Kuzey, Kürdistan’ın en büyük parçasını oluşturuyor. Sosyal, siyasal ve örgütsel açıdan da en gelişmiş parça. Bu açıdan Kuzey çözüme gitmeden Kürdistan’ın diğer parçalarının selamete ve kalıcı bir çözüme gitmesi mümkün değildir. Şimdiye kadarki gelişmeler bu olguyu fazlasıyla ortaya koyuyor.
1990’larda bölgede meydana gelen olaylar ve kriz Başur’da bir yönetimin ve statünün oluşmasını getirdi. Saddam’dan sonra Başur’da bir federal bölge ve yönetim ortaya çıktı. Kürtler bir devlet gibi örgütlendiler. Bu yönetim yirmi yıla yakın Başur’u yönetti. Petrol çıkarma ve ihraç etme dahil tam bir hareket serbestisi içinde oldu. Diplomasiden eğitime kadar tüm işlerini kendisi yürüttü.
Başur’u yöneten partilerin parçalı duruşu ve dar çıkarlara saplanıp kalması en büyük çıkmazları oldu. Özgücü esas almamaları da siyasi çöküşlerini getirdi. YNK, İran’a KDP ise Türkiye’ye yaslandı. Tüm iç pazarı İran ve Türk malları kapladı. KDP, İslam’ı maske olarak kullanan Erdoğan ve AKP’yi kendisine Kürt partilerinden daha yakın gördü. Türk hükümetinin ırkçı ve Kürt düşmanı olduğunu unuttu desek yanlış olmaz. Kuzey’de Kürtlerin anadilde bir eğitim hakkını bile tanımayan AKP’yi neredeyse devrimci ilan edeceklerdi. AKP’nin Kürt sorununda önemli adımlar attığını propaganda edip durdular. Rudaw gibi Barzanilerin TV’si Türklerin TRT Şeş’i gibi yayın yapmaya başladı.
Türk devletinin Başur topraklarında askeri üsleri 1990’lardan beri yerinde duruyor. Türk MİT’i Başur’da cirit atar oldu. Öyle ki, Başur’da KDP’nin eline geçen PKK’lilerin sorgusuna MİT’i katar oldular. Alınan ifadeleri ve belgeleri Türk devletine vermekte bir sakınca görmediler. Türkiye’ye yıllarca petrol akıttılar. Ne kadar petrol verildiği ve kadar para alındığını kimse öğrenemedi. Barzani ailesinin Türkiye’de 400 şirketinin olduğunu Erdoğan’ın gazeteleri yazdı. Türk devleti Kuzey’de tarihlerinin en büyük saldırılarını yaptı. Başta Sur olmak üzere Cizre gibi kadim Kürt şehirleri yerle bir etti. Kitlesel katliamlar yaptı. KDP sömürgeciliği mahkûm edip kınayacağına hep PKK’nin hata ve yanlışlarıyla durumu örtbas etmeye çalıştı.
Rojava Devrimi yüz verdiğinde Türkiye DAİŞ’le ittifak yaptı. Rojava’yı kuşatıp boğmak istedi. Buna KDP’yi de dahil etti. Rojava tarihinde ilk defa böyle bir fırsat ve mücadeleyle karşılaşıyordu. Bir Kürt partisi ve hükümeti olarak KDP sevinip Rojava’ya yardım edeceğine elindeki Semalka kapısını kapatıp ambargo uyguladı. Rojava peşmergeleri adı altında Türkiye’nin eğittiği paramiliter bir gücü KDP Rojava’ya sokmaya, bir kardeş kavgası çıkarmaya çalıştı. KDP, ENKS’nin Rojava yönetimini tanıyıp mücadeleye katılımını engelledi. ENKS varlığını ve çalışmasını Rojava yönetiminin karalanması ve terörist ilan edilmesi için kullandı. ENKS adına hareket edenler Ankara ve İstanbul’da Türk hükümetinin ve istihbaratının kucağında karşı faaliyet yürüten birer piyon oldular.
Rojava’dan Türkiye’ye herhangi bir saldırı ve düşmanlık olmamıştı. Başkan Apo özellikle Kürt Türk ortaklığı yaratmak için uğraştı. Rojava’ya düşmanlıktan vazgeçmeleri için çok çabaladı. Ancak Erdoğan ve devleti Kürt düşmanlığı ve karşıtlığından hiç vazgeçmediler. Barış, diyalog ve çözüm çabaları Türk ırkçılığının ve faşizminin duvarına çarptı. Türk hükümeti aynı düşmanlığı ve karşıtlığı Rojhilat için de sürdürdü. Başur’u diğer parçalara karşı kullandı. Yeni sömürgesi gibi etkinlik sağladı. Başur’da oluşan statü için "2003’te hata yaptık, Rojava’da aynı hatayı yapmayacağız" dediler. Bu fırsat bulduklarına hatayı düzeltecekleri anlamına geliyordu.
Türk devletinin politikası ve karakteri hep KDP yetkililerine hatırlatıldı. Ancak KDP tam bir iktidar sarhoşu gibi kendinden geçmiş, onu felakete götüren bu ilişki ağından kurtulup önlemlerini almak yerine Başur’un başına bu çorapların örülmesine zemin olmuştur. Türk hükümetinin hiçbir değere ve hukuka bağlı kalmadığı, bölge halklarının başına bela olduğu, en önemlisi de Kürt halkının inkâr ve imhası üzerine varlığını inşa ettiğini bir türlü göremediler. Tüm karşıtlık ve çelişkilerine rağmen Türk devletinin hemen İran ve Irak’la Kürtlere karşı birleştiği görüldü.
Türk devletinin tüm demagoji ve maskelerine rağmen gerçek yüzü artık ortaya çıkmıştır. Kürdistanlı tüm partiler ve aydınlar Türk devletinin ırkçı ve faşist yapısı aşılmadan herhangi kalıcı bir çözümün olmayacağını kabul etmek zorundalar. Halkı doğru eğitmek ve aydınlatmak kazanmanın çıkış noktası olacaktır. Kürt halkının kazanmaya yetecek gücü vardır. Yeter ki, dostunu düşmanını doğru tanısın ve birliğini sağlasın.