
'Uzun süre görüştürülmedik'
Vekalet alıp Öcalan ile görüşmek için birçok yolu denediklerini belirten Kaplan, fakat bunun sürekli olarak engellenmeye çalışıldığını söyledi. Öcalan'ın avukatlarıyla görüşme talebinin reddedildiğini anlatan Kaplan, şöyle konuştu: "İmralı'ya gitmek istiyordum. Bir Kriz Merkezi faksı var irtibat için. Herhangi bir yetkili karşımıza çıkmıyor. Genelkurmay Başkanlığı, Adalet Bakanlığı ve Ankara DGM Başsavcılığı, İstanbul Barosu üzerinden yaptığım başvurulara, aynı kanaldan 'böylesi bir talebin olmadığını' yazılı olarak cevaplıyor, görüşme talebimizi reddediyordu. AİHM'e başvuruyorum, hükümetten bilgi istiyorlar. O zamana kadar Mudanya Başsavcılığı ve Noteri 'bilgimiz yok' diyordu. Daha sonra dava açıldığında Sayın Öcalan'ın 4 Mart ve 13 Mart tarihlerinde beni, 21 Mart 1999 tarihlerinde ise ben ve avukat Ercan Kanar'ı istediğini görüyoruz. Sayın Öcalan'ın son dilekçesinde ise 'tarafsız demokrat avukat talebim neden engelleniyor' diye yazılıydı."
Asrın Davası başlıyor
Henüz yargılamanın başlangıcında yaşanan engeller, Öcalan'ın savunma haklarına yapılan saldırıların akla Yassıada yargılamalarını getirdiğini ifade eden Kaplan, en başından özel bir dava ile karşı karşıya olduklarının farkında olduklarını belirtti. Kaplan, "İlk aklıma gelen Yassıada yargılamaları oldu. İncelediğimde özel bir infaz rejimi ve dava ile karşı karşıya olduğumuzu gördüm. Yetkili DGM Ankara'da, duruşma salonu Bursa İmralı Adası'nda inşa ediliyordu. Görüşler bile aynı gün Çarşamba ve bir saatti. İşimizin kolay olmadığını Asrın Davası'nda olduğumuzun farkındaydık. Tehditler nedeniyle birçok avukat uzak duruyordu" diye anlattı.
İlk görüşme 26 Mart
Kürt Halk Önderi Öcalan ile ilk görüşmeyi 26 Mart 1999 tarihinde ancak gerçekleştirebildiklerini belirten Kaplan, bu görüş öncesinde de engellenmeye çalışıldıklarını ve direnmeleri sonucu İmralı 2 Kosteri ile Öcalan'ı görmek üzere İmralı'ya gittiklerini söyledi. Kaplan, o görüşme öncesini atmosferi şöyle anlattı: "Polisler önümüzü kesiyor, kosterin gittiğini, görüşemeyeceğimizi, güvenlik nedeniyle geri dönmemizi istiyorlar. İtiraz ediyoruz. Mudanya Başsavcılığı'na gideceğimizi, başvurularımız olacağını söyleyerek, direniyoruz. Sonunda İmralı 2 Kosteri ile adaya gidiyoruz. İrtibat bürosunda korkunç bir arama var. Dosyalar dahil her şey alınıyor, matbu özel taahhütnameler imzalatılıyor. Amaç adada ki durumla ilgili açıklama olursa askeri mahkemelerde avukatları yargılamak istiyorlar, itiraz ediyorum 'savunma hakkının kısıtlanmasıdır' diyerek şerh düşüyorum, imzadan imtina ediyorum, bir örneğini Baro'ya vermek üzere alıyorum. Mudanya sahili canlı yayın araçları ile dolu, gösteriler, açıklamalar, tehditler, saldırılar sürüyor. Diğer yandan Türkiye ve dünyada görülmemiş protestolar, çatışmalar, kendini yakanlar, olağanüstü bir gerilim yaşanıyordu."
