağlama çabasındadır.

Suriye sahasında çatışması riski

Türkiye’nin bu çaba ve girişimleri, Suriye’de Türkiye ve İsrail’i karşı karşıya getiriyor. İsrail medyasında yer alan iddialar, Türkiye’nin kendi denetimindeki grupları İsrail’e karşı hazırladığına ve Hizbullah’a dolaylı yollardan silah ve para desteği sunduğuna işaret ediyor. Bu durum, Suriye sahasında bir Türkiye-İsrail gerilimini her zaman canlı tutuyor. Bölgede, özellikle kuzey vilayetlerinde idari birimlerin çoğuna MİT tarafından eğitilmiş kadroların yerleştirilmesi, Türk devletinin Suriye’nin iç işleyişindeki derin etkisini ve İsrail karşıtı bir cephe yaratma arzusunu gösteriyor. Türkiye-İsrail gerginliği sonucunda bir çatışma ortamının oluşması, Suriye’nin geleceğinde her zaman bir olasılık olarak yer alıyor.

Demokratik entegrasyon ve güven 

Rojava ile Şam arasında 29 Ocak’ta varılan anlaşma, başlangıçta ciddi bir umut yarattı. Bu anlaşmadan temel beklenti, demokratik entegrasyon sürecinin başlatılmasıydı.  Geçici Şam yönetiminin merkeziyetçi ve dayatmacı tutumu süreci çıkmaza sokuyor. Şam yönetimi, Kürtlerin 10-15 yıllık kurumsal birikimini, ortaya çıkardıkları toplumsal, idari, güvenlik ve benzeri sistemlerini yok sayarak bir "iradesizleştirme" siyaseti dayatıyor. Buna karşın Kürtlerin temel stratejisi; yeni bir iç savaştan uzak durarak, anayasal güvenceye dayalı demokratik Suriye’yi inşa etmektir. Her ne kadar Şara, QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî ile yapılan bir görüşmede “karşılıklı güven" vurgusu yapmışsa da sahadaki pratikler, Kürtlerin Şam'a güven duymasının önünde engel oluyor.

Yeni bir iç savaş kapıda mı?

Mevcut durumda Suriye'deki iç gerginlikler henüz bir yerden patlak vermemişse bunun temel sebebi, bölgedeki İsrail-İran savaşıdır. İran ile İsrail arasındaki savaşın bir şekilde netleşmesinin ardından Suriye’de yaşanan bu gerginlik alanlarının tekrardan alevlenmesi muhtemeldir. Böylesi bir alevlenme, Suriye’yi yeniden bir iç savaşa doğru sürükleyebilir. Türkiye-İsrail gerginliği, Suriye’deki radikal cihadist kesimlerin Şara politikalarını benimsememesi, orduya entegre edilmeye çalışılan yabancı cihadistler içerisindeki rahatsızlıklar gibi karmaşık konuların yanında Alevi, Dürzi ve Kürtlerin yeni Suriye’den beklentileri, Suriye’yi savaşa sürükleyecek sebepler arasında yer alıyor.

Demokratik bir sistemin anayasal statüye kavuşturularak tüm toplumsal kesimlerin kendi varlıksal haklarını güvence altına almasını isteyen Kürtler, bu konuda en yapıcı güçtür. Şam yönetiminin Kürtlerin bu barışçıl yaklaşımını bir zayıflık olarak görmesi ve kazanımları hiçleştirmeye çalışması, çatışma riskini tetikliyor. Kürtler tüm siyasal, toplumsal ve askeri aktörleriyle beraber, olası bir iç savaşın tarafı olmamaya kararlıdır, ancak Suriye’nin geleceği, aktörlerin demokratik çözüme ne kadar yaklaşacağıyla şekillenecektir.