Nuray Mert ANF’ye verdiği bir röportajda, kullandığı “benzetmek gibi olmasın, bunun ardından katliam gelecek manasında söylemiyorum. 1935’te ilk raporlarda hep yol inşa edilmesinden bahsedilir, çünkü. 1935’teki gibi bir katliamı andıracak olmasından değil ama şu anda o bölgedeki, o paralelliği hatırlatmak için” ifadeleri nedeniyle Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile Milliyet gazetesinden kovuldu. Nitekim o zaman AKP Hükümeti’nin Kürdistan’da yürüttüğü askeri operasyonları BDP seçim otobüsü üzerinden çıplak gözle görebiliyordu. O zaman daha “Türkiye’nin stratejik/güvenlik önceliklerine” aymamıştı. 

Mert’in iktidarın takdirini kazanacak askeri tanımlarına dayanak gösterdiği Rusya onu yalanlamasaydı elbette her şey daha iyi olacaktı. Stratejik palavrası iş yapacaktı belki. Mert, 26 Ağustos’ta Cumhuriyet’te kaleme aldığı “Fetih değil, stratejik operasyon” başlıklı yazısında AKP Hükümeti’nin Rojava’yı işgal girişimini meşrulaştırmaya soyunuyor. Bunu yaparken uluslararası hukuku aslında bir bütün hukuku yok sayacak kadar da ileri gidiyor. Şöyle diyor:

‘Fırat Kalkanı’ operasyonu Türkiye’nin stratejik/güvenlik öncelikleri doğrultusunda, ABD ve Rusya’nın bilgisi dahilinde Cerablus’a askeri operasyon düzenlemesi olayından ibarettir.” bu kadar basit Mert için.

Gelin görün ki Mert’in yazısının yayınlandığı gün aynı gazetede “Rus generalden çarpıcı iddia: Hepsi yalan... Erdoğan ve Putin anlaşamadı” başlıklı haber şöyle devam ediyor: Jeopolitik Sorunlar Akademisi Başkanı General Leonid İvaşov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye'deki operasyonu konusunda anlaşmadıklarını, Moskova'nın buna onay vermediğini açıkladı. İvaşov, St. Petersburg'daki görüşmeler sırasında iki liderin IŞİD başta olmak üzere terör örgütlerine karşı atılacak adımları masaya yatırdıklarının altını çizdi. İvaşov, "Fakat Rusya bu operasyona onay vermedi ve veremezdi. Çünkü Rusya uluslararası kurallara ve BM kurallarına kesin şekilde uyuyor. Türkiye kendi eylemleriyle bölgedeki mevcut hukuki sisteme zarar veriyor" diye konuştu.”

Rusya’nın tepkisi böyleyken bir gün sonra 27 Ağustos’ta yine aynı gazetede “ABD'de YPG ve Türkiye açıklaması: Sınır üssü yok edildi” başlığı ile bu kez de ABD Başkanı Barack Obama’nın IŞİD’le mücadele koalisyonu özel temsilcisi Brett McGurk’un açıklamalarına yer verildi. 

McGurk’un, “koalisyonun hem Cerablus’taki Türk operasyonunu hem de YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SGG) IŞİD’le mücadelesini desteklediğini ifade ettiğinin vurgulandığı haber şöyle devam ediyor, “Aynı zamanda IŞİD’le mücadelede güvenilir ve son derece etkin bir güç olduklarını kanıtlayan SDG’yi de desteklediklerine belirten McGurk, koalisyonun IŞİD’e odaklanmayı sürdüreceğini vurgulayarak “Teröristleri Musul ve Rakka’daki karargâhlarından çıkarmak için koşulları oluşturmaya yoğunlaştık.” 

Bu haberlere bakılınca Nuray Mert’in savsata olmaktan öteye bir anlam ifade etmeyen görüşlerini neye dayanarak edindiğini sormak gerekmez mi? 

Bitmedi. Mert yazısının devamında evrensel hukukun temel meselesini hiçe sayarak, “Suriye’de at koşturmayan bölge ülkesi kalmamış ve dahası ABD öncülüğünde koalisyon güçleri bir yandan, Esad rejiminin onayı ile Rusya diğer yandan operasyon yaparken, PYD lideri Salih Müslim’in, Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesini uluslararası hukuka aykırı ilan etmesinin hiçbir karşılığı yok” diyerek toprakları işgale uğramış bir halkın direnişini boşa kürek çekmek olarak görüyor. Küçümsüyor. Laf kalabalığının içinde Müslim’e teslimiyetten başka seçeneği olmadığını söylüyor.

