- Türkiye, eğitim ve teçhizat yoluyla Suriye ordusunu kendi sistemine bağımlı hale getiriyor.Bu da Suriye’yi Ankara’nın fiili etki alanına mahkum eden uzun vadeli bir sömürü ve bağımlılık düzeni kuruyor.
Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından iktidarı ele geçiren HTŞ lideri Ahmed el-Şara, Suriye’yi bölgesel bir güç haline getirmeyi hedefliyor. Önceliği, savaşta ağır hasar gören ordusunu yeniden ayağa kaldırmak. Rusya’ya olan eski bağımlılığını, Türkiye’ye bağımlılıkla değiştirmemeye çalışırken Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerini geliştiriyor, Moskova ile askeri bağları yeniden kuruyor, Türkiye’yi en yakın askeri ortak olarak tutuyor ve ABD ile Avrupa’yla ilişkilerini sürdürüyor.
Şara’nın manevra alanı ise sanıldığından daha dar. Suriye ordusunun neredeyse her kademesini yeniden inşa etmesi gerekirken uluslararası sistem militarize oluyor. Rusya, Ukrayna’da büyük miktarda teçhizat tüketiyor, Avrupa yeniden silahlanıyor, ABD ise stoklarını yeniliyor. Washington, bazı füze ve hava savunma sistemlerinin teslimatlarının beş yıla kadar gecikebileceğini belirtiyor. Gelişmiş savunma sanayisine sahip zengin ülkeler birden fazla tedarikçiden gelen sistemleri entegre edebilir. Sınırlı kaynaklara ve hasarlı kurumlara sahip Suriye ise beş-altı farklı ülkeden gelecek uyumsuz sistemlerle modern ve tutarlı bir kuvvet kurmakta zorlanır.
The National Context’e göre, Şara temel bir kısıtlamayla karşı karşıya: Güçlü bir ordu istiyorsa ilişkilerden birinin diğerlerinden daha derinleşmesi gerekecek. Görevi, bu ittifakın imkanlarını kullanırken ana ortağın, Suriye politikasını kısıtlayacak kadar etki kazanmasını engellemek. Rusya, Suudi Arabistan ve diğerleri seçenekleri genişletebilir; ancak hiçbiri şu anda ordunun bütününü yeniden inşa edecek eşdeğer bir yol sunmuyor.
Konumunu avantaja çeviriyor
Türkiye coğrafi yakınlık, Suriye’deki işgali ve uzun süreli müdahaleleri nedeniyle öne çıkıyor. Savunma sanayisi, geleneksel büyük tedarikçilerin yeni bir müşteriyi karşılayamadığı dönemde yeni bir aşamaya ulaştı. Türkiye, Suriye’nin ihtiyaç duyduğu unsurları bir araya getiren tek ülkeye en yakın konumda: geniş savunma sanayi tabanı, uygun fiyatlı sistemler, mevcut üretim kapasitesi, coğrafi yakınlık, siyasi irade ve yeniden inşa edilen kurumlara doğrudan erişim.
Türkiye, ürün tedarikçisi olmaktan “savunma ekosistemi” ihracatçısına geçmeye çalışıyor. Tasarım ve üretimden alt sistemler, yazılım, mühimmat, bakım ve idameye kadar uzanan uzun vadeli endüstriyel ilişkiler hedefleniyor. Bu model Somali ve Azerbaycan’da daha küçük ölçekte görülüyor. Suriye ise çok daha büyük bir test. Türkiye bu sürecin merkezinde yer alırsa, silah ihracatçısından askeri ekosistem ihracatçısına geçişinin ilk büyük sınavı olacak.
Nasıl bir hesap olacak?
Suriye için bu ilişki pratik bir çözüm sunuyor. Türkiye, en üst düzey Batılı alternatiflere göre daha gerçekçi fiyat ve miktarlarda teçhizat sağlayabilir; mali durum düzelirken yetenekleri kademeli artırabilir. Şara siyasi dengelemeyi sürdürürken Ankara ile askeri ilişkinin daha derin olmasını kabul edebilir. Türkiye açısından ise Türk savunma sistemi içinde faaliyet gösteren bir Suriye ordusu, doğrudan komuta gerekmeden ülke üzerinde kalıcı etki imkânı verir.
Temel ikilem burada ortaya çıkıyor: Şara bağımsız bir güç merkezi kurup yabancı etkiyi en aza indirmek isterken Türkiye bölgesel etkisini genişletmek ve ekosistem ihraç etmek istiyor. Uluslararası silah pazarı Suriye’ye on yıl öncesine göre daha az alternatif bırakıyor.
Mevcut işbirliği ve avantajlar
Ankara, BAAS rejiminin ardından Suriye ordusuna daha açık destek verme dönemine girdi; çok sayıda çete grubu yeni Savunma Bakanlığı’na dahil edildi. Ağustos 2025’te imzalanan savunma anlaşması, silah sistemleri ve lojistik teçhizat tedariki yanında eğitim, danışmanlık, deneyim paylaşımı ve stratejik planlama çerçevesini oluşturdu.
Etki, tek tek gruplardan Suriye askeri kurumuyla doğrudan işbirliğine kaydı. Anlaşma sonrası Suriye Askeri Eğitim Kurumu heyetleri Türkiye Milli Savunma Üniversitesi’ni ziyaret etti. Ekim ayında 49 kişi (10 kara, 18 deniz, 21 hava) Türk askeri akademilerine kabul edildi. Program 2026’ya kadar genişletiliyor. Suriye, Suudi Arabistan’a da subay adayı gönderdi; Haziran 2026’da bir heyetle eğitim, mesleki gelişim ve ortak talim görüşüldü.
