- HDP’nin eski Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, Emek ve Özgürlük İttifakı'nın alternatif olduğunu belirterek, "Altılı Masa, Kürt meselesinde zihniyet ve yöntem düzeyinde AKP-MHP’den kopmadığı, onun gerçekten muhalifi olmadığı müddetçe çözümsüzlükten başka bir şey üretmez" dedi.
Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 4 Kasım 2016 tarihinden bu yana rehin tutulan HDP eski Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, tutukluluk süreci, cezaevlerinin durumu, partisi hakkındaki kapatma davası ile gündemdeki gelişmelere dair Mezopotamya Ajansı’ndan Mehmet Aslan’ın sorularını yanıtladı.
Cezaevlerinden 55 cenaze çıktı
Cezaevlerinde tarihin en kötü dönemin yaşandığını belirten Yüksekdağ, cezaevlerinde yaşananların iktidarın yönetim biçimi haline dönüştüğünü söyledi. Yüksekdağ, ilk başlarda muhaliflere dönük baskıların şu an tüm kesimlere uygulanmaya başladığını belirterek, “Cezaevleri, asgari demokratik yönetim meşrutiyetini yitirmiş iktidarın tutunduğu son dal. Bu nedenle peşpeşe cezaevi açıyor. Ellerindeki bütün zor araçlarını kullanarak buralardaki baskıyı, kuşatmayı yoğunlaştırıyorlar. Hapishaneler aynı zamanda rejim tarafından adı konulmamış ölüm cezalarının da infaz edildiği yerlere dönüştü. Son bir yılda çıkan 55 cenazenin başka açıklaması olamaz” dedi.
Siyasi ve hasta tutukluların cezaevinde tutulduğunu ancak kadın ve çocuklara karşı suç işleyenler ile katillerin serbest bırakıldığını söyleyen Yüksekdağ, “Siyasi tutsakların ise infazları yakıldı. Tek başına bu uygulama bile ne kadar büyük bir nefret suçunun işlendiğini, ayrımcılığın ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Söylediği sözler, attığı tweetler, meşru siyasi faaliyeti ya da sırf siyasi iktidar ‘terörist’ dedi diye fazladan hapis yatan birilerine karşılık, yüz kızartıcı suçlar işleyen, kadınları ölümün eşiğine getiren saldırganları neredeyse yatmadan tahliye ediliyor” diye kaydetti.
Aysel Tuğluk işkenceye maruz kaldı
Yüksekdağ, aynı cezaevinde tutulduğu hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un durumuna işaret ederek, Tuğluk’un en az bir yıl önce tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.
Tuğluk’un sağlık durumunun kötüye gittiğini de aktaran Yüksekdağ, “Adlı Tıp süreci oldukça ağır geçti, kötü muameleye maruz kaldı. Geçen aylarda ATK, devlet hastanesi ve tıp fakültesi teşhis raporlarını hiçe sayarak, sırf içerde tutmak, eziyet etmek için yalan rapor düzenledi. Bütün bunların sonucunda hastalık sıçradı. Gittikçe çoğalan semptomlar nedeniyle yapılan son nöroloji test ve muayenelerde ise bu ilerleme raporlandı. Kullandığı demans ilacı yetmediğinden ikinci ilacı kullanmaya başladı. Bu nedenle 16 Eylül’de bu durumda yeniden ATK’ye gitti. Tahliye edilmesinden başka bir tıbbı ve insani seçenek yok” diye belirtti.
İmralı kapısının kilidi açılmalı
Yüksekdağ, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ağır tecrit koşulları altında tutulduğu İmralı Cezaevi’nin kapısının kilitli olmasının çözüm ihtimalini bitirdiğini belirterek, “O kapının kilidi açılmadıkça, Türkiye’nin geleceği de kilitli demektir. Zira ezilen haklar, emekçiler, kadınlar, gençler, AKP iktidarının son 6-7 yılında hiçbir zaman olmadığı kadar yarınını göremedi. Faşist despotizm altında adeta sürüklendi. Çözüm sürecinin AKP-MHP ve Erdoğan tarafından sona erdirilmesiyle darbe, OHAL, açık faşizm uygulamalarının tırmanışı birbirine paraleldir” şeklinde konuştu.
‘Çözüm Süreci’nin’ Öcalan muhataplığında geliştiğini ve yıllar boyunca kan akmadığını anımsatan Yüksekdağ, şunları söyledi:“Barış ve çözüm sesinin kısıldığı her gün toplumla birlikte AKP-Saray iktidarı da kaybetti. Kendilerinin kurdukları soygun ve adaletsizlik düzenin köşe taşlarını günü birlik korumayı kazanım saydılar. Ama bugün neredeyse 2002 öncesine varmış bir dibe vuruş süreci yaşıyorlar. Tabi çözümsüzlükte ve İmralı tecridinde ısrarın asıl büyük faturasını emekçiler, yoksul ve ezilen halklar ödüyor. Çok büyük ve ağır siyasi ve ekonomik fatura bu. Adanın kapısını sürgülemeye, yerel ve bölgesel kritik sorunların çözümünde asıl muhatabın sesini hapsetmeye devam ettikleri sürece mevcut ekonomik, siyasi kriz derinleşir.’’
