Halk kelimesi, Latince olup Populos sözcüğüyle ifade edilir. İngilizler People, Fransızlar da Peuple, Cermenler de Populos süzcüğü yerine Volk sözcüğünü kullanırlar. Hint-İran dillerinde Xelk sözcüğünü kullanır. Bu Xelk sözcüğünü Farslar, Afganlar ve Kürtler de kullanır. Türkler ise ufak bir değişikle halk derler.
Volk ve xelk, çalışan halk, emekçi, köylü, işçi, zanaatkar veya köylüler anlamında kullanılıyor.
Her çağın, her sınıfın, her halkın, somut koşullarına göre bir halk kavramı ve tanımlaması vardır. Göreceli değişken ve tarihsel olan halk kavramı, toplumdaki, sosyal, ekonomik,politik ve tekniksel değişimlere parelel olarak gelişiyor. Dil, kültür ve ekonomi değişikliğine göre halk kavramının boyutlarıda değişiyor.
Farklı amaçlarla tanımlanan halk kavramı, somut koşullara göre; bazen A halkını B halkından ayırmak, halklar arasındaki eşirsizliği, ırkçılığı, savaş ve istilaları körüklemek için saldırgan bir anlam kazanır. Bu anlamdaki halk kavramı, daha çok egemen olanları, köle ve esir olanlardan ayırmak, istilacılık, sömürgecilik ve emperyalizmi teşvik etmek, köle ve efendi halkların ilişkisini sürekli kılmak, anlamında kullanılıyor.
Halkların dilini temel alırsak, Anadolu ve Mezopotamya’ya baktığımızda üç temel gruba ayırabiliriz: a) Yerli halklar: Sümerler, Huriler (Xurriter-Churriter olarak da geçiyor), Asurlar, Hatiler ve eski halkı. b) Hint- Avrupalı halklar: Aryen olan bu halklar dil birliği olmasına karşın, ırk birliğinden söz etmek doğru değilmiş. Bunlar: Hititler, Mitaniler, Medler, Persler ve Keltler’dır. c) Sami Halklar: Akadlar, Asurlar, Armoniler, Aramiler karşımıza çıkıyor.(1)
Yerleşik halkın sivil toplumsal yapısı, aşiretsel örgütlenmenin, istilacı halkın askeri ve saldırgan yapısı karşısında duramadı. Yerleşik halk göçer halka yenildi. Bu gerçek, ilk çağlarda sürekli karşımıza çıkıyor. İlkel, göçer ve toprağa bağlı olmayan halklar, sürekli olarak Anadolu ve Mezopotamya’da, uygar yerleşik ve tarımla uğraşan halkları yenmişlerdir.
Tarihe baktığımızda, başka ülkeleri fethetmek, onları işgal etmek, belli amaçlar için oluyordu. Denetim altına alınan toplumların iradesi dışında oluyordu. İşgalci güçler kendi yaşam biçimlerini, işgal ettikleri topluluğa, halklara kabul ettirmek istiyor.(2) Örneğin: 1071 yılında Anadolu ve Mezopotamya’yı işgal eden Türkler, o günden bu yana yerlı halklara yaşam biçimlerini, dilini inanç şeklini ve aidiyetini dayatmışlardır. Bir çok halkı ezip yok etmişler. Kiminide asimile edip devşirmişler. Keldani ve Süryani halkları tamamen, Ermeni halkın yüzde 90’nını imha ve Rum halkını da göçe zorlamışlar ve hatta kısmen inha etmişler. Esas sorun burası olmuştur: 89 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halklara ve Kürt halkına karşı soykırımı devam etmektedir. Bu işgalci halk, işgal ettiği bölgenin yerli halkın (Kürtlerin) dilini edebiyatını, müziğini, şiirini ve türküsünü yok etmekle kendisini dayattı. O bölgenin ekonomik kaynaklarını sömürerek, yöre halkını açlıkla terbiye etmeye başladı. Halkı göçe zorlamış ve batı illerinde modern köle statüsüne mecbur ettirmiş. Ezilen, köle olan, emeği sömürülen, kendi benliğiyle yabancılaştırılan içi boşaltılan ve semayenin ucuz iş gücü haline getirilen bir insan yığını haline getirildi.
Asimilasyon ve soykırımla karşıkarşıya kalan Kürt halkı varlığını devam ettirmek ve asimilasyona karşı kendilerini korumak için günün olanaklarına göre kendilerini savunuyorlar. Bu mücadele yıllardır devam ediyor. Son 30 yıldır silahlı mücadele sürdürülüyor. Son çare binlerce halkı bedenini açlık grevine bile yatırdı.
Kürt halkın kaybedecek bir şeyi kalmadı. Bıçak kemiğe dayanmış. İngilizlerin deyimiyle: “To be or nat to be” (olmak veya olmamak). Kürtçe de ya herro ya da merro... Türk hükümeti köşeye yıkışmış durumda. Bu sorunu demokratik yolla çözmek zorunda...
Bakalım tarih bizlere neyi gösterecek?
(1) Şerfxan Ciziri, TARİH ve UYGARLIK, Anadolu, Kürdistan-Mezopotamya, s.114. Cılt: 1 WEŞANEN REWŞEN-11 Yayınları.
(2) Aynı eser S.176-182.

elbistanliali@fsmail.net