• Süreci tek taraflı dayatmalarla şekillendirmeye çalışan Erdoğan, yeni bir savaşı başlatması durumunda ihtiyaç duyacağı dış desteği şimdiden oluşturmanın hesabını mı yapıyor?

 HEVAL TAHA

“Ermeni Soykırımı’nın son tanıklarından Mary Vartanian vefat etti. 1914 Antep doğumlu Mary Vartaian, Halep'ten Beyrut'a, Beyrut'tan Massachusetts'e uzanan 112 yıllık hayatını tamamladı. Mary 109 yaşındayken, Nisan 2024’te, her yıl düzenlenen Ermeni Soykırımı anma töreni kapsamında Massachusetts Eyalet Meclisi tarafından ödüllendirilmişti.”

Agos gazetesinin 2 Temmuz 2026'daki sayısında yer alan yukarıdaki alıntı, bir ölüm haberinden ziyade büyük bir acının hatırlatması. İnsanlık tarihinin en büyük acılarından birini, hepimizin ortak acısını 112 yıllık bedeninde taşıyan Mary Vartanian ablamızın ruhu, dilerim huzura kavuşmuştur.

Bu katliamın planlayıcısı ve uygulayıcısı İttihat ve Terakki'nin liderleri Talat ve Enver Paşalar, katliamdan üç yıl sonra 1918’de geride büyük bir acı, korkunç bir enkaz bırakarak ülkelerinden kaçtı. İkisi de küçük kişisel iktidar hesaplarının peşine düşmüş, bu uğurda yapamayacakları hiçbir şey olmayan ahlak yoksunuydular. Halklar bileşkesi bir coğrafyayı ortak yaşam alanı yapmak varken Sünni Türk bir azınlığın azgın saldırganlığını siyaset edindiler. Bugün kendini dayatan tek tipçi devlet ideolojisi de geçmişin bu ahlak yoksunu siyasetinden besleniyor.

Bu nedenle tarihsel perspektif bugün Kürt Özgürlük Hareketi'nin sürdürmek için büyük bir özveriyle yaşamsal değişimleri hayata geçirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. PKK’nin feshedilmesi gibi tarihi kararları alan Kürt Özgürlük Hareketi'nin yanı sıra DEM Parti de 20 Eylül’de yapacağı kongre ile kendisini Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne uygun biçimde yeniden yapılanmaya tabi tutacak.

Tüm bu çabalara karşılık Türk tarafının ısrarla ayak direyen gayri ciddi tutumuyla süreci ısrarla açmaza sürüklemesi, telafisi güç bir tehlikeyi işaret ediyor. Tayyip Erdoğan’ın çıkaracaklarını iddia ettiği 'çerçeve yasa' için zaman olarak “Temmuz ayı içerisinde” gibi son derece muğlak bir ifade kullanması bu ciddiyetsizliği gösteriyor. Bu denli yaşamsal bir konuda çıkarılacak yasanın tarihinin belirtilmemiş olması, ciddiyetsizlik değilse bir başka hesap yapıldığının işaretidir. Nitekim MHP’den yapılan açıklamalara göre; ittifak ortağı AKP, üzerinde çalıştığı yasa taslağının içeriğine ilişkin kendilerine en ufak bir bilgi aktarmıyor. Bu da AKP’nin “hazırlığını” daha da şaibeli bir hale getiriyor.

NATO Zirvesi sonrası

Erdoğan'ın, tüm bu muğlaklık içinde “Temmuz bitmeden” ifadesinin 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Liderler Zirvesi sonrasındaki belirsiz bir tarihi işaret ettiği açık. Birçok NATO ülkesinin kamuoyları tarafından diktatör olmakla suçlanan Erdoğan, “demokratikleşme konusunda ciddi bir eşiğin aşılmasına hizmet edecek” böyle bir yasayı çıkararak NATO'daki muhataplarının karşısına “demokrat bir kimlikle” çıkmak varken neden zirve sonrasını bekliyor? Çok belli ki Erdoğan’ın ileriye dönük siyasal hesapları içerisinde demokratikleşme yönünde nitelikli düzenlemeler yapma yok.

Erdoğan için suçüstü

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı adına yapılan son açıklama tam da bu noktada Erdoğan’ın tavrına ilişkin son derece zihin açıcı bir perspektif sunuyor. Açıklamada yer alan, “Şimdi neredeyse yeniden bir savaşa hazırlık politikaları yürütülüyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın sadece istihbarat örgütü başkanı değil, adeta hükümetin başbakanı gibi Irak’ı dolaşıyor. Daha önce Rojava’ya saldırı sırasında da bu tür görüşmeler yapılmıştı. MİT Başkanı Bağdat, Silêmanî ve Hewlêr’de ne yapmaktadır? Özgürlük Hareketimize yönelik saldırı ve tasfiye planında bu güçlere bazı roller mi verilmek istenmektedir? Türkiye kendi iç sorununu çözmek yerine Irak hükümetinin ordu dışındaki silahlı güçlerle ilgili kararından sonra Özgürlük Hareketimize karşı Irak’la bir saldırı planlaması mı yapmaktadır? İran’la da bu yönlü görüşmelerin yapıldığı bilinmektedir” ifadeleri, Erdoğan için bir suçüstü niteliğinde.

