Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar Kürtler demokratik çözümün öncülük rolünü oynayan en dinamik güç olmuştur. Dolayısıyla gerek Türkiye’de gerekse de Ortadoğu’da demokratik öncü güç durumundadır. Özellikle de son otuz yılın en dinamik ve çözümleyici güç halinde olan ve tüm halkları kucaklayarak birleştiren ve halkları mevcut hegemon sistemlere karşı demokratik çözümün öncülüğü yapan en dinamik örgütlü güçtür.
Buna karşı günümüz Türkiye’sinde mevcut durum bir kaosu andırmaktadır. Kaosu yaratan nedenler ve çözüm üretmeme tarihseldir. Kaosun tarihselliği Kürt sorunundan kaynaklanmakta. Türkiye cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana varlığı hep hissettiren bu sorunu yaratan asıl odak, devlet ve onun zihniyetidir. Devletin tek tipçi hareket etmesi bir ulus üzerinden varlığını dayatması bu vatanın birer parçası olan “diğer” etnik grupları halkları görmezden gelerek sürekli baskı, şiddetle ve asimile etmeye çalışması büyük tepkilerin doğmasına sebep olmuştur. Kürt sorunun doğuşu da bu tepkilerin bir sonucudur. Devletin anti-demokratik tutumlarındandır.
Bu mantaliteyle 2009’dan bu yana KCK adı altında binlerce siyasetçi, aydın, avukat, gazeteci tutuklandı. Bir ülkede düşüncelerinden dolayı bu kadar tutuklamalar oluyorsa demokrasiden bahsetmek mümkün mü? Demokrasilerde fikirlere tahammül ve saygı vardır. Fakat AKP iktidarına baktığımızda bunu göremiyoruz. Hiçbir iktidar, Erdoğan iktidarı kadar kendi muhaliflerine ve Kürtlere karşı bu kadar sinsi ve acımasız yönelmemiştir. Bu arada, hem demokrat hem Müslüman kesilmektedir. Bir Müslüman, toplumun gözünün içine baka baka her dakika yalan söyler mi? Erdoğan iktidarı bukalemun olduğu için her saat başı renkten renge girmektedir.
Hem kendi kendine demokrat ve Müslüman olacaksın, hem de karşındakilere despot ve diktatör olacaksın. Peki, sormazlar mı demokrasi bu mudur? Böyle bir demokrasi olabilir mi? Demokrasilerde halkın kendi kendisini yönetmesi vardır. Eğer AKP hükümeti gerçek anlamda demokrasiyi savunuyorsa, ilk yapması gereken şey, Kürt halkının varlığına saygılı olmasıdır. 20 milyonluk bir halk kitlesine saygılı olmamak demek demokrasiden nasibini almamış demektir. Dolayısıyla AKP ve Erdoğan demokrasiyi hakim kılmak istiyorsa, bu halkın kendi kendisini yönetmesi için önünde bütün engelleri kaldırması gerekiyor.
Ahlaki bir toplumun oluşması için mücadele etmek suç mudur? Demokratik siyasetin önünün açılması için çaba sarf etmek suç mudur? Kendi örf ve adetlerini hakim kılmak ve bunu yaşamsallaştırmak suç mudur? Muhalefet etmek, Erdoğan iktidarına göre suçtur. Bunlar suç sayıldığı için binlerce insan tutuklandı. Peki, bu tutuklanmalarla, bu sorun çözülebilecek mi? Kocaman bir cevapla, hayır! Çünkü herkes tarafından kabul edilen bir gerçeklik var. O da tutuklamalar ve öldürmelerle Kürt sonunu çözülemez. Aksine sorunu daha da ağırlaştırarak kopuşlara kadar da götürebilir.
Zindanlardan yükselen çığlıklar, bu sürecin önünün açılması içindi. Açlık grevine girip, Öcalan’ın çağrısıyla bırakan tutsakların taleplerine baktığımızda, onların gayet doğal insani şeyler olduğunu görürsünüz. Hiçbir talep bireyin, kişinin talepleri değil, toplumsal bütünün talepleridir. Anadilde eğitim bir suç değildir. Bir halkın önderine özgürlük istemek suç olamaz. Tutsaklar bu gerçeklikten hareket ettiler. Bugün Türkiye’de demokratik siyasetin ve demokratik çözümün öncüleri kimdir diye sorarlarsa verilecek cevap, Kürt halkıdır. Geldiğimiz nokta, bir buçuk yıldır görülmemiş bir tecride tabi tutulmasına rağmen Ortadoğu ve dünyanın gündemini belirleyen Kürt halk önderliğinin muazzam öncülük gerçekliğinden kaynaklanmaktadır.
Diyarbakır D Tipi Cezaevi