Dere kenarlarında yanmış yakılmış,

Çöp konteynırlarında 52 parçaya ayrılmış,

Metruk binalar içinde çuvallar içinde yatanlar kim?

Sadece 'kadın' olduğu anlaşılan bu bedenler kimlerin?

Çok mu felaket bir başlangıç oldu? Olabilir.

Asıl siz öldürülen bütün bu kadınlar hayatta olabilirdi, ona bakın. Yani; "Böyle olmayabilirdi". 

Kocasının pompalı tüfekle eklem yerlerinden vurması sonucunda kolsuz, bacaksız kalan Arzu Boztaş’ın ablası, kardeşi bir daha ayakkabı giyemeyeceği için onun yanında ayakkabılardan bahsedemediğini söyledi. TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı’na söyledi bunu. Ve ekledi: "Böyle olmayabilirdi”.

Elleri olmadan toprağa verilenler, kim olduklarını kesik kolundaki dövmeden öğrenebildiklerimiz, yanmış bedeninden geriye kalan tek şey; siyah bir tayt parçası olanlar kim? Sahi  'dövme' yaptıranlar hakkında ileri geri konuşan kimdi? 

Tayt deyince akla neden 'tayt indirimi' geliyor? Hani, kahkaha atan kadının iffeti sorgulandıktan hemen sonraki günlerdeydik, bir mahkeme yaralı bir kadının üzerinde tayt olduğu için, onu yaralayana 'indirim' vermişti. İndirime neden olan tayt, şimdi yakılarak öldürülen kadının kimliğini tespit edecek, cinayeti aydınlatacak öyle miydi? Bir de 'kılık kıyafet özgürlüğü' diye bir şey miydi, hani neydi? Ne oluyordu? Biz kadınlar neyi giymemeliydik? Etek miydi? Tayt mıydı? Bunu nasıl öğrenecektik? Öldürülmeden öğrenebilir miydik?


"Öldürülmek zorunda mıydık?"

Ayşe’yi ayrıldığı sevgilisi kolundan yaraladı, hamileydi, tedavi için yattığı hastanede bebek zarar görmesin diye kolu için ilaç vermediler. Ayşe ise kürtaj olmak istiyordu, kürtaj da yapmadılar. Kolu kesilebilirdi ama doğurmalıydı. Ya öldürülecek ya kolsuz anne olacak ya da başka bir şey yapacaktı. Yaptı; çıktı konuştu; 'Öldürülmek zorunda mıyız?' dedi. Onun bu itirazı seçen sorusuna 'Değiliz ve asla yalnız yürüyemeyeceksin'  diyen kadınlar hastaneye koştular ve kadınlar kazandı.


Felaket, kadınları azimle donattı

Felaketle başladık ama işte o felaket bugün kadınları tam bir mücadele azmi ile donattı. Ayrıca bu gelişmeler sonucunda, yani kadın cinayetleri gerçeğinin toplumun gündemine oturması sonucunda daha önce bu konuyla bağ kurmamış olan kadın örgütleri de farkına vardı. Türkiye’de kadın hareketinin bütün bileşenleri nihayet kadın cinayetleri konusunda tepki verir hale geldi. Bu olumludur çünkü çözüme de böyle; kadınların güç birliği ile aynı hedefe yönelmesiyle ulaşılacaktır. 


Birçok kadın örgütü toplumun gerisinde

Ancak burada bir minik eleştiri de yapmak gerekirse; uzun bir zamandır her gün kadın öldürülür ve bu uğurda mücadele yürütülürken, birçok kadın örgütünün kadınların can meselesinin farkına varışı bu kadar geç olmayabilirdi. Bu konuda toplum birçok kadın örgütünden önde davrandı, birçok kadın örgütü toplumun gerisinde kaldı diyebiliriz. Baştan beri apaçık olan; kadınların hayatlarına karar vermek uğruna can veriyor olmalarının feminizmin en has meselesi olduğu gerçeği nihayet yıllar sonra görüldü. Bu bakımdan Türkiye kadın hareketinde bazı eğilimler, sadece kendilerinin ve kendilerine benzeyen kadınların sorunlarına açık, kendilerine benzemeyen toplumun farklı katmanlarından kadınların yaşadıklarına bigane kalabiliyorlar. Kadınların ne yaşadığını, bugünkü konumunu bilimsel maddeci bir analizle ele almayıp, subjektif bir yaklaşımla malul olmak bu hataya götürüyor. Kadın hareketi, erkek egemenliği karşısında objektif bir taraftır, bu bakımdan kendisi de objektif olduğu sürece bu egemenliği geriletebilir. Yani gerçek ve en geniş kesimi ilgilendiren sorunlar ile bağ kurmayıp, sadece özcü-kimlikçi bir çizgi ile geniş kadınlar toplumunun, tüm kadınların kurtuluşu sağlanamaz. 


