Suruç ve ‘oyuncak’ meselesi üzerine

Arzu DEMİR yazdı —

21 Temmuz 2021 Çarşamba - 23:00

  • “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” kampanyasının siyasi hedefi, Türkiye ve Kürdistan halklarının kurtuluşunun nerede olduğuna işaret ediyordu. “Gezi’den Kobanê’ye köprü” diye tarifledikleri birleşik devrim köprüsüydü.

33 devrimcinin Suruç’ta katledilmesinin üzerinden 6 yıl geçti. Bu yıl da “Suruç için adalet, herkes için adalet” sloganıyla katliamın yıl dönümü olan 20 Temmuz’a giderken, çeşitli eylem ve etkinlikler gerçekleştirildi. İzmir’de Deniz Poyraz, Antalya’da Pınar Gültekin, İstanbul’da Berkin Elvan, Ankara’da 10 Ekim Barış Şehitleri ve daha birçok yerde bu faşist rejimin zulmüne maruz kalmış tüm ezilenler için “adalet” istendi. Elbette bu adalet arayışı, burjuva mahkeme salonlarını aşan bir şekilde, devletin gözaltı, tutuklama saldırılarına, işkencelerine ve çeşitli tehditlerine rağmen sokakta yürütüldü, yürütülüyor.

Bu yıl da İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılan Suruç eylemlerine saray rejimi, var oluş karakterine uygun olarak saldırdı. Çok sayıda devrimci gözaltına alındı. Gençlere, sokakta, hastanede yapılan işkenceye dair fotoğrafları da ağır baskı altındaki devrimci basının emekçileri çekti.

20 Temmuz anmalarında yaşanan bu şiddet, sömürgeci faşist rejimin karakterine uygundu elbette. Tıpkı; 6 yıl önce, Suruç’ta Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde Kobanê’ye geçmek için bekleyen devrimcilere yönelik DAİŞ eliyle katliam gerçekleştirmesi gibi.

6 yıl sonra, 2015 yılının 20 Temmuz günü, orada 500’e yakın devrimcinin neden toplandığının bir kez daha anımsanması önemli. Özellikle de kimi sosyal medya mesajlarında görülen “Oyuncak götürmeye gidiyorlardı” ezber söyleminden sonra Türkiye ve Kuzey Kürdistan kentlerinden bu devrimcileri yola düşüren “şey”in ne olduğunu anlamak ve anlatmak daha da önem kazanıyor. 

Elbette SGDF’nin 2015 yılının Nisan ayındaki genel kurulunda aldığı kararla “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” sloganıyla örgütlediği kampanyanın önemli bir yerinde “dayanışma” duygu ve eylemi duruyor. Elbette, Kobanêli çocuklar için oyuncaklar toparlamışlardı. Elbette bir çocuk parkı inşa etmek istiyorlardı. Elbette bunlar önemli ve devrimci eylemlerdi. Ancak devletin çizdiği her türlü sınırı aşan bu tarihi eylem, sadece “çocuklara oyuncak götürüyorlardı” cümlesi ile açıklanamaz.

Bu eylemde rejimin üzerinde durduğu temelleri sarsacak çok daha önemli ideolojik ve politik bir içerik söz konusu.

SGDF’nin çağrısına kulak vererek Kobanê ve Rojava Devrimi için yola çıkan bu devrimcileri anlatan en iyi söz, adanmış devrimciliğin temsilcisi Che Guevara’nın “Önemli olan savaşanlara başarı dilemek değil, ölümde ya da zaferde ortak olmaktır” sözüdür.

Rojava Devrimi ve Kobanê savunması, SGDF’nin kampanyasının ilk kilometre taşıdır. Daha önce de dönemin SGDF Eşbaşkanlarının anlattığı gibi, bu siyasi çalışmayı örgütleme fikri de sosyalist gençlerin aklına, Kobanê savunmasının sürdüğü günlerde, sınır hattındaki nöbet sırasında belirmişti. Sosyalist gençlerin gerek Rojava Devrimi gerekse de Kobanê savunması ile ilişkisi aktif eylem düzeyindedir. İlk andan itibaren bu devrimin içinde yer alarak, genç ömürlerini Rojava Devrimin zaferi için verdiler.

“Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” kampanyasının siyasi hedefi, Türkiye ve Kürdistan halklarının kurtuluşunun nerede olduğuna işaret ediyordu. “Gezi’den Kobanê’ye köprü” diye tarifledikleri birleşik devrim köprüsüydü.

Özellikle Batı kentlerinden Suruç yoluna düşen genç devrimciler, Gezi/Haziran ayaklanmasından geçmişlerdi. Ayaklanmayı, direnmeyi, Taksim Gezi Parkı’ndan İzmir’e, Ankara’ya, Eskişehir’e, Samsun’a, Antakya’ya uzanan sokak mücadelesinden öğrenmişlerdi. Gezi direnişi, Türk halkının -elbette içinde Kürt ve Ermeni halklarından da devrimciler vardı- onur ve özgürlük ayaklanmasıydı. İstanbul’dan Kobanê’ye doğru uzanan köprü, bu isyanın, Kürt gerillası öncülüğünde gelişen halklar devrimi Rojava ile buluşturulmasıydı. Aslında bu kampanyayı, devletin bu kadar büyük bir intikam saldırısının hedefi haline getiren de bu “birleşik devrimin köprüsü olma misyonu”ydu.

Bu gençleri, 20 Temmuz sabahı Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde buluşturan bir devrim düşüydü. Yola çıkmadan önce Hatice Ezgi Sadet’in, DİHA’ya yaptığı açıklamada, “Orada bir devrim var, bu bir kadın devrimi. Biz kadınların geleceği bu devrimde” sözleri, bu gerçeğin altını çok yalın bir biçimde çiziyor. Kobanê şehidi Paramaz Kızılbaş’ın “Hayal gücünün iktidarı” diye tanımladığı, devrim düşünün gerçek kılındığı yeri, yani bir devrimi görmeye gidiyorlardı.

BEKSAV, Suruç Aileleri İnisiyatifi ve SGDF’nin katkıları ile hazırladığımız “Gitmek” belgesel filmi için 33 düş yolcusuna ilişkin yaptığımız onlarca röportajın işaret ettiği nokta da buydu; bir devrime tanıklık etmek, bir devrimi savunmak, onu inşa etmek. Bu gerçek görülmeden ne SGDF’nin kampanyası anlaşılabilir ne de Saray faşizminin Suruç Katliamı’nın neden gerçekleştirdiği.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.