Operasyonel düzeyde Suriye birlikleri Mayıs’ta EFES-2026 tatbikatına katıldı, Temmuz’da Türk Donanma Komutanı TCG İstanbul ile Lazkiye’ye gitti. Anlaşmaların ekonomik boyutu ise belirsiz. Çünkü anlaşmalar silah ve lojistik tedariki ile personel eğitimine imkân tanıyor. Zırhlı araçlar, İHA’lar, topçu, füzeler ve hava savunma sistemleri görüşüldü. Önemli tedarik kararları henüz kesinleşmedi.
Kurumsal etki ve sınırlar
Şara silahlar üzerinde devlet tekeli kurmaya ve grup özerkliğini azaltmaya çalışıyor. Bu, Türkiye olan eski bağlılığını zayıflatırken kurumsal düzeyde daha kalıcı ilişki olasılığını açıyor. Çeteler üzerindeki etki kişisel ve koşullara bağlı; kurumsal etki ise komutanların ve tedarik kararlarının ömrünü aşabilir. Suriye hala bu noktadan uzak ve alternatiflerini koruyor. Rusya ortak eğitimle geri döndü, diğer bölgesel ortaklıklar kuruluyor.
Ancak ekonomik koşullar Türkiye’nin avantajını güçlendiriyor. Dünya Bankası maddi tahribatın onarımını yaklaşık 216 milyar dolar (82 milyarı altyapı) tahmin ediyor. Suriye hem orduyu hem de elektrik, konut, yollar ve su şebekelerini finanse etmek zorunda. En pahalı sistemlerden az sayıda alıp birden fazla tedarik zinciri sürdüremez. Yönetilebilir fiyatlarda büyük miktarda teçhizata ve kademeli yükseltmeye ihtiyacı var. Türk savunma sanayisi bu gereksinimlere uyuyor.
Küresel silah ticareti de etkili
Küresel büyük silah transferleri 2016-20 ile 2021-25 arasında yüzde 9,2 arttı; Avrupa ithalatı yüzde 210 yükseldi. Üretim kapasitesi, zengin ve acil ihtiyaçları bulunan ülkeler tarafından büyük ölçüde kullanılmış durumda. ABD hâlâ en büyük ihracatçı (yüzde 42) ama kendi ihtiyaçlarının yanı sıra Ukrayna, Avrupa, İsrail, Tayvan ve Körfez ortaklarının talepleri, kapasiteyi zorluyor. Rusya’nın ihracatı yüzde 64 düştü, küresel payı yüzde 21’den 6,8’e geriledi. Avrupa kendi silahlanmasına odaklanıyor. Çin endüstriyel kapasiteye sahip ama Suriye kurumlarıyla uzun süreli işbirliği, ortak sınır ve eşdeğer eğitim programı yok. Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Pakistan pazarlık gücünü artırıyor; ancak endüstriyel genişlik ile kurumsal erişimi bir arada sunmuyor.
Türkiye’nin ihracatı 2021’den bu yana yaklaşık üç katına çıktı ve 2026 ortasında 12 aylık bazda 11 milyar doları aştı. İlişki Ankara’nın planladığı gibi gelişirse etki büyük ölçüde görünmez olacak. Öte yandan, Türkiye üs ve büyük konuşlandırma yerine yapısal etkiyi tercih ediyor. Eğitim, iletişim, mühimmat ve altyapı gibi alanlarda daha kalıcı olmak istiyor.
Türk kapasitesi genişliyor ama talep artıyor. Bazı ileri programlar hâlâ geliştirme aşamasındayken siyasi çıkarlar sapabilir yani Şam hassas sistemlerde dış kontrolü engelleyebilir. Önümüzdeki yılların göstergeleri net olacak. İletişim ve komuta ağını, radarları ve entegre hava savunmayı kim kuracak, yeni nesil subaylar nerede eğitilecek, mühimmat ve bakım altyapısı kimin standardı olacak, askeri havacılığın yeniden inşasında kim öncü olacak?
Hava kuvvetleri en açıklayıcı test olabilir. Temel eğitim ve eski uçaklardan Türk eğitim uçaklarına, İHA ve daha gelişmiş platformlara geçiş, ilişkinin daha derin olduğunu gösterir. Aynı mantık entegre hava savunması ve deniz kuvvetleri için de geçerli.
Yeni bir gerilim olasılığı!
Sonuç olarak, Şara’nın hedefleri ile Türkiye’nin hedefleri uyumlu olabilir. Şara, manevra alanını genişletecek askeri güç için dış desteğe ihtiyaç duyuyor, Türkiye ise bu gücün kendi sistemleri aracılığıyla inşa edilmesinden fayda sağlıyor. Şam bağımlılığı engellemeye, Ankara ise bu bağımlılığın yerleşmesini sağlamaya çalışacak. Bu gerilim, ilişkiyi şekillendirecek.
Çünkü Suriye, Türk savunma sanayisi için sadece büyük bir pazar değil. Türkiye’nin başka bir ülkenin askeri güç oluşturmasına imkân veren bağlantılı kurumları, teknolojileri ve tedarik zincirlerini ihraç edip edemeyeceğinin ilk büyük göstergesi olabilir. Bu durum somutlaşırsa Ankara, bir üs daha elde etmenin ötesinde, yükselen bir orta güç olarak kendi askeri ekosistemini ihraç edebilecek. HABER MERKEZİ