Ülkenin hemen hemen her cezaevinde bulunan PKK ve PAJK’li tutsakların başlattığı süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri son günlerde gündemine oturmuş bulunmaktadır. Eylemciler sadece iki somut taleple bedenlerini feda etmeye hazır olduklarını belirtiyorlar.

Ancak anadil gibi en doğal talepleri tartışması gereken bazı köşe yazıları, yayın organları, iktidar yandaşları, “Başkalarının emriyle açlık grevine girdiler”, “Bunlar siyasi talepler, bunlar için eylem yapılır mı” gibisinden laf cambazlıklarıyla, girilen ölümcül süreci bulandırmaya çalışmakta.
Bu talepler karşısında tıkanmış olan sürecin önünü açma, müzakerelerin tekrardan başlaması için çalışmalar yapılacakken, iktidarın “vurdumduymaz” bir karaktere bürünmesi, ölümleri bir gün daha hızlandırmaktan başka bir anlam ifade etmez. Tutsakların ve onları dışarıda destekleyen halkın birinci talebi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, ikincisi ise anadilde savunma ve eğitim hakkının tanınmasıdır.
Halbuki, en insani olan bu talepleri her gün AKP yetkililerden duyuyoruz. “Gerekiyorsa İmralı ile görüşülür”, “Kan duracaksa İmralı ile görüşülür” diyen Başbakan Erdoğan değil mi? Nitekim anadilde savunma yapabilmenin önünü açmak için çalışma başlatan kendileri. Peki, bu tutsaklar tarafından talep edildiğinde niye suiistimal edildiği söylenebiliyor.
Burada AKP Hükümetinin nasıl bir oyalama taktiğinin içine girdiği toplum tarafından açık bir şekilde görüldü. Bir kez daha takke düştü, kel göründü. Vicdanı körelmiş olanlar tüm yaşanacakları göz önüne getirerek, vicdan muhasebesine girmeleri gerekiyor.

Şakran 4 Nolu T Tipi Cezaevi