NATO onayını alma hesabı

Bu ifadeler, Erdoğan iktidarının kirli hazırlıkları konusunda bize değerlendirme yapma olanağı sağlayacak somut veriler sunuyor. Erdoğan, NATO üyesi olmanın avantajına güvenerek 7-8 Temmuz zirvesinde Kürt Özgürlük Hareketine karşı olası bir saldırı planı için müttefiklerinden onay alma hesabı içerisinde olabilir mi? Zirve arifesinde yapılan bu temaslar bölgede yaşanan TSK hareketliliği de dikkate alındığında bir savaş hazırlığında olduğunu göstermez mi? Çok açık ki İbrahim Kalın’ın Güney Kürdistan’da yürüttüğü temasların sonuçları üzerinden NATO zirvesindeki muhataplarına bazı teminatlar vereceği anlaşılıyor. Bu çabalar açıkça olası bir savaş ilanı için nabız yoklama niyetini işaret ediyor.

Unutmamak gerekir ki; zamana yayılmış yeni bir savaş ardından ilan edilecek bir Olağanüstü Hal (OHAL) vakti gelen bir seçimin ertelenmesi için de kullanılabilecek bir fırsattır.

KCK açıklamasında Erdoğan’ın “temmuz bitmeden” çıkacağını söylediği yasa ise şöyle değerlendiriliyor: “Önderlikle görüşüp tartışmadan, Hareketimizin görüşü alınmadan şöyle bir yasa çıkacak, içeriğinde şu şu olacak demek bir oyun, dayatma, hatta bir komplo olarak değerlendirilir.”

Burada şuna da dikkat çekmek gerekir, KCK’nin 2 Temmuz’da yaptığı bu açıklamanın ardından 3 Temmuz sabah saat 07:44’te T24 isimli internet sitesinden servis edilen, “Kulis: Çözüm sürecinde hazırlanan çerçeve yasa Öcalan'a sunuldu, mutabakat sağlandı” başlıklı haberin manipülatif içeriği dikkat çekici...

KCK'nin tespiti doğrudur

KCK’nin açıklamasına dönersek, KCK’nin tespiti doğrudur, açıkça bir komplo peşinde olan Erdoğan, bu nedenle tüm hesaplarını NATO zirvesi sonrasına yapıyor. Özellikle İran’a yönelik saldırıları sonrası Trump’ın bölgede ciddi bir desteğe ihtiyacı olduğunu bilen Erdoğan, bu ihtiyacı kullanmak için elinden geleni yapacaktır.

 ABD’nin İran saldırısı karşısında Filistin sorununa gösterdiği tepkinin binde birini göstermeyen Erdoğan, Trump yönetimi ile bölgesel politikalar konusunda ortak zemin yaratma çabasında. Filistin sorunu konusunda da İsrail’i tek sorumlu ilan eden Erdoğan, Trump'ın İsrail’in operasyonuna tam destek verdiğini açıklamasına karşın bu konuda İsrail’i tek müsebbip ilan etmesi de bu bölgesel iş birliğinin zeminini sağlam tutma çabası olarak görünüyor.

Yeni bir savaş durumunda

Trump’ın ikinci iktidarı döneminde iyiden iyiye su yüzüne çıkan iki kutuplu NATO içerisinde Erdoğan iki tarafı da dengeleyerek kendi siyasal geleceğini garantilemenin küçük hesapları içerisinde. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni tek taraflı dayatmalarla istediği biçimde şekillendirmeyi hesapladığı anlaşılan Erdoğan, süreci bitirdiğini ilan edip yeni bir savaşı başlatması durumunda ihtiyaç duyacağı dış desteği şimdiden oluşturma hesapları yapıyor gibi görünüyor.

Talat ve Enver paşalar, katliamın ardından ülkelerini terk edip kaçtıklarında bu coğrafyanın halklarına büyük bir acı, korkunç bir enkaz bıraktı. Bu küçük hesapçı iki kaçkın siyasi, ardıllarına da ahlaktan yoksun, ufuksuz, tek tipçi, ırkçı bir siyaset etme biçimi ve korkakça kaçmayı miras bıraktı. Bugün hâlâ kişisel ikballeri uğruna İttihatçı tek tipçiliği aşamayan siyasetçinin sırtını NATO’ya da dayasa sonunun ne olacağı çok açık.