Her hafta değişik amaçlarla kadın gruplarını kendi mekanında ağırlayan Utamara Kadın Buluşma Merkezi'nin geçen haftaki konuğu, Bürgerinitiative Schuhfabrik Ahlen e.V.'den bir kadın grubuydu. İki günlük ziyaret kapsamında Utamara'da bulunan grupla tanışmak, hikayelerini dinlemek, Kürt kadınlara ve Utamara'ya dair ilk izlenimlerini almak üzere sohbete daldık. 
Ahlen'de bulunan Schuhfabrik Halk İnisiyatifi Derneği'nin sorumlusu Christiane Busman, aynı zamanda Utamara Kadın Buluşma Merkezi'ni ziyarete gelen grubun da sorumlusu. 18 yaşından beri diğer kadınlarla birlikte şiddete uğrayan kadınlar için bir sığınma evi kuran Busman, hayatı boyunca evlenmemiş, 51 yaşından sonra da evlenmeyi düşünmediğini belirtiyor.

Kültürleri buluşturan bir dernek
Üniversiteyi bitirdikten sonra sığınma evinden daha öte bir örgütlülük içerisine girmek amacıyla, bir sosyal kültür derneğinde çalışmaya başlamış. Değişik kültürlerden insanların biraraya gelip, dayanışabileceklerine, sorunlarını paylaşabileceklerine kanaat getiren Busman, bu amaçla Ahlen’de (Hamm-Dortmund yakınlarında bir şehir) bir yıl önce kurulan Schuhfabrik Merkezi’nde çalışmaya başlıyor. Eskiden bir ayakkabı fabrikası işlevi gören Dernek, 1984’te kurucuları tarafından işgal ediliyor ve 5 yıllık hukuki mücadele sonrasında, devletten finansmanını sağlayan bir dernek olarak kullanılır hale getiriliyor.
"Her kesimden insanın bir araya gelip, bu dernek bünyesinde kendini ifade edebilmesi çok önemliydi. Örneğin, 1994 yıllarında Kürtlere karşı ırkçı saldırılar vardı. Biz de bunlara karşı bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündük. Göç eden, politik nedenlerden dolayı kaçan insanlarla dayanıştık. Ama 4-5 yıldan beridir artık yapmıyoruz" diyen Busman, bunun sebebini göçlerin azalmasına bağlıyor. Dernek olarak yılda bir çeşitli kültürleri buluşturan festivaller düzenlediklerini belirten Busman, 300'ü aşkın üyesi bulunan derneğin ilerideki dönemde nasıl bir pozisyon kazanacağını henüz kararlaştırmadıklarını ifade ediyor.
Busman, Kürt Kadın Hareketi’nin mücadelesinden habersiz olduğunu, Utamara’da verilen seminerle birlikte tanıma fırsatını bulduğunu itiraf ediyor. "Bütün Kürt kadınların kendilerini yanlız görmemeleri, gelip destek görecekleri Utamara gibi bir kurumlarının olduğunu bilmeleri gerekir“ diyor ve Schuhfabrik olarak da bundan sonra Utamara ile iletişim içinde olacaklarını belirtiyor.

'Yaşadıklarım yüreğimde halen bir yara'

