Türk devleti halka saldırılarını sürdürüyor. Halk da bu saldırılara karşı direniyor. Şehirlerde tamamen sivil halkın direnişi söz konusudur. Anlaşılıyor ki AKP Hükümeti seçimi kazanmak için halka yönelik bu saldırılarını arttıracaktır. AKP'nin bu politikası aslında Kürtlere yönelik 90 yıllık politikanın özeti gibidir. Ulus-devlet zihniyetinin Kürtleri yok etme politikasının bugünkü uygulanışıdır. Kırk yıldır süren direniş ve uygulama, yine daha önceki soykırım saldırıları ve buna karşı gösterilen direnişler hep bu politikanın sonucu gerçekleşmiştir. Kürtlerin varlığını, siyasi iradesini ve özyönetimlerini tanımama Kürt sorununu yaratan, ağırlaştıran ve bugünkü duruma sokan temel politika olmuştur. Bu politika bugün de özünden bir şey kaybetmeden sürdürülmektedir. Bu nedenle Kürtlerin direnişi sadece Kürtleri özgür ve demokratik yaşama kavuşturma direnişi değildir, aynı zamanda Türk devletinin ve onun yarattığı zihniyetin değiştirilip Türkiye'yi demokratikleştirme mücadelesidir. Herkesin Kürdistan'da yaşananları böyle görmesi, buna göre tutum alması gerekir. Bu çerçevede AKP Hükümetine karşı demokrasi mücadelesinin yükseltilmesi gerekir.  

Ahmet Hakan’a yapılan saldırı da Kürt sorunu ve Kürdistan'da yaşananlarla ilgilidir. Eğer incelenirse Kürt halkına karşı şiddetli savaşın sürdüğü zamanlar aynı zamanda basına yönelik baskıların arttığı zamanlardır. AKP Kürt sorunu çözülmediği için otoriterleşmekte ve kendine biat etmeyen herkese saldırmaktadır. AKP şu anda Kürt halkına ve demokrasi güçlerine savaş açmıştır. Bu savaşta tam kendisi gibi düşünmeyen, kendi politikalarına destek vermeyen herkese düşmandır. Özellikle de gazetecilere ve yazarlara düşmandır. Çünkü onların her sözü ve konuşması toplumda etkili oluyor, kamuoyu oluşturuyor. Bu nedenle birkaç tane sembol bulup saldırıyorlar. Onlar şahsında diğer basını da susturuyorlar. Bu aynı zamanda halkı da susturma yöntemidir. Bakın kimse size sahip çıkamaz, gazeteciler bile sahip çıkamaz diyorlar. Halkı yalnızlık ve sahipsizlik duygusu içine sokmak istiyorlar. 

Herhalde şimdi en fazla da Hasan Cemal gibi gazetecilere öfkeleniyorlar. Aslında Ahmet Hakan’a yaptıklarını Hasan Cemal’e de yapmak isterler. Ancak çok fazla tepki toplayacağını bildiklerinden yapamıyorlar. Yoksa kendilerine tam destek vermeyen basının tümüne düşmandırlar. 

Türk devlet zihniyetinin ne olduğunu Silvan’da gazetecilere yapılanlarda açıkça görmek mümkündür. Gazetecilere fiziki saldırmaları yetmiyor, kafasına silah dayıyor. 1990’lı yıllarda gazetecileri katleden anlayışın aynısıdır. Bu basıncıyı da aslında 1990’lı yıllarda katlettiği gazeteciler gibi vurabilirlerdi; ancak şimdi her şeyin görüntüsü sonradan açığa çıkıyor. AKP Hükümetinin şu andaki politikasının ne olduğunu gazetecinin kafasına dayalı silah ortaya koyuyor. Gazetecilerin kafasına niye silah dayanır? Gazeteciler neden dövülür, neden tehdit edilir? Tabii ki zalimlikleri ve suçları açığa çıkmasın diye bunları yapıyorlar. Çok zalim ve suçlu oldukları için bunların çekilmesini ve açığa çıkmasını istemiyorlar. 1990’lı yıllarda da bu nedenle gazeteciler katledilmiştir. Gazete binaları bombalanmıştır. Geçen gün Amed’de Kürt basın kurumlarına baskın yapılıp gözaltına alınanlar da tehdit için yapılmıştı. 

1990’lı yıllarda ölen gerillaların kafası üzerine basılır, arabaların arkasından sürüklenirdi. Şimdi sivil halkın cesetlerine bu saldırılar ve hakaretler yapılıyor. Teslim olmayan onurlu halka ve gençlere öfke duyuyorlar. Halk teslim olmayıp direndikçe daha da çığırından çıkıyorlar. Daha doğrusu Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu halka yönelik saldırgan dil kullanınca, susturana kadar baskıları sürdüreceğiz deyince polis ve asker de tam hayvanlaşıyor. Tabii ki hayvan demekten üzülüyoruz, ama toplum durumu algılasın diye böyle örneklendiriyoruz. Yoksa canavar olan tek hayvan yoktur. Canavar olan tek varlık vardır, o da insandır. Çünkü hiçbir hayvan bilinçli bir şey yapmaz; tamamen içgüdüsel tepkiler gösterir. Ama insan bilinçli, planlı canavarlık yapar. Şimdi Kürt halkı üzerinde yapılan budur. 

Aslında öldürülen gencin arabanın arkasından sürüklenmesi görüntüsünü daha önce de AKP Hükümeti döneminde görmüştük. O zaman bir gerilla cesedine aynı şeyler yapılmıştı. Bunlar Kürt’e bakıştır. Kürt’ün ne dirisinin ne de ölüsünün bir değeri vardır. Kürt’ün dirisine de, ölüsüne de her türlü muamele yapılır. Ama bunlar Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi unutulmayacaktır. Özellikle bir halkın öfkesini, acısını, çektiklerini omuzunda, yüreğinde, beyninde hisseden gençler hiç unutmayacaktır. "Unutmak İhanettir" sözü tam da bu durumlar için geçerlidir.

Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve AKP yetkilileri ya da bunları yapanlar ve yaptıranlar hiç akıllarından çıkarmasın! Bu görüntüler tüm gençlerimizi fedaileştiriyor. Fedaileşen Kürt gençleri bunu unutmayacaktır. Halka yapılan zulmün de bu hakaretlerin de hesabını soracaklardır. Artık ne Kürt gençleri ne de halk sindirilebilir. 

Tayyip’e Türk halkının veciz sözünü hatırlatalım: "geçti Bor’un pazarı, sür eşeğin Niğde’ye!"