Suriye’de vahşette sınır tanınmayan kanlı bir savaş girdabında debeneniyor. Hiç bir savaş ve insani kural tanımayan, insan kanını donduran katliamlar yapılıyor. Oysa bin yıl önce Kızıl-Haçlı savaşlarında Kürt ordusunu en önde savaştırarak Batılıları yenilgiye uğratan Kürt General, stratejist Selahattin Eyyubi’yi düşmanları gözünde de kahraman kılan O’nun savaşta ki hümanizması, savaş kurallarına uyması, esirlere insanca davranması ve hatta esirlerin tedavisini yapmasıydı.

Bin yıl sonra Suriye’de İslam adına insanlar akıl almaz biçimde vahşiyane yöntemlerle katlediliyor. Milyonların ölümüne neden olan İran-Irak savaşı ve daha sonra Saddam’a verilen destek ve ardından mudahale hala devam etmekte olan korkunç bir dram oluşturdu; olumlu tek şey on yıllardır kıyım ve katliam yaşayan ve örgütlü olan Kürt halkının özgürleşmesine ve statü sahibi olmasına yol açmasıydı.
Bu günlerde ABD Esad rejiminin Suriye’de kimyasal silah kullanımını gerekçe göstererek Suriye’ye müdahale hazırlıkları yapıyor.
Kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığı ve rejimin mi, muhaliflerin mi kullandığı yoğun tartışıldı. Son olarak G20 zirvesinde Suriye ana konu halindeydi. Putin, basın toplantısında bir gazetecinin “Suriye’ye bir saldırı durumunda yardım edecek misiniz?” şeklindeki sorusuna, “Evet edeceğiz. Zaten şu an yardım yapıyoruz da... Biz silah gönderdik. Ekonomik anlamda da yardımlarımız olacak. İnsani olarak da yardımlarımızı sürdüreceğiz” dedi. Obama ise, kimyasal silahların kullanımının belirli bir amaçla yasaklandığına işaret ederek, kimyasal silah kullanımına gerekli tepkinin verilmemesinin kimyasal silah bulunduran diğer ülkelere yanlış mesaj göndereceğini söyledi ve ardından rejimin cezalandırılması gerektiğini ima etti.
Kimyasal sillahların kullanımı konusunda Rusya’nın belgeli iddiaları yabana atılacak gibi değil; zira Esad rejiminin iki yılı aşkın savaşta tam da üstünlük sağladığı bir süreçte kimyasal silah kullanmaya ihtiyacı yoktu. Esad’a karşı ABD’nin askeri müdahale etmesini sağlamak için muhalefetin yapmış olması ihtimali ağırlık kazanmasına rağmen ABD’nin havadan müdahale etme olasılığı hayli fazla. Irak iç savaşı döneminde henüz toparlanamayan Rusya’nın Suriye iç savaşında açıktan Esad’a destek vermesi güçler dengesinde yeniden sahneye çıkışıdır. Kimyasal silah kullanımı gibi uluslararası suçlara karşı BM’nin harekete geçmesi gerekirken ABD’nin harekete geçmesi elbette emperyal bir müdahaledir ve ileriki günlerde dünyada protesto gösterilerinin artması ihtimali hayli yüksek. Türkiye’nin Suriye’ye askeri bir müdahale konusunda sınırlı bir müdahale değilde tam işgalden yana iken Mısır’da yapılan darbeye “Emperyalizmin müdahalesidir kabul edilemez” deyip gözyaşı dökmesi manidardır.  
Türk Başbakan Erdoğan ve AKP’ye verilen kredinin tükendiğini, Suriye’den sonra sırada İran’nın mı Türkiye’nin mi olacağı konusunda papatya falına bakar hale geldiler. Çünkü uluslararası güçler demokratikleşip bağımsız güç olamayan, çatışma zemininin müsait olduğu bu devletleri çıkarlarına uygun dizayn etmek istiyor. Bunun için özel savaş devreye sokuluyor, uluslararası komuoyu basın aracılığıyla suçlanmak istenen kesim zan altına sokuluyor. Bu aynı zamanda psikolojik savaştır. Ardından ABD, IMF, NATO, BM ve Avrupa Birliği bir plan çerçevesinde ekonomik bir kriz başlatır, ardından siyasal kriz ve kendisine yakın muhalafetin güçlenmesini sağlar. Ülke durumuna göre gerekirse borç altına alarak kendisine bağlar, gerekirse askeri darbe yaptırır ya da zemini alan toplumsal kargaşanın toplumsal çatışmaya dönmesini sağlar. Balkanlar’da ard arda birçok devlet böyle yıkıldı, Arap baharı böyle sürüklendi, Mısır hakeza, ancak Suriye’de Rusya ağırlığını koyunca arap baharı adeta zemheriye dönüştü.
Suriye denkleminde Rojava’da PYD’nin örgütlü ve hazırlıklı olması, demokratik esasları temel alarak bölgelerini kurtarmaları Irak’a benzer bir konsept ortaya çıkarttı; bundan böyle koşullar ne olursa olsun özerk ya da federal bir Kürdistan’nın ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Türkiye’nin Suriye’ye olası sınırlı bir askeri müdahaleyi yeterli görmemesi Türkiye’nin hala Suriye politikasındaki çamura batışında ısrar etmesi anlamına geliyor. Oysa küresel güçlerin planları çok daha farklıdır. Suriye’deki savaşla birlikte Batılı petrol şirketleri karlarını üçe katlarken oyun devam ediyor. Ve bu oyunda Türkiye aktör değil sadece basit bir figürandır. Batılı enformasyon kaynakları Suriye’ye askeri müdahale “haklı insani müdahale” biçiminde olmasını ya da böyle gösterilmesini sağlamaya çalışacak. Esad yönetimi, uluslararası normlar temelinde, “halkına kimyasal silah kullandığı” için cezalandırılacak.
Bu müdahale, Irak ve benzeri müdahaleye benzemeyecek, Esad rejiminin bitmesini değil sadece “caydırıcı cezalandırmayı” amaçlayacak. Irak ya da Kosova gibi olmasını kılmayan temel unsurlardan, bu süreçte Rusya’nın güç toplayıp inisiyatif koymasıdır. ABD’nin olası müdahalesinin sınırlı olması muhalefetin elini güçlendirmesini amaçlıyorsa da muhalefete çokta güvenmiyor. Özellikle İngiltere ve Almanya’nın müdahaleye destek vermemesinin kaynağında bu endişeler yatıyor. ABD, Fransa ile yalnız kalması Obama’nın dikkatli ve temkinli konuşmasını sağlıyor. Batılı kaynaklara bakılırsa müdahalenin olacağına kesin gözüyle bakılıyor, ancak biçiminin nasıl olacağı, Rusya ve O’nu destekleyen Çin’nin nasıl bir tavır takınacağı merak konusu.

dere@bluewin.ch