Tokmak: Bize insanca olmayan koşullar dayatılıyor

4 Ocak 2022 Salı - 17:30

Fatma Tokmak ve oğlu Azad Tokmak

Fatma Tokmak ve oğlu Azad Tokmak

  • Ağır hasta tutsak Fatma Tokmak, cezaevlerinde  ağır hak ihlallerinin yaşandığını ve can güvenliklerinin bulunmadığını yazdı. Tokmak,  “Bize insanca olmayan koşullar dayatılıyor” diyerek, tutsakların sesine ses olması çağrısında bulundu.

MARTA SÖMEK / JINNEWS-İSTANBUL

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2020 yılında yayınladığı “Hapishaneler Raporu” verilerine göre, Türkiye ve bölge cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta tutsak bulunuyor. Cezaevlerindeki tecrit, işkence ve şiddet politikaları ile beraber hak ihlalleri de koronavirüs (Covid-19) salgını ile her geçen gün artış gösteriyor. Birçok cezaevindeki tutsak, cezaevi idareleri tarafından tehdit edildiklerini belirterek, can güvenliklerinin olmadığını kamuoyuyla paylaşıyor.

İHD’nin ağır hasta tutsaklar listesinde yer alan Bakırköy Kapalı Kadın Kapalı Cezaevi'nde tutulan Fatma Tokmak da bu hasta tutsaklardan biri. Ağır kalp hastası olan Tokmak, Jinnews’e bir mesaj göndererek herkesin cezaevlerindeki tutsakların sesine ses olması çağrısında bulundu.

Her türlü işkenceyi gördü

1996 yılının Aralık ayında iki buçuk yaşındaki oğlu Azad’la birlikte Kocaeli'de gözaltına alınan Fatma Tokmak, 20 gün boyunca gözaltında kaldı. Azad’ın elinde ve sırtında sigara söndürülürken, elektrik ile de işkence uygulandı. Fatma ise cinsel işkenceye, elektrik, askı, “kaba dayak” ve tüm işkence yöntemlerine maruz kaldı. Fatma ile oğlu Azad’a uygulanan işkence Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’ne kadar taşındı. Tutuklanma ardından Fatma ve oğluna dönük bu kez psikolojik işkence uygulandı. Azad çocuk esirgeme kurumuna verildi.

Türkçe bir ifadeye parmak bastırılarak tutuklandı

Bir buçuk ay boyunca hukuksal girişimlerde bulunan Fatma’nın avukatı İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Eren Keskin, geri almak için çocuk esirgeme kurumuna gittiğinde Azad’ın hiç konuşmadığını, büyük bir travma yaşadığına tanıklık etti. Uzun uğraşlar ardından Azad, Gebze Cezaevi’nde tutulan annesinin yanına verildi. Hiç Türkçe bilmeyen Fatma’ya Türkçe ifadeye parmak bastırıldı. Bu duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Eren Kesin, “Aslında neyle suçlandığını bile bilmiyordu ve kesinlikle bir suçu olduğuna en başından beri inanmadım ama maalesef o tarihlerde yürürlükte olan 125’inci maddeyle yargılandı, Türkiye topraklarının bir bölümünü ayırmaya teşebbüsten, ‘PKK örgüt üyesi’ olduğu iddiasıyla yargılandı” dedi.

Tahliye edilip yeniden tutuklandı

10 yıl cezaevinde kalan Fatma, kalbinden ağır hastalandı. Bu süreçte Adli Tıp Kurumu (ATK) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Fatma’ya hasta tutsak olduğuna dair rapor verdi. Daha sonra da ATK’den ağır hasta olduğuna dair rapor verilmesinin ardından Fatma, 2005 yılında tahliye edildi. 2006 yılında ise davaları biten ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Fatma, suç işlemediğinden emin olduğu için Yargıtay’ın cezayı bozacağını düşünse de karar onanarak 2010 yılında kesinleşti ve Fatma tekrar tutuklandı. Bakırköy Hastanesi’nden 17 Temmuz 2017’de alınan sağlık raporunda ise, “Cezaevinde kalabilir, hayatını tek başına idame ettirebilir” denildi.

Doktorlar, Jandarmadan daha kötü

Yıllardır ağır hastalıklarına rağmen cezaevinde tecrit koşullarında tutulan Fatma, son süreçte yaşadıklarını ajansımıza gönderdiği mesajda anlattı. Fatma’nın mesajında, tedavi hakkına erişemediği ve mektuplarının çoğu zaman gönderilmemesinden şikayetçi olduğu yer aldı. Bakırköy Cezaevi’nde üç kişilik odada tutulan Fatma’nın, her ay hastaneye tedavi olmaya gitmesi gerekiyor fakat hastane dönüşünde “hücre” olarak tanımladığı 14 gün karantina dayatıldığı ve orada da hastalıklarından ötürü yalnız kalmak istemediği için sağlık hakkına erişemiyor. Fatma yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı: “Bize insanca olmayan koşullar dayatılıyor o yüzden hastaneye gitmiyorum ve benim gibi olan birçok insan var. Diğer cezaevlerinde mektuplaştığımız arkadaşlardan da aynı şeyleri duyuyoruz. Burada kalan kadınlar da aynı şeyi söylüyor. Hastaneye götürüldüğümüzde doktorlar artık neredeyse jandarmadan daha kötü davranıyorlar. Kelepçelerimiz açılmıyor, jandarmalar odalardan çıkarılmadan ve rencide edilerek muayene ediliyoruz. O yüzden kimse gitmek istemiyor.”

Başıma bir şey gelmesinden korkuyorum

Tutulduğu cezaevinde acil butonunun çalışmadığını söyleyen Fatma, sık sık baygınlık geçiriyor, kapalı alanda kalamıyor ve bu nedenle de pandeminin başından beridir hastaneye gitmek istemiyor. Fatma mevcut sağlık durumunu şöyle aktardı: “Ben tek başıma hastaneye gitmek istemiyorum, orası benim için daha kötü, başıma bir şey gelmesinden korkuyorum. İki yıldır tedavi edilmiyorum, tedavi olmam gerekiyor. Sağlığım nereye doğru gidiyor hiç bilmiyorum. Vücudum tamamen mosmor, damarlarım şiş. Açık görüşler de başladı. Ailemizle de yüz yüze görüşüyoruz ondan sonra koğuşlarımıza dönüyoruz ama hastaneye gidiş gelişlerde hala hücre dayatması var. Ben bunu kabul edemem, endişeliyim, böyle olduğu sürece de gitmeyeceğim.”

Cezaevi, hastaneye arkadaşlarıyla gitmesine izin vermiyor

Kan değişimleri yapılsa da iki yıldır bir kardiyologla hiçbir görüşme yaptırılmayan Fatma, hastaneye gitse bile karantinanın 14 gün ile sınırlı kalmayacağını, sürekli bir hücre cezasına dönüşmüş olacağını ve yine sürekli tek başına kalacağını dile getirdi. Karantina koşullarının ise küçücük, hijyenden uzak bir yer olduğunu aktaran Fatma, kendisiyle beraber gönüllü olarak hastaneye gidip karantinada kalmayı kabul eden arkadaşlarına da cezaevi yönetiminin izin vermediğini paylaştı. Hastalıklarının giderek arttığını ifade eden Fatma, psikolojik anlamda da son bir ayda cezaevlerinde 7 kişinin yaşamını yitirmesi nedeniyle çok endişeli olduklarının bilgisini verdi.

Kaygılıyız

Fatma  şöyle devam etti: “Cezaevlerinde yeni bir şey deneniyor. Gardiyanlar sürekli değişiyor. Artık neredeyse gardiyanlarla hiç diyalog kuramıyoruz, tamamen kötü davranıyorlar bize. Ölenler için çok endişeliyim, hastalıktan mı öldüler, gerçekten intihar mı, öldürüldüler mi, biz hiçbir şey bilmiyoruz. Bilgiye erişim anlamında da ciddi sorunlarımız var. Televizyondan sınırlı sayıda kanala erişime izin veriliyor, çok gazete de girmiyor cezaevine. Diğer koğuş arkadaşları da her hastaneye gidişlerinde doktorların kötü davranışları nedeniyle hastaneye gitmek istemiyor. Tedavi edilirlerken çift kelepçeler açılmıyor. Ben 1996’da cezaevindeyken sağlığa çok daha rahat erişebiliyordum ama şu an ‘pandemi’ adı altında hücre dayatması ve kelepçeli muayeneyi kabul etmediğimiz için 90’lı yıllardan bile sağlığa erişim anlamında çok daha zorlanıyoruz. Cezaevi geçmişi olanların çok daha kötüye gittiğini görebiliyoruz, kaygılıyız.”

Bizim için bir mektubun gelmesi çok değerli

Cezaevindeki tutsakların unutulduğunu ve yeterli sesin çıkarılmadığı eleştirisinde bulunan Fatma, “Bizim için bir mektubun gelmesi çok değerli. Yıllardır ailesi ile görüşmeyen tutsaklarla görüşüyoruz. Sevkler ve başka nedenlerle ailelerinden uzak kalmaları ve maddi imkansızlıklar nedeniyle çocuklarıyla görüşmeyen bir sürü insan var. En azından tutsakların yakınlarıyla görüşmesi için kurumların da bir adım atması gerek” çağrısında bulundu. Fatma, mektuplaştığı müebbet hapis cezası alan iki tutsaktan birinin 5 yıl, diğerinin de 6 yıldır hiç kimseyle görüşemediğini, bir yandan da devletin tutsakları uzak kentlere sürdüğünü paylaştı. Fatma bu nedenle de sivil toplum örgütlerine, kamuoyu ve tüm çevrelerin yılda bir kere bile olsa ailelerin tutsaklarla görüşebilmesi konusunda harekete geçmelerini vurguladı.

Kürt halkına çağrı

F Tipi hücrelerde kalan arkadaşları için de çok endişeli olduklarına dikkat çeken Fatma, bunun için de sivil toplum örgütü ve halkın daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Fatma, “Kürt halkı ve kendine vicdanlı diyen herkesin hücrelere karşı ses çıkarmasını ve insan haklarına uygun bir şekilde ceza infaz sisteminin uygulanması için çaba sarf etmesini talep ediyorum” çağrısını yaptı.

İki kişilik hücre talepleri de reddedildi

Avukatları Jiyan Tosun, Jiyan Kaya ve Eren Keskin, aylarca Fatma’nın tedavi evraklarını ve sağlık dosyasını alıp dışarıdan bir kardiyologa göstermek için girişimlerde bulunsa da evrakları verilmeyerek sadece Fatma’nın alabileceği söylendi. Fatma evraklarını talep ettiğinde de verilmedi. Buna ilişkin de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) sağlık başvurusunun verilmemesine dair başvuru yapıldı. Yine Fatma’nın avukatları 2020 Aralık ayında hastaneye gidebilmesi ve “can güvenliği olmaması nedeniyle” iki kişilik hücrede kalabilmesi için tedbir talep etti. Fakat avukatların bu talebi de reddedildi. Bir yılın ardından raporlarını alan Fatma’nın durumu Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri tarafından Meclis’e de taşındı. Soru önergelerine bakanlığın verdiği yanıtta ise “Hastaneye gidiyor, devlet üzerine düşeni yapıyor” iddiasında bulunuldu.

Tüm başvurular reddedildi

Fatma’nın avukatları infaz koşullarının iyileştirilmesi, sağlığa erişim hakkından faydalanabilmesi ve tedavisinin sağlanabilmesi için AYM’ye talepte bulunsalar da diğer talepleri gibi bu talebi de reddedildi. Fatma ayrıca ATK’den yeniden rapor almak için de başvuru yapamadı. Fatma, ATK’ye gitmesi için de yine 14 gün “hücre” dayatması yapılacağından ötürü gidemiyor. Öte yandan 2020 yılında avukatlarınca salgın hastalıktan ötürü tahliyesi talep edildi. Fakat bu da reddedildi. Yeniden “Cezaevinde kalamaz” raporu için başvuruda bulunuldu, sevki istendi, yine benzer sebeplerle Fatma’nın ATK’ye de sevki yapılamadı.

ATK siyasi raporları veriyor

23 Temmuz 2014 tarihinde “hastalığının cezaevinde kalmasına engel teşkil edebileceğine dair” TİHV’e tekrar tüm raporlarını vererek bir değerlendirme yapmasını istediklerini ve TİHV heyetinin rapor verdiğini kaydeden Eren Keskin, “Her zaman söylediğimiz gibi ATK bir resmi bilirkişilik kurumu olarak tamamen siyasi raporlar veriyor yani siyasi iradenin istediği raporları veriyor ve bu nedenle de ölümüne birkaç gün kala insanlar tahliye ediliyorlar. Dilerim Fatma’nın ki de böyle olmaz. Daha önce verilmiş bir raporla tahliye edilen bir hastaya şimdi cezaevinde yatabilir raporu veriliyor. ATK’nin raporları arasındaki çelişki de son derece çarpıcı” ifadelerini kullandı.

Fatma’nın gözaltına alındığı 1996 yılında maruz kaldığı çıplak aramaya işaret eden Keskin, yaptıkları başvuru sonucu Türkiye’nin AİHM’de mahkum olduğunu hatırlattı.

5 yıldır avukatıyla görüştürülmüyor

Devletin “tavrının” daha da sertleştiğini söyleyen Keskin, Fatma ile 4-5 yıldır görüştürülmediğini şu sözlerle dile getirdi: “Fatma benim vasisi olmamı istedi. Ben aynı zamanda da vasisiyim ama maalesef ki cezaevi idaresi hem avukatı hem vasisi olmama rağmen avukat görüşü yaptırmıyor. 4-5 yıldır Fatma’yla yüz yüze görüşme yapamıyorum çünkü ‘siz vasisisiniz bu nedenle aile görüşüne isminizi yazdıracaksınız’ diyor. Ben de bunu kabul etmiyorum çünkü ben onun avukatıyım, vekaletim var. Israrla görüştürmüyorlar. Hala hastalıkları devam ediyor, her an ölüm korkusuyla yaşıyor birçok hasta mahpus gibi. Ama biz de bir belirsizliğin içinde bekliyoruz böyle.”

En son hastaneye 5 Mart 2020 tarihinde giden Fatma’nın hem nefes almakta zorlandığını hem de vücudunun çeşitli yerlerinin morardığını söyleyen Eren, “Her an ölüm riski olan bir hasta tutsak, derhal tahliye edilmelidir” dedi.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.