AKP'nin kadın siyaseti çökmüştür

Türkiye’nin modernleşme tarihinin belirli bir evresindeyiz ve tarihin tekerleği tersine çevrilemez. AKP hükümeti ise bunu deniyor, 'kadının varlığı ve haklarını' tanımak, toplumun bu gerçeğini görmek, doğru okuyup sorunu çözmek, kadınların hayatını kurtarmak yerine sorunlarla yüzleşmemeyi seçiyor. Kendi koyu erkek egemen çizgisinde, kadın düşmanlığında ısrar ediyor ve sorunları derinleştiriyor. Evet bugün kadın kardeşlerimiz can vermeye devam ediyor ama bu noktada da derin akışta olan şudur; AKP’nin bir geleceği yok. Tarihin tekerliği tersine çevrilemez ve somut olgular da gösteriyor ki; AKP’nin kadınları eve kapatma siyaseti çökmüştür. Kadınlar buna izin vermiyor. Bir gün hayat hakkı, bir gün kürtaj hakkı, öbür gün özgürlüğü için mücadele etti; hiç durmadı kadınlar. 

Ama bu son haftalarda, Özgecan Aslan’ın bir ayaklanma bayrağına dönüşmesi ile tarihte ilk kez tüm Türkiye toplumu da kadınların haklı mücadelesinin yanında yer aldı. Tüm toplum en yüksek düzeyde, Türkiye’nin bütün illerinde “kadınların arkasındayız” dedi. 


Kadınlar haklarını savunmakta kararlı

AKP’nin hesabı tutmadı. Kadınları eve kapatmak için denediği yollar; eğitimden dışlamak, istihdamsız bırakmak, kürtajı yasaklamaya, karma eğitime müdahale çalışmak, kadınların sürekli hamile kalıp evden de çıkmamalarını sağlamaya çalışmak, sokakların tehlikeli hale gelmesine göz yummak, erkek şiddetini cesaretlendirmek, kadınların yaşam tarzlarına, kıyafetlerine kafayı takıp hedef göstermek vb. sayabileceğimiz bilumum çağ dışı AKP tasarısı, artık çökmüştür. Kadınlar tarihte görülmemiş bir ayaklanma ile evlerinden çıkıp eylem yaptılar son haftalarda. Özgecan nezdinde bütün kadın cinayetlerine ve AKP’nin bütün saldırılarına böyle cevap verdiler. Ve asla yalnız yürümüyorlar. 

AKP yenilecek; çünkü onun bir geleceği yok. 

Kadın hareketi henüz AKP’yi geriletmek konusunda tam net sonuç almış olmasa da, haklarını savunmakta kararlı ve başaracağına inanıyorum. 


Kadınlar tarihteki yerlerini istiyor

Biz kadınlar hep kazanabiliriz; böyle bir Türkiye’de yaşadığımız halde kazanabiliriz. Çünkü bunun objektif temelleri var. Türkiye’de kadın cinayetlerinin artışının temelinde paradoksal biçimde aslında olumlu bir şey var: Kadınlar değişiyor, ülke tarihinde ilk kez çok büyük bir toplumsallık ile modern haklarını arıyor. Toplumun her kesiminden, belki daha önce kullanmaya cesaret edemediği hakları artık kullanmak istiyor. Örneğin, artık büyükşehirlerdeki eğitim almış kadınlar değil, Konya’nın bir köyündeki kadın da eğitim almak, çalışmak, mutlu değilse boşanabilmek, kendi hayatına kendisi karar vermek istiyor. Çünkü toplum ilerliyor, yapısal olarak tarih böyle akarken kadınlar buna uyum sağlayarak, bu tarihteki yerlerini istiyorlar. Buna erkek egemenliği ayak sürüyor ve yıllardır rahatlıkla kullandığı çıkarlarını kaybetmemek için kadın öldürürürken, kibritin yanan ucunda kadınlar da, bu yangını; ucunda ölümü gördüğü halde kararından vazgeçmiyor. Kadınlar kazanacak; çünkü Türkiye’de ilk defa kadınlar kaderlerini ele almak için böylesine toplumsallaşmış biçimde ölümüne direniyor. 


Gülsüm KAV / Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü


Yarın: İsveç Sol Parti Milletvekili Amineh Kakabaveh, DAİŞ ve Boko Haram'ın kaçırdığı kadınları değerlendirdi.