‘Savaş sözleşmesi’
Sürecin sona erdirilmesinin ardından operasyonların başladığı ve AKP-MHP’nin “Savaş Sözleşmesi” imzaladığını söyleyen Yüksekdağ, şöyle devam etti: “Savaş ve onun yarattığı krizden olağanüstü hal yönetiminden beslenerek bugüne geldiler. Toplum ve muhalefeti ‘beka ve terörle mücadele’ sopasıyla kontrol edip hizaya çektiler. Hala da kendileri için konfor, yıkım alanına dönüşmüş savaş çizgisini sürdürmekte ısrarlılar. Uzun süredir Federe Kürdistan Bölgesi ve Rojava’da gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlar, bu savaş çizgisini bölgesel bir sorun haline getirdi. Türkiye’nin Kürtlerle sonu olmayan bir savaşa tutuşması emperyal güçlerin de işine geldiğinden son Kuzey Suriye askeri hareketi dışında bütün saldırılara onay verdiler, ön açtılar. Bir taraftan da iktidarın Irak ve Suriye operasyonlarında kullandığı silahlar, yöntemler ve savaş suçlarını tehdit olarak ellerinde tutuyor, yer yer kullanıyorlar. AKP-Saray ve MHP ittifakı savaş çizgisini içte otorite sağlama, dışta yayılmaya hizmet eden karlı bir iş olarak gördü.’’
Sadece seçim ittifaklı olmamalı
HDP öncülüğünde kurulan Emek ve Özgürlük İttifakı’nın alternatif yarattığını vurgulayan Yüksedağ, ittifakın tarihsel önem taşıdığını kaydetti. İttifakın salt seçim endeksli olmaması gerektiğini belirten Yüksekdağ, şunları söyledi:
’’İttifak, kapsayıcı bir deklarasyonla kuruldu. Bundan sonra esas olan bu deklarasyonun ruhunun ve içeriğinin can bulması, çekim gücü üretmesidir. Toplum, Cumhur ve Millet ittifaklarından farkını, yaşamın, eylemin ve politik programın içinden görecektir. Özellikle kadın ve gençlik taleplerine, örgütlü iradesine dayanma pratiği ayırt edici özelliği olacaktır. Bileşenlerinin sokak ve fiili meşru mücadelenin direkt içinde oluşu, düzen siyasetine dayatılan kalıpları kırmak bakımından kıymetlidir.”
Türkiye’nin “değişim sancısı” çektiğini ve ittifakın da böyle bir süreçte kurulduğuna dikkati çeken Yüksekdağ, “Emek ve özgürlük diyenlerin, barış, adalet ve demokrasi talep edenlerin, faşizmi yenme önceliğinde ortaklaşanların aynı çatı altında buluşmaları da gerekiyor. Türkiye gerçekliğinde bu başarılmadan kimseye huzur, varlık hakkı yok. Emek ve Özgürlük İttifakı ile bugünü ve tarihin yönünü değiştirecek bir başarıyla damga vurabiliriz. İttifakın bağımsız varlığına ve öz gücüne dayanmak, güvenmek dinamik politika yapmaktır” diye konuştu.
Üçüncü Yol vurgusu
Türkiye’de hala geleneksel kodlarla hareket edildiğini dile getiren Yüksekdağ, şöyle devam etti:
“Millet İttifakı, tek adam sultası, sisteminin antidemokratik yapısına karşı çıksa da temsili parlamenter demokrasi formunun ötesine geçemiyor. AKP ve Cumhur İttifakı ise beterin beterine yürüyor. Demokratik Türkiye ancak bu döngünün dışında ortaya çıkabilir. Kadın özgürlükçü, emek yanlısı, halk demokrasisi gelişerek yönetim gücüne dönüştüğünde bu hedef gerçek olabilir. Emek ve Özgürlük İttifakı, Türkiye ve Kürdistan tarihi boyunca ödediği bedeller, taşıdığı birikim, gittikçe genişleme dinamiği taşıyan kitle tabanıyla bu halk demokrasisine yürünecek asli yoldur. Tutarlı, bütün farklılıkları kucaklayan, paralı ve kudretli azınlığın elindeki demokrasi esasına da kılıcına da boğun eğmeyen üçüncü yoldur bu. Demokratik Türkiye, aynı hedefe ulaşmak için birbirine yoldaşlık edenlerin eseri olacaktır.“
Başarılı olamazlar
Kürt sorununa dair çözüm perspektifi sunmayan hiçbir siyasetin başarı sağlayamayacağını vurgulayan Yüksekdağ, son olarak şunları söyledi: “Bu gerçekliği ezerek, dışlayarak, imha ile yaklaşanların başarı seviyesi ortada. İmha, reddiye ve çözümsüzlük çizgisinde mevcut iktidarın yaptıklarından fazla bir şey yapamazlar. Bu konuda zirveyi AKP-MHP ittifakı tutuyor zaten. Onların yaptıklarından farklı ne yapacaklar asıl soru ve mesel bu. Altılı Masa hala konuya dair cevap üretmiş değil. Ama Türkiye jeopolitiği böyle kritik bir soru ve soruna cevapsız kalmayı taşımaz. Demokratik yollardan çözüm üretme, en azından alan açma tavrı geliştirmedikleri sürece Cumhur İttifakı’ndan farkları kalmayacağını görmeleri gerekir. Altılı Masa, Kürt meselesinde zihniyet ve yöntem düzeyinde AKP-MHP’den kopmadığı, onun gerçekten muhalifi olmadığı müddetçe çözümsüzlükten başka bir şey üretmez. İSTANBUL