İsminin açıklanmasını istemeyen Ş.'nin dramı, katı geleneklerin ve namus anlayışının Kürdistan'da yaşanan boyutu yanında, kadının gösterdiği direnç anlamıyla da bizi en etkileyen öykü oluyor. Ş., yıllar önce (1997) kendi rızası olmadan, hiç tanımadığı biriyle evlendirilmek üzere Almanya'ya gönderiliyor. Kendisini karşısında bulduğu kuzeninin 60 yaşındaki kayın babası olan adama, 'eşim' demiş uzun süre. Birlikte yaşadıkları 1,5 yıl sürede sürekli şiddet görmüş. 6 aylık hamileyken gördüğü baskıya dayanamayıp, 6 ay boyunca başka bir yerde yaşamış. Şiddete karşı koruyup kollaması gereken ailesinin ‘elimiz her yere ulaşıyor, seni öldürürüz’ diye tehdit etmesi yıkmış onu. 37 yaşındaki Ş., o sırada yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Bunalıma girdim. 6 aylık hamileyken intihar etmeye kalkıştım. 15 gün hastanede terapi gördüm. Eşime dönmemem halinde beni bulup öldüreceklerini, Türkiye’ye döndüğüm takdirde de beni yaşatmayacaklarını söylediler. Çaresiz geri döndüm. Çocuğum 11 aylıkken vefat etti. Tekrardan kaçtığım yere geldim. Orada üç yıl boyunca yalnız yaşadım."
Bunca ağır şeyler yaşamasına rağmen yaşam sevincini hiç mi hiç kaybetmemiş. Yaşamının sadece son 12 yılında mutlu ve huzurlu olduğunu söyleyen Ş.‘nin 12 yıldır yaptığı ikinci evliliğinden 4 çocuğu olmuş.
Yaşadıklarını bilince çıkarmış bir kadın edasını yansıtan Ş.‘ye, ailesiyle ilişkilerinin olup olmadığını sorduğumuzda ise şu cevabı veriyor: "Bana yaşattıklarına rağmen onlardan kopamadım. Bunu onların cahilliğine verip bağışladım. Şu anda pişmanlar yaptıklarına, ama ne fayda? Bana yaşattıklarını nasıl unutabilirim? Yüreğimde halen kocaman bir yara gibi duruyor. Hayallerimi aldılar benden. Okula gitmek istememe rağmen, okutmadılar bile.“
Schuhfabrik Derneği’nden psikoterapi yardımı ve okuma yazmayı öğrendiğini söyleyen Ş., bu kuruma çok şey borçlu olduğunu belirtiyor.
İlk kez geldiği Utamara’da kadınların mücadeleci karakteri Ş.‘nin dikkatini çekmiş. Onlar için ayakları üzerinde durabilen, güçlü kadınlar… Kadın haklarını savunmaları bir Kürt olarak gururumu okşadı“ diyor. Burada yapılacak farklı programlara da katılacağını belirten Ş., Utamara’nın başlattığı 'Her kadının bir hikayesi var‘ projesi için kendi hikayesini yazmak üzere yanımızdan ayrılıyor.

'Burada kadına güç, cesaret veriliyor'

Ziyarete gelen kadınlardan biri de, Muhubo Mahmoud. 7 çocuk annesi 46 yaşındaki Mahmoud, Somali’de başlayan iç savaş dolayısıyla Almanya'ya  göç etmiş. Dünya çapında kadın sünnetine karşı kampanyalar düzenleyen, yaşadıklarını Çöl Çiçeği isimli kitapta toplayan Somalili top model Waris Dirie’nin aşiretinden. Kendisi de sünnet olmasına, yaşanan iç savaştan dolayı mağdur olmasına rağmen Somali’nin o kadar da kadın düşmanı bir ülke olmadığını savunuyor. Yine de ülkesindeki problemleri dile getirmekten geri durmuyor: "Bizim orada kadınlar çalışabiliyor, eşinden boşandıktan sonra tekrar evlilik yapabiliyor. Kadınların en ağır yaşadığı problem; sünnet. İslami örf ve gelenekler adı altında kadına baskıcı kurallar uygulanıyor. Mesela, sünnetin Müslümanlıkla hiç bir alakası olmamasına rağmen İslam adetleri adı altında kadına uygulanıyor. Ancak eskisi kadar yaygın değil. Çünkü çok güçlü olmasa da kadın hakları için mücadele eden kurumlar var“.

Çevresinde bulunan Kürtlerden dolayı, Kürt kadınların kültür ve yaşayışları hakkında kısmen de olsa fikir sahibi olduğunu belirten Mahmoud, ancak mücadelelerine dair bir fikrinin olmadığını belirtiyor. Burada kadınlara güç, cesaret verilmesi, en çok hoşuna giden şey olmuş.


