Almanya'da göçmenlerin rağbet ettiği mesleklerin başında taksicilik geliyor. Dışarıdan bakıldığında rahat bir iş olarak görülen taksiciliğin hiç de öyle olmadığını taksicilik yapanlarla konuştuğumuzda anlıyoruz. 

Almanya'nın Hamburg kentinde taksicilik yapan İlhami Akter ve Behzat Topal, yabancı düşmanlığından, ön yargıdan oluşan polisin yanlı tutumuna kadar yaşadıkları sorunlarını aktardı. Her iki emekçi, 'Ekmek parası' için katlanmak zorunda kaldıkları zorlukları gazetemize anlattı. 

İlhami Aktar, 2002 yılından beri bu işi meslek olarak yapan bir taksici. Karakoçan'ın (Dep) Zelxider Köyünden gelen İlhami Akter'e "Bu meslekten dolayı mı saçların döküldü" diye sorduğumda, şaka da olsa bunun haklılık payı olduğunu belirtiyor. Birçok sosyal aktivitede karşılaştığımız ve çevresinde yurtsever bir insan olarak bilinen İlhami Akter'e taksicilerin yaşadıkları sorunları soruyoruz: “Her şeyden önce taksicilerin uyku sorunları ve bunlara bağlı gelişen hastalıklar var" diyen Akter devamında şunları dile getiriyor: "Taksicilik birçok insanın işsiz kalırım korkusuyla yaptığı bir meslek. Bizim için güncel bir iş olsa da, Almanlar arasında çoğu zaman ek iş olarak yapılıyor. Almanların çoğu, emekli olduktan sonra bu işi yapmayı tercih ediyor. Dışarıdan bakıldığında çok rahat bir meslek olarak görülüyor. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Deyim yerindeyse: Çoğu zaman kelle koltukta bu işi yapıyoruz. Almanya'da yılda ortalama 10-15 taksici arkadaşımız cinayetlere kurban gidiyor.“


Yabancı düşmanlığı çok acımasız

'Tüm bu zorluklarla nasıl baş ediyorsunuz peki' diye sorduğumuzda, Akter çoğu insanın bu mesleği başka bir imkanı olmadığından dolayı yaptığını belirtiyor ve anlatıyor: "Gerek toplum içerisinde, gerekse polis nezdinde taksicilere farklı bir gözle bakılıyor diyebilirim. Çoğu zaman bizlere adeta insanlık dışı bir varlıkmışız gibi davranılıyor. Bizlerin de bu işi evimize ekmek götürelim, çoluk çocuğumuza bakalım anlayışı ile yaklaşılmıyor. Sarhoşu kafamıza şişe atar, hesabı beğenmeyen müşteri 'pis yabancılar, gereksiz insanlar' diyerek bize hakaret eder. Özellikle burada Afrika'dan gelen ve bu işi yapan insanların mağduriyeti söz konusu. Bizler bir kez aşağılanırken onlar bunu katmerli bir şekilde yaşıyorlar. Sarhoşların kendilerine muz attıklarını söylüyorlar çoğu zaman. Yaptığımız kazalarda ne kadar haklı olursak olalım polisin diğer tarafı tutuğuna tanık oluyoruz. Haklılığımızı ispatlamak istediğimizde çoğu zaman görevli memura vazife başında mukavemet ettiğimiz gerekçesiyle mahkemelik oluyoruz."


Hastalıkların kaynağı

İlhami Akter, tüm bunları anlattıkça taksicilerin işlerinin ne kadar zor olduğunu anlıyor insan.