Özel infaz rejimi
Cezaevi'nde 2'inci müdür tarafından karşılandıklarını üstlerindeki kalem dahil her şeyi bıraktıklarını, dava evraklarının dahi görüşmeye sokulmadığını belirten Kaplan, dikkatlerini ilk çeken şeyin ise infaz koruma memurlarının normal memurlar değil sivil özel tim elemanlarından oluşması olduğunu söyledi. Müdürün kendilerini "Tokalaşmak, temas yasak, masada kalem dahi bulunmayacak" diye uyardığını belirten Kaplan müdürün ayrıca kendilerine "Burada özel bir infaz rejimi uygulanıyor" itirafında bulunduğunu söyledi.
Kürt Halk Önderi Öcalan ile kapıları açık bir odada görüştüklerini kaydeden Kaplan, başlarında görevli memurların bulunduğunu ve kayıt cihazlarının da görüşmeyi kaydetmek üzere açık tutulduğunu söyledi. Kaplan, Öcalan'ın kendisine, "AİHM için özel yetkili vekâletname verdim, AİHM sürecini siz takip edersiniz" dediğini ve ardından avukat Ercan Kanar ve avukat Mükrime Tepe'ye kısa bir bilgilendirme yaptığını belirtti.
Öcalan'dan ilk açıklama
Öcalan'ın kendilerine "Bugün tarihi bir açıklama yapacağım" dediğini belirten Kaplan, İmralı'dan yapılan ilk açıklamayı şöyle özetledi: "Sayın Öcalan 'Buraya derin bir komplo ile getirildim. Bunu aydınlatmak tarihidir. Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmeyi de planladılar' dedi. Demokratik Cumhuriyet tezini açıklayarak bunun önemi üzerinde durdu. 'Bütün Kürtlerin dostluğunu kazanan bir Türkiye güçlenecektir' dedi."
Kaplan, Öcalan'ın savunmasının özüne ilişkin, "Kürt-Türk ilişkileri, Demokratik Cumhuriyet, özgür birliktelik, barış ve kardeşlik üzerine kurabiliriz. Bu savunma Türkiye'yi de düzeltir" dediğini aktardı. Öcalan'ın sağlık durumu ve ihtiyaçlarına ilişkin ise, "Fiziki, psikolojik olarak iyiyim, politik sorunum var. Çünkü gazete, dergi, radyo bana ulaşmıyor, bunlar sağlığım için hayati gereklidir, yaşamsaldır. Bir günüm 6 aya bedel" dediğini söyledi.
Komploya dair gizli protokol
Öcalan'ın görüşmelerinde komplo sürecinde NATO, Gladio ve dış istihbaratın rolü üzerinde durduğunu kaydeden Kaplan, en çok tartışılan konularından birisinin "protokol" olduğunu vurguladı. Kaplan, dönemin Başbakan'ı Ecevit'in bile bu "protokole" ilişkin "ben bilmiyorum" dediğini söyledi. Kaplan, "Bu güne kadar hala kimse imzalanan bu resmi protokolü bilmiyor" dedi.
Tarihi adımlarla boşa çıkardı
Savunmaya dönük saldırıların dava süresi boyunca fiili ve hukuki olarak devam ettiğini belirten Kaplan, göstermelik bir yargılama sonucu Şeyh Sait'e idam kararının verildiği 29 Haziran günü mahkemenin Öcalan hakkında malum kararı açıklandığını belirtti.
Öcalan'ın "komployu" tarihi adımlarla boşa çıkarttığını vurgulayan Kaplan, Kürt sorununun çözümünde adım atmayan hükümetlerin hezimete uğradığını söyledi. Devam eden çözüm sürecine işaret eden Kaplan, "Açlık grevleri ve son görüşmeler, Newroz tarihi çağrısı, bugün yaşanan çatışmasızlık, İmralı görüşmeleri, tarihi demokratik cumhuriyet tezinin hayata geçtiğinin de önemli mesafeler kat edildiğinin de göstergeleridir" dedi.
Komplo sürecinin Öcalan'ın görüşleri doğrultusunda boşa çıkarıldığını ortaya koyduğu tezlerle, Kürt demokratik siyasetinin gelişerek Türkiye demokrasi güçleri ile buluştuğunu kaydeden Hasip Kaplan, ekledi: "Çatışmaların durması, çözüm ve barış süreci için yeni anayasa ve demokratikleşme çalışmaları ise sürüyor."
ÇAÐDAŞ KAPLAN/DİHA/İSTANBUL