Tüm muhalafet tecrit altında

  • Öcalan üzerindeki tecridin sadece Kürtlere değil, aynı zamanda Türkiye’deki diğer muhalif kesimlere de uygulandığını, bu yüzden tecridin ağırlaşarak devam ettiğini vurgulayan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, ”Türkiye halkının bu sorunun çözümüne dahil olması gerekiyor” dedi.

 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sadece Kürtlere değil, Türkiye’deki tüm muhalif kesimlere uygulandığını belirten DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, demokrasiden, hukuktan, insan haklarından bahseden herkesin tecride karşı çıkması gerektiğini söyledi. 

Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) de içinde bulunduğu birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü, 2 Ekim’de açıkladıkları deklarasyonla, “Birliği kuralım, tecridi kıralım, özgürlüğü sağlayalım” sloganıyla yeni bir mücadele hattı başlattı. 

DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, yeni mücadele hattı ve Öcalan üzerindeki tecride ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AKP-MHP hükümetinin, Türkiye’de özellikle Kürt kazanımlarına karşı 5 yıldır kirli ve gittikçe derinleşen bir savaş politikası sürdürdüğünü ifade eden Öztürk, ekonomi ve siyaset alanında politika üretemediğinden Kürt sorunu üzerinden kendine alan açmaya ve egemenliğini sürdürmeye çalıştığına dikkat çekti. Zaman ilerledikçe muhalefetin üstündeki susturma politikasının ağırlaştırılarak devam ettiğine işaret eden Öztürk, iktidarın kendisine karşı çıkan bütün sesleri, tepkileri susturup ortadan kaldırmayı hedeflediğini dile getirdi.

 Türkiye halkı dahil olmalı

 Yüz yıldır Türkiye’de Kürt sorunun çözümsüz bırakıldığını kaydeden Öztürk, iktidarın savaşla, öldürmeyle, tutuklamalarla, sürgünlerle Kürt sorununu çözümsüz bırakmaya çalıştığını belirtti. Öztürk, İmralı’daki tecridin, Öcalan şahsında bütün Kürtlere uygulandığını, 1999’dan itibaren başa gelen bütün hükümetlerin Öcalan’a yönelik yaklaşımlarının bu minvalde gerçekleştiğini söyledi. Bu yüzden 90’lı yıllardan beri Kürt sorununun çözümünde Öcalan’ın rolüne hep dikkat çektiklerini dile getiren Öztürk, “Öcalan hiçbir zaman savaş dememiştir, Kürt sorununun savaşla çözüleceğini söylememiştir. Bu yüzden Türkiye halkının bu sorunun çözümüne dahil olması gerekiyor. Kürt sorunun çözümü diyalogdan geçiyor, sorun bu şekilde çözülebilir” dedi.

Türkiye’ye de tecrit uygulanıyor

 Öcalan üzerindeki tecridin sadece Kürtlere değil, aynı zamanda Türkiye’deki diğer muhalif kesimlere de uygulandığını, bu yüzden tecridin ağırlaşarak devam ettiğini vurgulayan Öztürk, ”Bugün Türkiye’de bulunan muhalif kesimler, Öcalan’ı ve fikirlerini sevmeyebilirler. Bu anlaşılır bir durum ama tecridin insanlık dışı bir uygulama olduğu ve buna karşı durmanın gerekliliğini söylüyoruz. Bugün dünyanın hiçbir yerinde böyle ağır bir tecrit örneği yok; ailesiyle, avukatlarıyla görüştürülmüyor, bu kabul edilebilir bir durum değil. Bugün demokrasiyi, hukuku savunanların bizim yanımızda olması için illa  bizim fikirlerimizi savunmaları gerekmiyor. Eğer demokrasiden, hukuktan, insan haklarından bahsediyorsanız duruşunuzun belli olması gerekir. Bu hukuk ve demokrasinin gereğidir” şeklinde konuştu.

11 yıl sonra bir şey uydurdular

 İmralı’da farklı bir hukukun işleme sokulduğunu kaydeden Öztürk, şöyle devam etti: ”Bir avukat olarak söyleyebilirim; eskiden de iyi bir hukuk sistemi yoktu ama bir usul vardı ve o usulden yola çıkarak mahkemenin ne karar vereceğini tahmin edebilirdin. Görüşmeler, ‘gemi bozuk’ gibi bahanelerle engellenirdi, şimdi o bahaneler de kalmadı. En son Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Öcalan’ın aile ve avukatları ile görüşmesinin önünde hiçbir engelin olmadığını da açıklamıştı. Bunun üzerine tecride bahane aradılar ve Öcalan’ın 11 yıl önce AİHM’e gönderdiği ‘yol haritasını‘ suç olarak gösterip 6 ay görüş yasağı getirdiler. Madem ‘yol haritası’ suçtu, acaba 11 yıldır aklınız neredeydi? Bu tarz yaklaşımlar aslında İmralı’da Öcalan’ın karşı karşıya kaldığı hukuksuzluğun göstergesidir.”   AMED

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.