'Keşke Afganistan'da da olsaydı'
Soraya, Taliban rejiminin kendisine yaşattıklarının hala ağır travması altında olan bir kadın. Yaşadıklarını ne psikoterapistlere anlatabilmiş, ne de bir başkasına... Çok konuşamayacağını, seminerde anlatılanların dahi kendisini çok etkilediğini ifade ederek, özrünü belirtiyor. Her fırsatta bütün erkeklerden nefret ettiğini söylüyor, ancak konuşmasının devamını getiremiyor. Afganistan’da 1977 yılından beri kadın mücadelesi yürüten RAWA örgütünü (Afganistan Devrimci Kadınlar Birliği) hiç duymamış. Kadın hakları için ortak bir mücadeleyi örgütlemek ve böylelikle demokratik-laik değerler üzerinde yükselen özgür bir toplum yaratmak için mücadele eden bu örgütten bahsedildiğinde kulak kabartıyor.
Utamara’yı çok beğendiğini ifade eden Soraya, "Keşke Afganistan’da da böyle kurumlar olsaydı“ diyerek iç çekiyor. Afganistan’daki kadınların yaşadıklarını bir örnekle anlatıyor: Orada yaşayan kızkardeşim ve diğer kadınlar için çok üzülüyorum. Kardeşim evlendiğinden beri hayatı karardı; hasta annesini ziyarete dahi gitmesi yasaklandı. Sadece öldüğü gün bir günlüğüne gidebildi.“
Soraya Almanya’da yalnız yaşıyor. Schuhfabrik‘e de bu yüzden gidip geldiğini söylüyor. Diğer kadınlarla bir araya gelip, eğlenceler düzenlenmesinin kendisine iyi geldiğini belirtiyor.

'Kürtlerin mücadelesine ilgiliyim'

Ziynet Erfani ise kendisiyle birlikte gelen 3 İranlı kadından biri. Şeriat rejimiyle birlikte ülkesinde yaşamasının imkansız hale gelmesinden ötürü 1997’de ötürü eşiyle birlikte Almanya’ya iltica etmiş. Geçmişte, ülkedeki Kürt örgütleriyle birlikte komünist bir rejim için mücadele ettiğini söylüyor. Herhangi bir dine bağlı olmadığını, ateist olduğunu her fırsatta dile getiren Erfani, bunun İran’da büyük bir sorun olduğunu, bu yüzden de üniversiteden atıldığını dile getiriyor.
Schuhfabrik’in ilticacı olduğu dönemlerde kendilerine çok yardımcı olduğunu belirten Erfani, dernekten duyduğu memnuniyeti "Bize dil öğrettiler. Her türden insana destek sunuyorlardı. Bundan dolayı biz de kurumu yalnız bırakmıyoruz“ şeklinde ifade ediyor.
Utamara’yı çok beğendiğini ve memnun kaldığını söyleyen İrfani, buradaki kadınları 'çok güçlü kadınlar' diye tanımlıyor. Kürtlerin özgürlük mücadelesine çok ilgili olduğunu söyleyen Erfani, özgürlük temennisini dile getirmeden edemiyor: "Türkiye, Suriye ve Irak’ta olduğu gibi Kürtler, İran’da da haklarından mahrumlar. Hak gaspına karşıyım. Ben de bunun için savaştım geçmişte. Bu yüzden çok ilgiliyim. Kürtlerin bir an önce özgürlüklerini elde etmelerini diliyorum.“
Bir kadının yaşayabileceği en ağır olayları bizzat yaşayan ve tanıklık eden bu kadınların, yaşadıklarını bilince çıkmalarına rağmen, bunu güce dönüştüren eğilimler içerisinde olmak yerine, sistemin kendilerine sunduğu nimetlerle yetinip, sorgulamaktan uzak kaldıklarını gördük.
Bir Utamara yetkilisi, bu tür ziyaretlerde amaçlarının sadece Kürt kadınları tanıtmak olmadığını, zihinlerde güçlü soru işaretleri yaratmak olduğunu söylüyor. Dileğimiz, kadınların bu soru işaretlerinden yola çıkarak, yaşadıklarını bir güce kanalize etmeleri...


SOZDAR DERSİM