Ancak gelin görün ki göstermelik bile olsa işgalciler bile Mert’ten daha fazla kıymet veriyor hukuka. Zira İran da aynı gün yine aynı gazetede yer alan bir haberle Mert’i yalanladı. “İran Sessizliğini bozdu” başlıklı haber şöyle:

“İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, konuya ilişkin-TSK’nın Suriye’ye girmesi kast ediliyor-yaptığı yazılı açıklamada, askeri harekâtın Şam yönetimiyle koordineli olarak yapılması gerektiğini ifade etti. Kasımi, "Suriye topraklarındaki terörist gruplarla mücadele, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan o ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına saygı gösterilerek merkezi yönetimle koordineli şekilde yapılmalı" diye konuştu. İranlı Sözcü, "İran olarak terörizmle mücadelenin uluslararası bir yükümlülük olduğunu ve bu menfur olguya karşı bölge ülkelerinin ortak işbirliği içinde olmaları gerektiğine inanıyoruz" dedi.”


Yine Mert’in yazdığı Cumhuriyet Gazetesi’nin AKP Hükümeti’nin Rojava’ya yönelik işgal girişiminin dünya basınında nasıl karşılandığını içeren haberinin başlığı da Mert’in Salih Müslim’e yönelik küstah, saygısız üslubunun altını bir kez daha çiziyor “Dünya basını hemfikir: Türkiye’nin hedefi Kürtler.”

Dünya basını farkında Mert farkında değil Kürtler’in hedefte olduğunun. 

Elbette Mert bu kadarla yetinmemiş. Yaşanan iç savaşa bir de işgal güçlerinin varlığı eklenen Rojava halkının büyük bedeller isteyen mücadelesini hafife almak için ABD-Türkiye ittifakına sığınacak kadar pespayeleşmiş.

Bir tek “Eyyy Müslim” diye seslenmediği kalan Mert’in “PYD’nin Fırat’ın Batı’sına geçmemesi konusunda, ABD başından beri Türkiye’nin tezini dikkate alıyordu, zira Türkiye-Suriye sınırında ‘Kürt koridoru’, hele hele PYD koridoru bölgesel dengeler açısından hiç kimsenin kolayca onaylayamayacağı radikal bir statüko değişimi demekti. PYD, Batılı müttefiklerinin böyle bir gelişmeye göz yumacağını sandıysa, yanlış hesap yapmıştı, olay bundan ibaret” sözleri ancak iktidarın gözüne girme peşindeki aydının zavallılığı olarak izah edilebilir. 

Dünyanın dört bir tarafından binlerce devrimcinin canını ortaya koyduğu bir mücadelenin veçhesinin “neden ibaret” olduğunu oturduğu yerden ortaya koymuş. Belli ki tüm bu mücadelenin de beyhude olduğuna kani olmuş. Zira Mert “Türkiye’nin stratejik/güvenlik öncelikleri” olduğunu biliyor artık.

Hepsini bir şekilde anlamaya çalışalım tamam da Mert’in Kürt siyasal hareketine ders vermeye meyyal bir üslupla başlayıp AKP’ye yakınlaşma arzusundan mıdır bilinmez uluslararası siyaseti “keşkeci” kaderciliği ile izaha çabaladığı “boş” bomboş bölümü anlayan beri gelsin.

“Barışcı ve demokratik çözümden yana olan bizler, Türkiye’de iktidara, “önceliği Türkiye’de Kürt meselesinin halline verin, Kürtlerin bölgesel kazanımlarına karşı stratejilere öncelik vermek böylesi bir çözümü zorlaştırıyor” derken Kürt siyasetinin önceliği bölgesel kazanımlar olan bir strateji üretmesini sonuna kadar mazur görmek tam bir tutarsızlık olur. Türkiye’nin Kürtlerin bölgesel kazanımlarını tehdit öncelikli tehdit olarak algılaması da, Kürt siyasetinin bölgesel kazanımları öncelik olarak görmesi de, Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünün bölgesel denkleme endekslemesi sonucunu verdi, bunu görmek lazım. İç ve dış siyaset hele hele Kürt meselesinde fazlasıyla bağlantılı, ancak dış (bölgesel) siyasetin toptan iç siyaseti belirlemesi çıkar yol değil idi, şimdi ne desek boş. Keşke, Kürt meselesinde iç ve dış siyaset ilişkisi, Türkiye ve Kürtlerin kazanımlarının örtüşmesi şeklinde bir seyir izleseydi, ancak her iki taraf açısından da bu yönde siyaset üretilemedi, bundan sonra ne olacak belli değil.”

Gerçi hakkını yemeyelim köylü kurnazlığı ile AKP tabanına da “fetih rüyaları görmeyin” diyor Mert ama operasyonun gerekliliğinin altını çizmek için kullanıyor bunu. Bir de Kürtlere “ama AKP tabanını da eleştiriyorum” sübabını da yedeğinde tutuyor. Oysa Nuray Mert hiç bir bilgisi olmayan bir meselede iktidar politikalarını meşrulaştırmaya çalıştığı için gerçekten söyledikleri boş.