Tarihe not düşülen yüzyılın en büyük kitlesel cinayetleri Nazi Almayası tarafından yapıldığında, mütefikler geç haberdar olduklarını söylemişlerdi. Kendilerinin de inanmadığı bu söylemlere başkalarını da inandıramadılar. Çünkü onlar suç ortaklarıydılar, kurtarıcı gibi ortaya çıksalar da, sonradan anlaşıldı ki bu kurgunun bizzat içindeydiler. Toplu ya da bireysel katliamlar yeniden araştırılmaya, paylaşılmaya başladığında anlaşıldı, gerçekler ortaya çıktı bir bir. Meğer yeni dünya düzeni bu tür kirlilikler ve acılar üzerine kurulmuş.
Anadolu’da da sürekli övündükleri cumhuriyet Nazi’lerin yaptıklarından farksız değildi içerdekiler de dışırdakiler de öylece izlediler, izliyorlar. Çok günah işlendi, halklar çok acılar çekti, çok etnik temizlikler yapıldı. Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun olarak inkar- imha politikaları aralıksız sürdü, sürüyor. Anadolu toprakları kendi vatandaşlarının kanları ile yıkandı. Oysa evrensel kurallara göre kan akıtmak insanlık dışıdır. Ancak meşru müdafaa olursa savunma amaçlı olursa anlamlı olur. Bu devlet kendi yurttaşlarının Trabzon, Of, Sürmene’de, dillerini yasakladı, milli giysilerini çıkartı, köylerini boşaltı, Kürdistan’da beşbin köyün boşaltıldığı gibi. Onyedibin beşyüz insanı faili belli-belirsizlikle yok etti, Sivas’ta, Maraş’ta kanla, yine yeniden Sivas’ta yakarak, boğdu…
Bunlarla yetinmedi, yetinmiyor, zavallı halkı birbirine kırdırmanın yollarını arıyor hep. Bunu beceremezse, onlarca insanı, siyasetçiyi, çocuk demeden, kadın demeden hapishanelere dolduruyor, ölüm sessizliğine gömerek susturmaya çalışıyor. Bu insanları savunmaya çalışan bir avuç insanı da, sadece kendilerinin inandıkları yalanlarla linç ettirmeye, çabalıyor. İşten attırıyor, gazeteleri kapatma tehdidi ile satın alıyor. Dediğim dedik naraları ile halktan bütün gerçekleri gizliyor. Şemdinli’de halkın günahsız çocuklarını öldürüyor, sonra ailelerini parayla satın almaya kalkıyor, yetmiyor açıklama yapılıyor, “ölmeselerdi kaçakçı olacaklardı.” Karşılığı öldürdük, öldürülmeselerdi yine öldürecektik ya da tutuklayacaktık oluyor.
Tayyip Erdoğan bir anlamda cinnet geçiriyor. Nedeni gayet açık. İktidar ve otorite olmak kaybetme korkusu ile geliyor. Sahip olunan güç sonsuza kadar sürmeli, yitirilmemeli mantığı… Yalanları açığa çıktıkça, iktidarını kaybetme korkusu pekiştikçe, büyük ya da küçük demokrasi güçlerini tehlikeli, düşman olarak görüyor. O nedenle tehlike yaratma önceliklerine göre de  bertaraf etme, yöntemleri geliştiriyor.
Kürtlerle oturup onlarla kalkıyor. Kendi Kürtlerini yaratma uğraşı verdikçe yeniliyor. PKK ile Kürtleri birbirinden ayırmaya çalıştıkça onlar bütünleşiyor. Tayyip de çıldırıyor. Korkulu rüyaları, dört bir yanda Kürtlerin birliğinin gerçekleşmesi. Daha önce dememişler miydi “Biz Arjantin’de bir Kürt devleti kurulsa ona da karşı çıkarız.” Onların karşı çıkması fayda etmedi  etmiyor. Ne yapsın Erdoğan çıldırmasın da.
Erdoğan demokrasi istemiyor, dememiş miydi; ”Bize göre demokrasi hiçbir zaman amaç olamaz,” demokrasi onlar için araçtır. O aracı kullanarak imparator olmaktı, gerçekleşmeyince  deliriyor, kimyası bozuldu. Bütün tavırları, yalanları, halktan gizlediği gerçekler, konuşmaları sağlıklı bir insana bir politikacıya benziyor mu? Benzediği şey, olsa olsa ilkel bir intikamcının halleri ya da çıldırmış bir insan tavırları. Yazık! Diğer meslektaşları gibi intikam yeminleri boşa gidecek, tarihe intikamcı ve yalancı olarak gömülecek…