"Müşteri beklerken uzun süre hareketsiz kalma, trafikte bekleme, müşterilerin bize kaba yaklaşımları, polisin ön yargılı tutumlarını üst üste eklenince birçok hastalığa yakalanıyoruz mesela" diyor İlhami Akter ve ekliyor: "Uykusuzluk ve psikolojik hastalıkların yanı sıra sırt ve eklem ağrıları, vücutta kaşıntı baş ağrısı, hareketsizlikten kaynaklı aşırı şişmanlama, asabiyet ve sinirlilik, asosyal kişilik, aile içinde yaşanan sorunlar… 


'Toplumun günah keçisiyiz'

"Yapılan bir araştırmada taksicilik yapan insanların yüzde 50'sinin en az bir yüksek okulu okuduğunu gösteriyor" diyen Akter devamla, "Nedense bunu ne kimse biliyor ne de kimsenin umurunda. Müşteri olarak taksiye aldığımız insanların içinde tabi ki çok iyi insanlar da var. Dertlerini bizimle paylaşan insanlar var. Ama sarhoş olan insanlar çoğu zaman hesaba itiraz ediyor. Hesabı ödedikten sonra taksilere şişe fırlatan, arkamızdan küfür eden insanlar oluyor çoğu zaman. Bir lokma ekmek kazanacağız diye çoğu zaman birçok şeyi sineye çekiyoruz" ifadesini kullandı.

Birçok taksicinin yaşadığı sorunların tercümanı olmak istediğini söyleyen Akter, "Meslek olarak adeta toplumun günah keçisiyiz. Çoğu zaman müşterilerle davalık oluyoruz. Poliste taksici haksızdır algısı var. Yine yasalara göre bir taksicinin ayda ortalama 172 saat çalışması gerekiyor. 172 saat çalışan bir taksici zor geçinir. Onun için çoğu taksici ayda 200 saatin üstünde çalışıyor. Ne gecemiz ne gündüzümüz belli. Ev içerisinde adeta aile etrafımızla yabancılık çekiyoruz. Çalışma koşularımız değişkenlik arz ettiği için uyumlu bir yaşamımız yok."


'Göçmen kökenli milletvekilleri duyarsız'

Bunca sıkıntı yaşanırken asıl suçu ve kabahatlinin kendileri olduğunu söyleyen Akter sözlerini şu şekilde noktaladı: "Biz taksiciler hiç bir zaman ciddi bir örgütlülük içinde olmadık. Parçalı duruşlar ve kimsenin bu konuda kafa yormaması bizlere bu sıkıntıları yaşatıyor. Taksi durakları sahipleri de, taksi sahipleri de bu konuda çalışanlarını düşünmüyor. Hamburg Parlamentosu çatısı altında görev yapan göçmen kökenli milletvekiller de ne yazık ki bu konuda oldukça duyarsız. Onların göstermediği duyarlılığı Sol Parti milletvekilleri gösteriyor. Özellikle gazetenizin aracılığıyla taksicilerin sorunlarını soru önergeleriyle meclise taşıyan Christiane Schneider'e buradan teşekkür etmek istiyorum."


'Can güvenliğimiz yetersiz'

Behzat Topal, İlhami Akter ile hemfikir olarak, polisin tutumunu eleştirerek, yanlı olduğunu kaydetti. Topal, şunları söyledi: "Çoğu kez haklı olmamıza rağmen tartıştığımız insanlar Alman ulusuna mensup ise polis onlardan yana bir tutum içerisine giriyor. Taksici olmamız baştan bize kaybettiriyor. Bunun yanı sıra müşterilerle sorun yaşıyoruz, çoğu zaman. Hesaba itiraz eden gece müşterileri hesabı ödedikten sonra bize küfür ediyorlar. Arabalara şişe fırlatanlar oluyor. Can güvenliğimiz yeterli değil."

Psikolojik tedaviye ihtiyaçları olduğuna dikkat çeken Topal, uykusuzluğun başlı başına sorun olduğunu, bununla birlikte birçok taksici ailesine zaman ayıramadığı için boşanmak zorunda kaldığını anlattı. Topal, "Uykusuzluğun yanı sıra uzun süre kuyruklarda ya da duraklarda beklediğimiz için zamanla çeşitli hastalıklar ortaya çıkıyor. Sırt ağrıları, eklem ağrıları, baş ağrıları, sıkıntıdan kaşınma ve benzeri hastalıklar" dedi. 




M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG