Toplumun bir iktidar sorunu var, bir de iktidarsızlık sorunu. İktidar sorunu, seçim sonuçlarına rağmen tek başına iktidar olamamayı hazmedemeyen bir partinin, ülkenin istikbalini uçuruma sürüklemesidir. İktidarsızlık sorunu da seçim sonuçlarına rağmen uçurumların endişesini dahi ortadan kaldıracak bir öz yönetimin kurulamaması, toplumun öz yönetimsiz bırakılarak çözümsüzlüğe, gerginliğe ve savaşa mecbur edilmesidir.
Bugün her ikisine tanık oluyoruz. Başlatılan koalisyon tartışmaları tam bir komedi. Ulus devlet hukuk sisteminin bir din gibi ritüellerle kendini yapılaştırdığı, toplumu bu ritüellere mahkûm ve mecbur etmesi bu seçimlerden sonra daha net görüldü. Cumhurbaşkanının başbakana görev vermesi, başbakanın görüşmelere gitmesi, malum olanın haber diye uzun uzadıya tartışılması tam bir dinsel ayin havasında yürütülmektedir. Hukuk adına yapılan tüm bu ritüellerin sonunda hukuk kılıfına uygun bir hükümet oluşturularak topluma hükmetmenin sınırları oluşturulacak.
Seçimlerden sonra halkların demokratik gücünün yarattığı barış ve özgürlük olasılığı ve bununla oluşan hava, öz yönetime dönüştürülmediği oranda iktidara dönüşecekti. Ve hukuk komedisi yönetmelik gereği sözleri ile her gün her an yüzlerce defa tekrarlanarak toplum hukuk(!)laştırılmaya, hukuk sınırları içine, özünde de AKP inisiyatifinin sınırlarına çekilmeye çalışıldı. Aslında böyle süreçler toplumun özgürlük dinamiğini köreltmeyi amaçlayan, iktidar odaklarının anı anına özel savaş taktikleriyle yürüttüğü süreçlerdir. Sık kullanılan deyimle “algı operasyonlarının” zirveye çıktığı, o algıya girmek istemeyenlerin dahi algıya mahkûm olmaktan kurtulamadığı, egemenlikçi algılar bombardımanının yağmurlama yöntemiyle tüm toplumun üzerine yağdırıldığı süreçlerdir. AKP hepsini yaptı, tek parti hükümetinin son günlerinin ve kurucularının cumhurbaşkanlığı olmasının imtiyazından sonuna kadar faydalandı. Geldikleri tarihsel mirasın de etkileriyle oyunları oynama konusunda ustalık kazanmış bir ezici bir iktidar gücü olan AKP karşısında öz yönetim olabilme politikalarının güçlü ve etkili bir şekilde yürütülmesi, bunun kurulacak hükümetin nasıllığına dahi yansıması gerekmekteydi. Bunun çok fazla gelişmediği ortadadır. En azından AKP’nin HDP için usulen görüşeceğini söylemesi de bunu göstermektedir. HDP ile yapılan görüşmenin usulde kalıp kalmayacağını önümüzdeki günler gösterecek. Fakat şu bir gerçek ki, toplumun iradesi bir kenara bırakılarak usulen yapılanlar, aslında kendi hazırladıkları ve inanmadıkları hukuk oyununun son ve sıkıcı perdelerini de oynayarak perdeyi kapatma anlamına gelmektedir.
Son perde aslında son değildir. Son sözü AKP söylemeyecektir. Son sözü Erdoğan ya da Davutoğlu söylemeyecektir. Son sözü egemenler değil özgürlükçüler söyleyecektir. Yansıtılan siyasal tartışmalar, değerlendirmeler, MHP’nin istemem’lerle başlayan mütevazılık gösterileri altına gizlenmiş nazlanmalardan çıkarılacak tek sonuç, MHP’nin “iktidar olmasak da fikrimiz iktidardadır” sözünü yaşıyor olmasıdır. MHP’deki, amacına ulaşanların rahatlığı, Türkiye’nin sürüklendiği savaşı doğrulamaktadır. Bu, halklar karşıtı bir komplonun uygulamaya geçmiş olmasıdır. AKP, her türlü faşizan uygulamayı, anayasal değişiklik adı altında yaparak toplumun özgürlük umutlarını köreltmenin tezgâhını döşemektedir. Halklar karşısında büyük bir komplo hazırlanmıştır.
Önder Apo’ya uygulanan tecrit, devlet heyetinin görüşmelerinin ardından başlatılmış ve Kürdistan toplumunun yaşadığı varolma ve özgür yaşama sorunlarına soykırımla cevap verme uçurumuna yeniden düşülmüştür. AKP’nin tüm adımları soykırım politikalarında ısrarın adımlarıdır. Önderliğimize uygulanan tecrit bunun ilanıdır. Tecrit savaş ilanıdır. Tecrit faşizmin hortlamasıdır. Tecrit halklara, halkların demokratik ulus seçeneğine saldırının ilanıdır. Halkların demokratik partisi etrafında toplanan tüm bireyler, tüm inançlar, etnik gruplar, bu projenin sahibine uygulanan tecride karşı harekete geçmiştir. Halkımızın tecrite karşı eylemlerini artırması, giderek bu eylemlerin kitleselleşmesi bardağın taştığını göstermektedir. Önder Apo, Kürt halkı için varlık yokluk gerekçesidir. AKP hükümeti, bir kez daha bu gerçeğe rağmen düşmanca politikalar uygulamaktadır. Sabrı taşan halkımız demokratik mücadelesiyle, öz savunmasıyla ve her türlü eylemiyle, bu düşmanca politikalara karşı koymasını bilecektir.